9. Tevbe Suresi

(Medine’de nazil olmuştur ve 129 ayettir. 104. ayet tevbe ile ilgili olduğu için sureye bu isim verilmiştir. Surenin bundan başka birçok ismi olup en meşhuru Berâe’dir. Tevbe suresi in­diğinde, Hz. Peygamber bu ayetleri Mekke’de bulunanlara ilan etmesi için Ebu Bekir’i görevlendirdi. Ama sonra Cebrail (a.s) Peygamber’ e gelerek, Allah-u Teâlâ’nın «Bu emri ya kendin veya kendin gibi birisi tebliğ etmelidir!» emrini bildirince Peygamber hemen Mü’minlerin Emiri Ali’yi Ebu Bekir’in arkasından gönderip ayetleri ondan almasını ve müşrik­lere bizzat kendisinin okumasını buyurdu. İmam Ali yolda Ebu Bekir’e yetişip, ayetleri onun elinden aldı. Hz. Ali bayramın birinci günü Akabe Cemresi yanında ayağa kalkarak kendisinin Peygamber tarafından gönderilmiş bir elçi olduğunu bil­irdi ve bir konuşma yaptıktan sonra da oradakilere bu surenin bazı ayetlerini okudu. Böylece bu olayda da Hz. Ali’nin,«Peygamber’in kendisi»nden olan biri olduğu bil­dirilmiş oldu.)

1- (Bu,) Allah’tan ve elçisinden, müş­riklerden kendileriyle anlaşma yaptığı­nız kimselere bir beraat (ilişkileri kesme) ilanıdır.

2- Yeryüzünde dört ay daha dolaşabi­lirsiniz. Allah’ı aciz bırakamayacağını­zı, Allah’ın küfre sapanları rezil edece­ğini bilin.

3- (Bu,) En büyük hac (hacc-ı ekber) gü­nünde Allah ve Resulünden insanlara bir bildiridir: Allah ve Resulü müşrik­lerden uzaktır. Eğer tövbe ederseniz, bu sizin için daha hayırlıdır ve eğer yüz çe­virirseniz bilin ki, siz Allah’ı aciz bıra­kacak kimseler değilsiniz. (Ey Muham­med!) Küfre sapanlara elem verici bir azabı müjdele!

4- Yalnız, antlaşma hükümlerinde si­ze karşı bir eksiklik yapmayan ve aley­hinizde kimseye yardım etmeyen müş­riklerle yaptığınız antlaşmaya sonuna kadar riayet edin. Allah takva sahipleri­ni sever.

5- Hürmetli aylar çıkınca, şirk ko­şanları bulduğunuz yerde öldürün, onla­rı yakalayıp hapsedin, her gözetleme yerinde onları bekleyin. Eğer tövbe eder, namaz kılar ve zekât verirlerse yollarını açıverin. Doğrusu Allah bağış­layıcı ve merhamet edicidir.

6- Eğer müşriklerden biri, senden aman dilerse, Allah’ın sözünü dinlemesi için ona aman ver. Sonra onu güvenlik içinde olacağı yere ulaştır. Bu, onların elbette bilmeyen bir topluluk olmaları nedeniyledir.

7- Mescid-i Haram’ın yanında antlaştıklarınızın dışında, şirk koşanların Allah katında ve Resulü nezdinde nasıl bir antlaşmaları olabilir? Size doğru davrandıkça siz de onlara doğru davra­nın. Allah, takva sahiplerini sever.

8- Nasıl (anlaşmaları) olabilir ki? Size üstün gelselerdi ne bir yakınlık, ne de bir anlaşma gözetirlerdi. Kalpleriyle as­la istemezlerken, sizi ağızlarıyla hoşnut etmeye uğraşırlar ve çokları fasıklardır.

9- Allah’ın ayetlerini az bir değer karşılığında sattılar ve O’nun yolundan alıkoydular. Onların işledikleri gerçek­ten pek de kötüdür!

10- Onlar hiç bir mü’min hakkında akrabalık veya anlaşma (hürmetini) gözetmezler. İşte aşırı gi­denler bunlardır.

11- Eğer tövbe eder, namaz kılar ve zekât ve­rirlerse, sizin din kardeşiniz olurlar. Bilen kimse­ler için ayetleri uzun uzadıya açıklıyoruz.

12- Eğer antlaşmalarından sonra, yeminlerini bozarlar ve dininize dil uzatırlarsa, küfrün önder­leriyle çarpışın; çünkü onlar için yemin yoktur. Umulur ki (böylece) vazgeçerler.

13- Yeminlerini bozan ve peygamberi sürgüne göndermeye azmeden bir toplumla, önce kendileri başlattığı halde savaşmanız gerekmez mi? Onlardan korkar mısınız? Eğer iman etmişseniz bilin ki asıl korkmanız gereken Allah’tır.

14- Onlarla savaşın ki Allah sizin ellerinizle onları cezalandırsın, onları rüsva etsin, onlara karşı size yardım edip zafer yolunu açsın ve mü­’minlerin gönüllerini ferahlatsın.

15- Ve onların kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah bilendir, hikmet sahibidir.

16- Allah, içinizden cihat edenleri; Allah’tan, Peygamberinden ve iman edenlerden başka sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan sizi kendi halinize bırakacağını mı zannediyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

17- Müşriklere, kâfir olduklarına bizzat kendileri tanıklık ettikleri halde Allah’ın mescitlerini onarmak düşmez. Onların bütün yaptıkları boşunadır. Onlar ebedi olarak ateşte kalacaklardır.

18- Allah’ın mescitlerini sadece, Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namaz kılan, zekât veren ve ancak Allah’tan korkan kimseler onarabilir, işte bunların başarıya ermişlerden olmaları umulur.

19- Hacca gelenlere su vermeyi ve Mescid-i Haram’ı onarmayı, Allah’a ve ahiret gününe iman edip de Allah yolunda savaşan kimse gibi mi tuttunuz? Al­lah katında bir değillerdir; Allah zalimleri hidayete eriştirmez.

(Bu ayet, Ali, Hamza, Cafer, Abbas ve Şeybe hakkında inmiştir. Abbas Ali’ye karşı övünerek, «Ben senden daha faziletliyim çünkü hacılara su vermek benim elimdedir» iddiasında bulunurken Şeybe, «Ben de senden daha faziletliyim, çünkü Mescid-i Haram’ı tamir etmek benim elimdedir» demişti. Bunlara karşı İmam Ali şöyle buyurdu: «Ben ikinizden daha faziletliyim. Çünkü sizden önce Allah’a iman ettim ve Allah yolunda cihatta ve hicrette bulundum.» İkisi de dedi ki: «Bizler Resulullah’in (s.a.a) vereceği hükme razıyız.» Be­raberce Resulullah’ ın huzuruna varıp, herkes de­diğini tekrarladıktan sonra, yüce Allah Peygam­ber’ine mezkûr ayeti indirdi.)

20- İman eden, hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihat eden kimselere, Allah katında en büyük dereceler vardır. İşte kurtulanlar onlardır.

21- Rableri onlara katından bir rah­met, hoşnutluk ve içinde tükenmez ni­metler bulunan cennetleri müjdeler.

22- Orada ebedi kalacaklardır. Doğ­rusu büyük ecir Allah katındadır.

23- Ey iman edenler! Babalarınızı ve kardeşlerinizi, küfrü imana tercih ediyorlarsa, veliler edinmeyin. Sizden on­ları kim veli edinirse, doğrusu işte zalim olanlar onlardır.

24- De ki: «Babalarınız, oğullarınız, kardeşle­riniz, eşleriniz, akrabanız, elde ettiğiniz mallar» durgun gitmesinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler; sizce Allah’tan, peygamberinden ve Allah yolunda savaşmaktan daha sevgili ise, Allah’ın buyruğu gelene kadar bekleyin. Allah fasık topluluğu hidayete eriştirmez.

25- Allah birçok yerlerde ve Huneyn gününde size yardım etti. Hani çok sayıda oluşunuz böbürlendirip gururlandırmıştı, fakat size bir şey de sağlayamamıştı. Yer ise, bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti de sonra (bozguna uğrayarak) gerisin geri dönüp kaçmaya başlamıştınız.

26- Sonra Allah, elçisine ve mü’minlere güvenlik verdi, görmediğiniz askerler indirdi ve kâfirleri azaba uğrattı. İşte kâfirlerin cezası budur.

27- Allah bundan sonra da dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah bağışlayıcı ve merhamet edi­cidir.

28- Ey iman edenler! Doğrusu şirk koşanlar necistirler. Bu sebeple, bu yıllarından sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer fakirlikten korkarsanız, (bilin ki) Allah dilerse sizi bol nimetiyle zenginleştirir. Allah şüphesiz bilendir, hikmet sahibidir.

29- Kitap verilenlerden, Allah’a, ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve peygamberinin haram kıl­ağını haram saymayan ve hak dinini din edinme-yenlerle, küçülerek kendi elleriyle cizye verene kadar savaşın.

30- Yahudiler, «Üzeyir Allah’ın oğludur» dediler. Hıristiyanlar ise, «Mesih Allah’ın oğludur» dediler. İşte bu, onların ağızlarıyla geve­ledikleri sözlerdir. (Sözlerini) Daha önce kâfir olmuş kimselerin sözlerine benze­tiyorlar. Allah onları katletsin! Nasıl da (haktan) döndürülüyorlar!

31- Onlar Allah’ı bırakıp hahamları­nı, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i de Rabler edindiler. Oysa tek ilahtan başkasına ibadet etmemekle emrolun-muşlardı. Ondan başka ilah yoktur. Al­lah, koştukları eşlerden münezzehtir.

32- Allah’ın nurunu ağızlarıyla sön­dürmek isterler. Kâfirler istemese de Al­lah nurunu tamamlamaktan kesin vaz­geçmez.

33- Şirk koşanlar hoşlanmasa da di­nini bütün dinlerden üstün kılmak üze­re, peygamberini hidayet ve hak dinle gönderen Allah’tır.

34- Ey iman edenler! Hahamlar ve rahiplerin çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler. Allah yolundan alıkoyarlar. Altın ve gümü­şü biriktirip Allah yolunda infak etmeyenlere can yakıcı bir azabı müjdele.

35- Bunlar cehennem ateşinde kızdırıldığı gün, alınları, böğürleri ve sırtları onlarla dağlanacak «Bu, kendiniz için biriktirdiğinizdir; biriktirdiğinizi tadın» denecek.

36- Şüphesiz, Allah katında ayların sayısı» gökleri ve yeri yarattığı günden beri Allah’ın kitabında on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte dosdoğru olan din budur. Öyleyse bunlarda kendinize zulmetmeyin. Onlar sizlerle topluca savaştığı gibi, siz de müşriklerle topluca savaşın ve bilin ki hiç şüphesiz Allah, takva sahipleriyle beraberdir.

37- (Haram ayları) Ertelemek ancak küfürde bir artıştır. Bununla (Beni Kenane’den kimileri tarafından sadece) küfre sapanlar şaşırtılıp saptırılır. Allah’ın haram kıldığına sayı bakımından uymak için, onu bir yıl helal, bir yıl haram kılıyorlar. Böylelikle Allah’ın haram kıldığını helal kılmış oluyorlar. Yaptıklarının kötülüğü kendilerine süslendirilmiştir. Allah, küfre sapan bir topluluğa hidayet et­mez.

(Kinane oğulları’ndan bir adam her yıl hacc mevsiminde eşeğinin sırtında Mekke’ye gelir ve şöyle derdi, «Ey ahali, ben ne kınanırım, ne hayal kırıklığına düşürülürüm ve ne de sözüm reddedilir. Biz bu yıl Muharrem ayının yasak sayılmasını ve sefer ayının onun arkasından gelmesini kararlaştırdık!» Aynı adam ertesi yıl da gelir ve aynı girişi yaptıktan sonra şöyle derdi, «Biz bu yıl Sefer ayının yasak ay olmasını ve Muharrem ayının geriye atılarak bu aya aktarılmasını karar­laştırdık.» İşte yüce Allah bu uygulamaya işaret ediyor. Yani Allah’ın yasağını çiğneyerek herhan­gi bir haram ayı bir sonraki aya aktarırlardı.)

38- Ey iman edenler! Size ne oldu ki, «Allah yolunda, savaşa çıkın» dendiği zaman yere ağırlık edip (yüklenip) kaldı­nız? Oysa dünya hayatının geçimi ahirete göre pek az bir şeydir.

39- Eğer seferber olmazsanız, Allah size elem verici bir azapla azap eder ve yerinize başka bir topluluk getirir. Siz O’na hiç bir şeyle zarar veremezsiniz. Allah her şeye kadirdir.

40- Siz ona (peygambere) yardım etmezseniz, Allah ona yardım eder. Hani küfre sapanlar ikiden biri olarak onu (Mekke’den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında (Peygamber) arkadaşına şöyle diyordu: «Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir.» Böylece Allah ona (Peygamber’e) huzur ve güvenlik duygusunu indirmişti, onu sizin görmediği­niz ordularla desteklemiş, küfre sapanların da kelimesini (şirk inançlarını) alçaltmıştı. Oysa Allah’ın kelimesi (tevhit) ise, yüce olandır. Allah üstün ve güçlü olandır, hikmet sahibidir.

(Burada, kâfirlerin Hz. Peygamber’i (s.a.a) öldürmeye karar verdikleri ve tam öldürecekleri gece Hz. Peygamber’in (s.a.a) Mekke’den Medi­ne’ye hicret için yola çıktığı zamana değinilmek­tedir. O zamana dek Müslümanların çoğu ikişer üçer Medine’ye hicret etmiş ve Mekke’de sadece bir kaç çaresiz Müslüman ile kalplerinde nifak bu­lunan ve emin olmayan bazı Müslüman geçinen kimseler kalmıştı. Bu sebepten dolayı Hz. Pey­gamber (s.a.a) kendisini takip edeceklerini bildiği için yanına Ebu Bekir ‘i aldı. Medine ‘ye giden kuzey yolunu takip etmek yerine güneye doğru yol aldı ve üç gün boyunca «Sevr» mağarasında kal­dı. O sırada kana susamış düşmanlar tüm Mekke çevresinde onu aramışlar ve bazıları onun saklan­dığı mağaranın ağzına kadar gelmişlerdi. Bu kri­tik durumda Ebu Bekir onların mağaraya girip kendilerini göreceklerinden korkarak heyecanlan­mıştı. Fakat Hz. Peygamber (s.a.a) sükûnetini ko­rumuş ve ona, «Üzülme, Allah bizimle beraber­dir» diyerek teselli vermişti.)

41- Gerek hafif, gerek ağır olarak (öz­rü olan ve olmayan herkes), hep birlikte se­ferber olunuz. Allah yolunda mallarınız­la, canlarınızla cihat edin. Bilirseniz bu sizin için hayırlıdır.

42- Eğer yakın (hemen erişilir) bir dün­ya malı ve rahat bir yolculuk olsaydı, sana uyarlardı; fakat çıkılacak yol onla­ra uzak geldi. Kendilerini helak ederek, Gücümüz yetseydi sizinle beraber çı­kardık diye Allah’a yemin ederler. Al­lah, onların yalancı olduğunu elbette bi­liyor.

43- Allah seni affetsin! Doğru söyle­yenler sana açıkça belli oluncaya ve yalancıları da öğreninceye kadar niye on­lara izin verdin?

(Peygamberin (s.a.a) savaşlara katılmama hususunda münafıklara izin vermesi, asla bu yüce insanın kötü tedbirde bulunduğunun ve yöneticili­ğinin zayıf olduğunun nişanesi değildir. Aksine Peygamber’in zarafetini, yöneticilik letafetini, güçlü ve fevkalade tedbirini göstermektedir. So­nuçta da Peygamber bu konuda asla kınanmış de­ğildir. Aksine Allah inatçı münafıkları kınamak için, bu şekilde Hz. Resul’e hitap etmiş ve adeta kendisine şöyle buyurmuştur: «Ey Peygamberim! Senin izin verip vermemenin onlar için bir farklı­lığı yoktur. Onlar asla savaş meydanlarına katıl­mayacaklardı. Ama eğer sen izin vermeseydin, münafıkların nifakı ve çirkin yüzleri daha çabuk ortaya çıkacaktı; yoksa sen kötü bir iş yapmış de­ğilsin.» Ayette yer alan, «Allah seni affetti» cümlesi de şefkat, merhamet, ilgi izharı, yumuşaklık ve benzeri sebeplerden dolayı söylenmiş bir dua cümlesidir. Nitekim Türkçe’de de yaygın olduğu üzere şöyle demekteyiz: «Allah sana hayır versin, ne yaptığını gördün mü?» veya şöyle demekteyiz: «Allah seni affetsin, onların ne yaptığını gördün mü?» Bu cümleler, Zemahşeri’nin sandığı gibi muhatabın bir günah işlediğine delalet etmemek­tedir. Örnek olarak küstah bir insan, saygın bir in­sana terbiyesizlik yapmak istemektedir. Bu sahne­yi gören başka birisi ise zorla, ricayla veya herhangi bir yolla bu küstahlığa engel olmak iste­mektedir. Burada o saygın insan, bu sahneyi gören o şahsa şöyle diyebilir: «Allah sana rahmet etsin. Neden engel oldun? Bıraksaydın onlar istedikleri­ni yapsaydı da herkes onun nasıl küstah bir insan olduğunu görseydi.» Açıkça görüldüğü üzere bu sahneye şahit olan kimse hiçbir günaha bulaşma­mıştır. Aksine gerekli ve layık bir iş yapmıştır. O saygın insan da diğerinin yaptığından asla rahat­sız olmamıştır. Hatta bundan dolayı çok da mutlu­dur. Bu açıdan «Allah seni affetsin» cümlesi asla uygunsuz bir iş yaptığı anlamında değildir ve «ne­den onun bu işi yapmasına izin vermedin» cümle­si de o şahsı kınamak için söylenmiş değildir, ak­sine yumuşaklık, merhamet ve şefkat üzere söylenmiş sözlerdir.)

44- Allah’a ve ahiret gününe iman edenler; mallarıyla ve canlarıyla savaşmak hususunda (bahane uydurarak) senden izin istemezler. Allah takva sahiplerini bilir.

45- Ancak Allah’a ve ahiret gününe inanmayan ve kalpleri şüpheye düşüp şüphelerinde bocalayan kimseler senden izin isterler.

46- Eğer savaşa çıkmak isteselerdi bir hazır yaparlardı. Ama Allah davranışlarını beğenmedi de onları alıkoydu, oturanlar (acizler) ile beraber oturun denildi.

47- Eğer İçinizde (onlar da savaşa) çıksalardı, size bozgunculuktan başka bir katkıları olmazdı ve fitneye düşürmek için aranıza sokulurlardı. İçinizde onlara kulak verenler var. Allah kendilerine zulmedenleri bilir.

48- Hiç şüphesiz daha önce de fitne koparmak demişlerdi. Sana karşı bir takım işler çeviriyor­lardı, sonunda onlar istemedikleri halde hak orta­ya çıktı, Allah’ın emri üstün geldi.

49- Onlardan, «Bana (geride kalmam için) izin ver, beni fitneye düşürme» diyen vardır. İyi bilin ki onlar zaten fitneye düşmüşlerdir. Şüphesiz Ce­hennem, kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır.

50- Sana bir iyilik gelince onların fenasına gider; bir kötülük gelse, «Biz önceden tedbirimizi almıştık» derler ve sevinerek dönüp giderler.

51- De ki: «Allah’ın bize yazdığından başkası başımıza gelmez. O bizim mevlamızdır; iman edenler sadece Allah’a güvenmelidir.»

52- De ki: «Siz bizim için iki güzellikten (şehitlik veya zaferden) birinin dışında bir şey mi beklemektesiniz? Oysa biz Allah’ın kendi ka­tından veya elimizle, sizi bir azaba uğ­ratmasını bekliyoruz. Bekleyiniz, doğ­rusu biz de sizinle birlikte bekleyenler­deniz.»

53- De ki: «İster gönüllü verin ister gönülsüz, sizden (sadaka) asla kabul olunmayacaktır. Siz şüphesiz yoldan çı­kanlarsınız .»

54- Verdiklerinin kabul olunmasına engel olan, Allah’ı ve peygamberini in­kâr etmeleri, namaza tembel tembel gel­meleri, istemeye istemeye infakta bulunmalarıdır.

55- Artık onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Allah bunlarla onlara dünya hayatında azap etmek ve canlarının kâfir olarak çıkmasını ister.

56- Sizden olmadıkları halde, sizden olduklarına dair Allah’a yemin ederler. Oysa onlar korkak bir topluluktur.

57- Bir sığınak veya mağara yahut girecek bir yer bulmuş olsalardı, çarça­buk oraya yönelirlerdi.

58- Sadakalar (zekâtlar) hakkında seni ayıplayanlar vardır. Onlara verilirse hoşnut olurlar, verilmezse, hemen öfkeleniverirler.

59- Eğer onlar, Allah ve peygamberi­nin kendilerine vermiş oldukları şeylere razı olsalar ve «Allah bize yeter, O ve peygamberi bol nimetinden bize vere­cektir, biz gerçekten ancak Allah’a rağ­bet edenleriz» deselerdi (daha hayırlı olur­du).

60- Sadakalar (zekâtlar), Allah’tan bir farz olarak yoksullara, düşkünlere, onu toplayan memurlara, kalpleri Müslü­manlığa ısındırılacaklar içindir ve köle­ler, borçlular, Allah yolunda olanlar ve yolda kalanlar uğrunda verilir. Allah bi­lendir, hikmet sahibidir.

61- İkiyüzlülerin içinde, «O (her sözü dinleyen) bir kulaktır» diyerek peygambe­ri incitenler vardır. De ki: «O sizin için hayırlı bir kulaktır. Allah’a iman eder, mü’minlere inanıp güvenir ve sizden iman edenler için de bir rahmettir.» Al­lah elçisine eziyet edenler (bilsin ki), onlar için acıklı bir azap vardır.

(Bu, münafıkların Hz. Peygamber’e (s.a.a) yönelttikleri suçlamalardan biriydi. Hz. Peygamber (s.a.a) herkesi dinledi­ği ve herkesin istediği şeyi söylemesine izin verdiği için onlar bunu hata olarak görürler ve şöyle derlerdi: «O saf bir adam. Herkes ona rahatça yaklaşıp dilediğini söyleyebilir, o da he­men her duyduğuna inanıyor!» O’nun herkesi dinlemesi aslın­da iyi bir şeydi. Fakat münafıklar fakir ve mütevazı Müslü­manların Hz. Peygamber’in (s.a.a) yanına yaklaşmalarını engelleyebilmek için, bunu sanki kötü bir özellik imiş gibi yaydılar. Münafıklar, bu gerçek mü’minlerin kendi düzenlerini, kötülüklerini ve düşmanca konuşmalarını gidip Hz. Peygamber (s.a.a) haber vermelerinden hoşlanmıyorlardı. Hz. Peygamber’in (s.a.a) kendileri gibi «saygın» kimseleri değil de bu fakir ve basit insanları dinleyip onlara inanmasına çok kızıyorlardı.)

62- Sizi hoşnut etmek için Allah’a yemin eder­ler. Oysa eğer inanıyorlarsa Allah’ı ve Resulünü razı etmeleri daha layıktır.

63- Allah’a ve elçisine karşı koymaya kalkışana, ebedi kalacağı cehennem ateşi bulunduğunu bilmezler mi? İşte büyük rezillik budur.

64- İkiyüzlüler, kalplerinde olanı haber verecek bir surenin inmesinden çekiniyorlar. De ki: “Alay edin bakalım, Allah çekindiğiniz şeyi mut­laka ortaya koyacaktır.»

65- Onlara soracak olursan, «Biz dalmış, eğleniyorduk» derler. De ki: «Allah ile O’nun ayetle­rle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz?»

66- Mazeret beyan etmeyin, inandıktan sonra küfre saptınız. İçinizden bir topluluğu affetsek bile suçlu olduklarından dolayı bir topluluğa da azap ederiz.

67- İkiyüzlü erkek ve kadınlar da birbirlerindendir. Kötülüğü emreder, iyi­likten alıkoyar, ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unuttular. Allah da onları unuttu! Çünkü münafıklar fâsıkların ta kendileridir.

68- Allah, ikiyüzlü erkek ve kadınla­ra ve küfre sapanlara, ebedi kalacakları cehennem ateşini hazırlamıştır. O, onla­ra yeter. Allah onları lanetlemiştir ve onlar için sürekli bir azap vardır.

69- Sizden önceki (münafık ve kâfir) kimseler gibi (hareket etmektesiniz). Onlar sizden kuvvet bakımından daha güçlü, mal ve çocuklar bakımından daha çok idiler. Onlar kendi paylarıyla yararlan­maya baktılar; siz de sizden öncekilerin kendi paylarıyla yararlandıkları gibi, kendi paylarınızla yararlanmaya baktı­nız ve siz de (dünyaya) dalanlar gibi (dün­yaya) daldınız. İşte onların dünya ve ahirette bütün amelleri boşa çıkmıştır. İşte onlar hüsrana uğrayanlardır.

70- Kendilerinden önce olan Nuh, Ad, Semud kavimlerinin, İbrahim kavminin, Medyen ve altüst olmuş şehirler halkının haberleri onlara gelmedi mi? (Oysa) Peygamberle­ri onlara belgeler ile gelmişti. Allah, onlara zul­mediyor değildi; lakin onlar kendilerine zulmedi­yorlardı.

71- Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar bini­lerinin velileridir; iyiyi emrederler, kötülükten sakındırırlar, namaz kılarlar, zekât verirler, Allah’a ve elçisine itaat ederler. İşte Allah bunlara rahmet edecektir. Allah şüphesiz güçlüdür, hikmet sahibidir.

72- Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaat etmiştir. Allah’tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş budur.

73- Ey Peygamber! Küfre sapanlar ve ikiyüz­lülerle savaş; onlara karşı sert davran. Varacakla-rı yer cehennemdir; pek de kötü bir dönüş yeridir orası!

74- (Senin hakkında bir şey) Söylemediklerine dair Allah’a yemin ediyorlar. Hâlbuki o küfür sözünü Ebette söylediler ve Müslüman olduktan sonra kâfir oldular. Başaramadıkları bir işe (suikasta) yeltendiler ve sırf Allah ve Resulü kendi lütuflarından onları zenginleştirdiği için öç almaya kalkıştılar. Eğer tövbe ederlerse onlar için daha hayırlı olur. Yüz çevirirlerse Allah onları dünyada da ahirette de elem verici bir azaba çarptıracaktır. Yeryüzünde onların ne bir velisi, ne de yardımcısı vardır.

(Burada münafıkların Tebük Seferi sırasında kurdukları kastedilmektedir. Dönüş sırasında müna­fıklar Hz. Peygamber’i (s.a.a) geceleyin bir tepe üzerinden geçerken bir çukura itip düşürmeyi planladılar. Hz. Peygamber (s.a.a) bu planı haber aldı ve kendisi, Ammar b. Yasir ve Huzeyfe ile kı­sa yoldan, yani tepelerin üzerinden giderken, or­dunun tepelerin çevresindeki uzun yolu takip et­mesini emretti. Yolda giderken yüzleri örtülü bir grup münafığın kendilerini takip ettiğini gördüler. Bunun üzerine Huzeyfe develerini uzaklaştırabil­mek için onlara doğru ilerledi. Fakat münafıklar onun kendilerine yaklaştığını görünce dehşete düştüler ve tanınmamak için kaçmaya başladılar.)

75- Onlardan kimi de «Allah bize bol nimetinden verecek olursa, hiç şüphesiz sadaka vereceğiz ve iyilerden olacağız» diye Allah’a kesin söz vermişlerdi.

76- Allah onlara bol nimetinden ve­rince cimrilik ettiler ve (Allah’ın emrine) sırt dönücüler olarak (sözlerinden) yüz çe­virdiler.

77- Allah’a verdikleri sözden caydık­ları ve yalan söyledikleri için O’nunla karşılaşacakları güne kadar (bu davranışla­rı) kalplerinde sürekli bir nifak oluştur­du.

78- İkiyüzlüler, Allah’ın onların gizli tuttuklarından ve fısıldattıklarından haberdar olduğunu ve Allah’ın görünme­yenleri çok iyi bilen olduğunu bilmiyor­lar mıydı?

79- Sadaka vermekte gönülden dav­ranan müminlere dil uzatan ve güçleri­nin yetebildiğinden başkasını bulama­yanlarla alay edenler var ya, Allah da onları alaya alır ve onlar için elim bir azap vardır.

80- Onlar için bağışlanma dile veya dileme, birdir. Onlar için yetmiş defa bağışlanma dilesen, yine de Allah onla­rı bağışlamayacaktır. Bu, Allah’ı ve peygamberini inkâr etmelerinden ötürü­dür. Allah yoldan çıkan topluluğu hidayete eriştirmez.

81- Allah Resulü’ne karşı olarak ge­ride kalanlar, oturup kalmalarına sevin­diler. Allah yolunda mallarıyla ve canla­rıyla cihat hoşlarına gitmedi. «Sıcakta savaşa çıkmayın» dediler. De ki: «Ce­hennem ateşi daha sıcaktır.» Keşke anlayabilseler!

82- O halde kazandıklarının cezası olarak bundan böyle az gülsünler, çok ağlasınlar.

83- Bundan böyle, Allah seni onlar­dan bir topluluğun yanına döndürür de (yine savaşa) çıkmak için senden izin isterlerse, de ki: «Kesin olarak benimle hiç bir za­man (savaşa) çıkamazsınız ve kesin olarak benim­le bir düşmana karşı savaşamazsınız. Çünkü siz oturmayı ilk defa hoş gördünüz; öyleyse geride kalanlarla birlikte oturun.»

84- Onlardan ölen birinin üzerine asla namaz kılma, mezarı başında da durma! Çünkü onlar Allah’ı ve peygamberini inkâr ettiler ve fasıklar ola­rak öldüler.

85- Malları ve çocukları seni imrendirmesin; Allah bunlarla onlara dünyada azap etmek ve canlarının kâfir olarak çıkmasını ister.

86- «Allah’a iman edin ve peygamberi ile birlikte cihad edin» diye bir sure inmiş olsa, onların gücü yetenleri sizden izin isterler ve «Bizi bırak oturanlarla beraber kalalım» derler.

87- (Savaştan) Geri kalan (kadınlar) ile beraber ol­maya razı oldular. Onların kalpleri mühürlenmiş­tir, bu yüzden anlamazlar.

88- Ama peygamber ve onunla beraber bulu­nan mü’minler, mallarıyla ve canlarıyla savaştılar. İşte iyilikler onlaradır ve kurtuluşa erenler de on­lardır.

89- Allah onlara temelli kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş budur.

90- Bedevilerden savaşa katılmamak için özür belirtenler, (hiç değilse) kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah’a ve Resulüne yalan söyleyenler de oturdular (ne geldiler, ne de özür dilediler). Onlardan küfre sapanlara, elem verici bir azap erişecektir.

91- Güçsüzlere, hastalara ve infak edecek bir şeyi bulunmayanlara, Allah ve elçisi için iyilik diledikleri müddetçe sorumluluk yoktur. (Bu) İhsan sahipleri­nin aleyhinde bir yol yoktur. Allah ba­ğışlayandır, merhamet edendir.

92- Bir de kendilerini bindirmen için sana her gelişlerinde onlara, «Sizi bindi­recek bir şey bulamıyorum» dediğin ve infak edecek bir şey bulamayıp hüzün­lerinden dolayı gözlerinden yaşlar boşanarak geri dönenler üzerinde de (sorumlu­luk) yoktur.

93- Sadece senden izin isteyen ve ge­ride kalanlarla bulunmaya razı olanlar aleyhine (kınanma ve cezalandırılma için) yol vardır. Allah onların kalplerini mühürlemiştir. Bundan dolayı onlar, bilmezler.

94- Onlara döndüğünüzde size özür beyan ederler. Onlara De ki: «Özür be­yan etmeyin, size asla inanmayacağız, Allah bazı haberlerinizi bize bildirmiş­tir. Allah da peygamberi de (özrünüzün ya­lan olduğunu gösteren) amellerinizi göre­cektir. Sonunda, görülmeyeni ve görü­neni bilen Allah’a geri çevrileceksiniz. O, yaptıklarınızı size haber verecektir.»

95- Onların yanına döndüğünüz za­man size, kendilerinden (cezalandırmaktan) vazgeçmeniz için Allah adına yemin içecekler. Artık onlardan yüz çevirin. Çünkü onlar pisliktir ve kazanmakta ol­duklarına (kötü işlerine) karşılık ceza ola­rak varacakları yer cehennemdir.

96- Kendilerinden hoşnut olmanız için size yemin ederler. Siz onlardan hoşnut olsanız bile, Allah, gerçekten fasık kimselerden hoşnut olmaz.

97- Bedeviler, küfür ve nifak bakımından daha şiddetlidir. Allah’ın Resulüne indirdiği sınırları bilmemeye de onlar daha elverişlidir. Allah bilen­dir, hikmet sahibi olandır.

98- Bedevilerden, Allah yolunda infak ettikle­rini ziyan sayanlar ve sizin başınıza belalar gelmesini bekleyenler vardır. Belalar onlara olsun. Allah şüphesiz işitendir ve bilendir.

99- Bedevilerden, Allah’a ve ahiret gününe iman eden, infak ettiği şeyleri ve peygamberin dualarını Allah katında bir yakınlık (vesilesi) sayanlar da vardır. İyi bilin ki bunlar (ettikleri infak ve aldıkları dua), onlar için bir yakınlıktır. Allah onları
rahmetine sokacaktır. Allah şüphesiz bağışlayandır ve merhamet edendir.

100- (İslam dinine girme hususunda) Muhacirler ve ensardan ilk öncüler ile onlara güzellikle tabi olanlardan Allah razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. Allah onlara, içinde ebedî kala­cakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük kurtuluştur.

101- Çevrenizdeki bedeviler içinde münafıklar ve Medineliler içinde de nifakta direnenler vardır. Onları siz değil, ancak biz biliriz. Kendilerine iki defa (dünya ve ahirette) azap edeceğiz; onlar sonra da büyük bir azaba döndürülecekler.

102- Diğerleri de günahlarını itiraf ettiler. Onlar salih bir ameli bir başka kötüyle karıştırmışlardır. Umulur ki Allah tövbelerini kabul eder. Hiç şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

103- Onların mallarından sadaka al, bununla onları temizlemiş, arındırmış olursun. Onlara dua et. Doğrusu, senin duan, on­lar için bir sükûnet ve huzurdur. Allah işitendir, bilendir.

104- Onlar bilmiyorlar mı ki, gerçek­ten kullarından tövbeleri kabul edecek ve sadakaları alacak olan O Allah’tır. Şüphesiz, tövbeleri çok kabul eden ve esirgeyen O’dur.

105- De ki: «İstediğinizi yapın; Allah, peygamberi ve mü’minler yaptıklarınızı görecektir. Sonra hepiniz, görülmeyeni ve görüleni bilen Allah’a döndürülecek­siniz. O size, yaptıklarınızı bildirecek­tir.»

106- (Cihada gitmeyenlerden) Diğer bir grup da Allah’ın emrine bırakılmışlar­dır. O, bunlara ya azap eder veya tövbelerini kabul eder. Allah çok bilendir, hikmet sahibidir.

107- Zarar vermek, küfre sapmak, iman edenlerin arasını ayırmak, Allah ve elçisine karşı savaşanlara daha önce­den gözcülük etmek üzere bir Mescid kurup, «Biz sadece iyilik yapmak istedik» diye yemin edenlerin yalancı olduklarına şüphesiz Allah şahittir.

108- Onun içinde (Mescid-i dırar’da) as­la bulunma! İlk gününden beri takva üzere kurulan Mescitte bulunman daha uygundur. Orada, arınmak isteyen insanlar vardır. Allah, arınmış olanları sever.

(Fitne-fesat odakları, güya temiz niyetlerin­den kaynaklanan söz konusu istekleri neticesinde yeni bir cami yaptılar. Daha sonra Hz. Peygam­ber’e (s.a.a) gelerek «Efendimiz, yeni mescidimi­ze gelmenizi ve açılış merasimi olarak ilk cemaat­le namazı sizin kıldırmanızı rica ediyoruz» dedi­ler. Fakat Resulullah (s.a.a), teklifin yerine getiril­mesini bir süre erteletti. Daha sonra Hz. Peygam­ber (s.a.a) Tebûk’e sefere çıkınca bu münafıklar­da haince seri faaliyetlerine başladılar. Bu yeni mescitle kendilerini teşkilatlandırmaya ve İslam ‘a karşı komplolar düzenlemeye devam ettiler. Hara­retle bekledikleri Müslümanların yenildiği ve Ro­malıların onları bütünüyle imha ettikleri haberini alır almaz Abdullah b. Ubey’i kendilerine kral yapmayı kararlaştırdılar. Fakat Tebûk’te olanlar ise bunların bütün umutlarını boşa çıkarmıştı. Daha sonra seferden dönüş esnasında, Medine’ye yakın «Zi-Evan» denilen yerde bu ayetin inmesiy­le Peygamber (s.a.a) şehre girmeden önce Müslü­manların gidip o mescidi yıkmalarını emretti.)

109- Binasının temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir uçurumun kenarına kurup onunla bir­likte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulme sapan bir topluluğa hida­yet etmez.

110- Onların kalpleri parçalanmadıkça (ölmedik­çe), kurdukları bina kalplerinde bir şüphe olarak sürüp gidecektir. Allah bilendir, hikmet sahibi olandır.

111- Hiç şüphesiz Allah, mü’minlerden cennet karşılığında canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. Bu, Allah’ın Tevrat’ta da İncil’de Kur’ân’da da üstlendiği gerçek bir vaattir. Allah’tan daha çok ahdine vefa gösterecek kimdir? O halde yaptığınız bu alış-verişten dolayı sevinip müjdeleşiniz. İşte büyük kurtuluş budur.

112- (Müminler) Tövbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (Allah’ın hoşnut olacağı bir iş için) seya­hat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar ve Allah’ın sınırlarını koruyanlardır ve (işte bu) mü’minleri müjdele.

113- Peygambere ve mü’minlere Cehennem ehli oldukları anlaşıldıktan sonra, akraba bile olsalar şirk koşanlar için mağfiret dilemek yaraşmaz.

114- İbrahim’in, (üvey) babası için af dilemesi, sadece ona verdiği sözden dolayı idi. Ne var ki, (öldükten sonra) onun Allah’ın düşmanı olduğu kendisine belli olunca, onunla ilgisini kesti. Şüphesiz İbrahim çok yumuşak huylu ve çok sabırlı idi

(İlgili ayetlerde Hz. İbrahim’in (a.s) üvey babasının affedilmesi için kullandığı ifade ve tonun bile çok ihtiyatla seçilmiş olduğuna dikkat edilmelidir. Üvey babası müşrik olarak ölünce ve İbrahim, onun doğru yo­la gelmesi imkânsız bir Allah düşmanı olduğunu anlayınca, ilişkisini kesmiş ve Allah’tan ona gele­cek herhangi bir şeyi önleme gücüne sahip olma­dığını açık ifadelerle ilan etmiştir.)

115- Allah, bir topluluğu hidayete er­dirdikten sonra, sakınacakları şeyleri onlara açıklamadıkça, sapıklığa düşürmez. Allah şüphesiz her şeyi bilir.

116- Göklerin ve yerin egemenliği el­bette Allah’ındır; dirilten ve öldüren O’dur. Allah’tan başka veli ve yardımcı­nız yoktur.

117- Hiç şüphesiz Allah, zor bir za­manda, bir kısmının kalpleri kaymak üzere iken, Peygamber’e uyan Muhacirler’e, Ensar’a ve Peygamber’e teveccüh etti. Sonra Allah onlara iltifatta bulun­du; gerçekten O, onlara karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.

118- (Allah savaştan) Geri bırakılan üç kişiye de (iltifatta bulundu). Öyle ki, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş ve nefisleri (vicdanları) kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Nihayet Allah’tan (O’nun azabından), yine Allah’a sığınmak­tan başka çare olmadığını iyice anlamış oldular. Sonra dönsünler diye (Allah) on­lara iltifatta bulundu. Şüphesiz sadece Allah tövbeleri çok kabul edendir, esirgeyendir.

119- Ey iman edenler! Allah’tan sakı­nın ve doğrularla beraber olun.

120- Medinelilere ve etraflarında bu­lunan bedevilere, Allah Resulünden ge­ri kalmaları ve onun canı yerine kendi canlarına rağbet göstermeleri yakışmaz. Bu, gerçekten onların Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, açlık (çekmeleri), kâfirleri öfkelendirecek bir yere ayak basmaları ve düşma­na karşı bir başarıya ulaşmaları karşılığında, mut­laka onlara bununla salih bir amel yazılmış olma­sı nedeniyledir. Şüphesiz Allah, ihsan sahiplerinin ecrini zayi etmez.

121- Küçük ve büyük infak ettikleri her nafaka ve (Allah yolunda) aştıkları her vadi, mutlaka Allah’ın yapmakta olduklarının daha güzeliyle onlara karşılığını vermesi için onlar adına yazılmıştır.

122- Mü’minlerin tümünün (cihad için) seferber olmaları gerekmez. O halde neden onların her kesiminden bir grup da dinde (dinî ilimlerde) geniş bilgi elde etmek ve (vatanlarına) döndükleri zaman kavimlerini uyarmak için seferber olmuyor Umulur ki (böylece günahlardan) sakınırlar.

123- Ey iman edenler! Kâfirlerden yakınınızda olanlarla savaşın ve böylece sizde (kendilerine karşı) bir sertlik (caydırıcılık) bulsunlar. İyi bilin ki Allah, takva sahipleriyle beraberdir.

124- Bir sure indirildiğinde onlardan bazısı, bu, hanginizin imanını arttırdı? der. Ancak iman edenlere gelince (Allah), onların imanını art­ırmıştır ve onlar müjdeleşmektedirler.

125- Kalplerinde hastalık olanların ise pislikle­rine pislik katmıştır; onlar kâfir olarak ölmüşler­dir.

126- Onlar, yılda bir veya iki defa imtihana çe­ldiklerini görmüyorlar mı? Böyleyken yine tövbe etmiyorlar ve ibret de almıyorlar!

127- Bir sure indirilince (korkularından), «Sizi bir kimse görüyor mu?» diye birbirlerine bakarlar, (görmediklerinden emin olduktan hemen) sonra sıvışıp dönerler. Anlamaz bir topluluk oldukları sebebiyle, Allah onların kalp­lerini (imandan) döndürmüştür.

128- (Ey iman edenler!) Hiç şüphesiz kendinizden, sıkıntıya uğramanız kendi­sine ağır gelen, size düşkün, iman eden­lere şefkatli ve merhametli bir peygam­ber gelmiştir.

129- Eğer yüz çevirirlerse de ki: «Allah bana yeter; O’ndan başka ilah yoktur, yalnız O’na güveniyorum ve O büyük bir egemenlik sahibidir.»

Bana whatsapptan ulaş mı diyorsun? Numaranı bırak