Esmâ’ül-Hüsna kısaca, Allah’ın güzel isimleri demektir. Bu isimlerin her biri, Allah’ın bir özelliğini anlatmaktadır. Aynı zamanda her bir isim, insanlar için bir dilek, bir istek kapısı hükmündedir ve insanlara da bakmaktadır. İnsanın başına gelen bir sıkıntı, bir ihtiyaç veya bir rahatsızlık sı­rasında bu isimlerle dua ettiği zaman, yüce Allah’ın dua eden kimseye cevap vermesi, duasını kabul edip isteğini yerine getirmesi kuvvetle ümit edilir.

Çünkü bu, yoldan geçen kalabalığa ve kalabalıktan bi­rine “hey bakar mısın!” demek gibi bir şeyle, kalabalıktaki şahsa ismen hitap edip mesela, “Ahmet, bakar mısın!” de­mek gibi bir şeydir. Ya da maliye bakanlığındaki işimiz için içişleri bakanlığına gitmek gibi bir yanlışı önlemektir. Bir bakanlığın işini başka bir bakanlık yapsa da dolaylı yapar veya hiç yapmaz, “bu benim işim değil” der. Tanıdığımız varsa belki yaptırabiliriz ama bizi yine ilgili yere yönlen­direrek yaparlar. Demirci dükkânında süt yoğurt satılmaz; manavda mücevherat satılmadığı gibi. Fakat yaptıraca­ğımız işle gittiğimiz bakanlığı birleştirirsek işimiz daha çabuk ve daha kolay, dolaşmadan, dolaştırılmadan kısa yoldan ve çabucak görülebilir. Tabii bu da istediğimiz işin olabilirliği ile de ilgilidir…

Bu küçük ve basit misallerle anlatmaya çalıştığımız gibi, yüce Allah’ın her bir ismi, bir sıkıntıya, bir işe ve ade­ta bir dert veya sevince göre ayrılmış gibidir. Rızk kapısı, başka, şifa kapısı başka, adalet kapısı başka, rahat ve hu­zur kapısı başkadır. Mesela, hastalık anında belli miktarda “Şâfi” ismini söyleyerek dua edip şifa istemek, rızk sıkıntısı ve geçim darlığı sırasında “Rezzak” ismini yine belli mik­tarda söyleyip yardım istemek gibi…

İnsanların bütün istek ve ihtiyaçlarını Allah’tan isteme­si, başı dara düştüğü zaman Ona yalvarıp yakarması kadar doğal bir şey yoktur. Bu nedenle yüce Allah’ın her bir ismi, aynı zamanda insanlara da bakmakta ve onlara adeta İlahi bir el gibi uzanmaktadır. Bu duruma işaretle Kuran-ı Ke­rimde, Hz. İbrahim (a.s)’in:

“Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur!” (Şuara, 26:80) dediği, onun ağzından nakledilerek, bize bir ders ve ibret örneği olarak bildirilmekte, hastalığımızın te­davisi için doktora gitsek, tıbbi yollara başvursak bile, yine hastalığımıza şifayı verenin Allah olduğu ve şifanın ondan istenmesi gerektiği ihtar edilmektedir. Başka bir ayette ise inanarak dua etmenin önemine işaretle şöyle buyrulmaktadır:

“Kullarım sana benden sorarlarsa ben gerçekten çok yakınım. Dua edenin çağrısına, bana çağırıp ya­kardığı anda cevap veririm. Haydi, onlar da bana karşı­lık versinler, bana inansınlar ki doğru ve iyiyi bulabil­sinler.” (Bakara, 2:186)

Hiç şüphesiz Allah (c.c), bize bizden yakın ve ne söyle­diğimizi işitmekte, ne istediğimizi bilmektedir. Zaten dua eden kimse buna inanarak dua etmezse, kendi istediğine kendisi inanmadığı için elbette duası kabul olmaz ve gay­retleri boşa çıkar. Onun için bir başkasının yaptığı dua bile engellere takılır yerine ulaşmaz. Bu nedenle önce ihtiyaç sahibi kimse, kendi ihtiyacını bilecek ve isteğinde ısrarlı olacak…

Bunun yanında sebeplere göre hareket edip çalışmak ne kadar gerekliyse bir o kadar da duanın önemi olduğu unutulmamalıdır. Sebepleri de yaratanın yüce Allah (c.c) olduğunu unutmadan onlara müracaat etmekte bir mah­zur yoktur. Ancak, her şeyi sebeplerden ibaret görmek yan­lıştır. Bir işin olması için bazen sebepler de fayda vermiyor. Mesela: Bağ ve bahçelerimizdeki meyve ağaçlarında ge­nellikle bir yıl meyve olursa gelecek yıl olmuyor ya da az oluyor. Oysa ağaç aynı ağaç, yer, toprak, su ve hava yine aynı. Güneş aynı, iklim aynı… Bunun en açık görüldüğü ağaçlar zeytin, badem ve ceviz ağaçlarıdır…

Kısacası, bize hadisi şeriflerde ulaştırılan yüce Allah’ın 99 ismi vardır. Biz Lafza-i Celâl yani “Allah” ismini de izah amacıyla sıraya koyduğumuz için burada sayı 100 oldu. Ayrıca yüce Allah’ın daha birçok ismi vardır ki bazılarını değişik kanallardan nakledip sizinle az ileride kitabın için­de paylaştık. Paylaşmadıklarımız da var ancak ayrıca bir kitaplık konu. Celcelutiyye ve Berhetiye duasında geçen isimler gibi.

Bu esmaların her birinin de birçok sırları, hikmetleri, özellikleri ve havasları vardır. Bu özelliklerden bir kısmı da insanların istek ve ihtiyaçlarına cevap verme şeklindedir. Allah’ın güzel isimleri ve onlarla dua etmek ve onları inkâr edip reddedenlerle, inanıp yanlış işlerde kullananlar hak­kında Kur’an-ı Kerimde şöyle buyrulmaktadır:

“En güzel isimler Allah’ındır. Bundan dolayı Allah’a onlarla dua edin. Onun isimlerinde sapıklık eden mülhitleri (inkârcıları) terk edin. Onlar yakında yaptıkları­nın cezasını çekecekler.” (A’raf, 7:180)