1. Enam Suresi

(Bu sure Mekke’de nazil olmuştur ve 165 ayettir. Surenin bazı âyetlerinde Arapların kurban edilen hayvanlarla ilgili birtakım gelenekleri kı­nandığı için sûreye En’âm sûresi denmiştir. En’âm; koyun, keçi, deve, sığır ve manda cinsleri­ni bir arada ifade eden bir kelimedir.) 

Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla

1- Bütün övgüler, gökleri ve yeri ya­ratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a mahsustur. (Bunca âyet ve deliller­den) Sonra küfre sapanlar Rablerine (başkalarını) eşit tutuyorlar.

2- Sizi çamurdan yaratan, sonra da size bir ecel takdir eden ancak O’dur. Belirli bir ecel de O’nun katındadır; sonra (ne diye) bir de şüphe edersiniz!

3- Göklerde ve yerde Allah O’dur. Gizlinizi ve açığınızı bilir; kazanmakta olduğunuz şeyi de bilir.

4- Onlara Rablerinin ayetlerinden bir ayet geldikçe ondan yüz çevirirlerdi.

5-  Bu yüzden gerçek kendilerine gelince onu kesin bir şekilde yalanladılar. Sürekli alaya aldık­ları şeyin haberleri kendilerine gelecektir.

6- Onlardan önce nice nesilleri yok ettiğimizi görmediler mi? Onları, sizi yerleştirmediğimiz bir şekilde yeryüzüne yerleştirmiş, gökten bol yağ­mur yağdırmış, altlarından ırmaklar akıtmış. Fakat onları günahlarından ötürü yok ettik ve arkalarından başka bir nesil vücuda getirdik.

7- Eğer sana kâğıda yazılı olarak bir kitap indirmiş olsaydık da onu elleriyle dokunacak olsalardı, elbette o küfre sapanlar yine, «Bu apaçık büyüdür» derlerdi.

8- «Ona bir melek indirilseydi ya!» dediler melek indirmiş olsaydık iş bitmiş olurdu da onlara fırsat bile verilmezdi.

9-  Biz onu melek kılsaydık, bir erkek şeklinde yapardık da düştükleri şüpheye onları yine düşür­müş olurduk.

10- Hiç şüphesiz senden önceki bazı peygam­berler de alaya alınmıştı. Fakat bu alaycılar, alay konusu yaptıkları şey (ilahi azap) tarafından kıskıv­rak kuşatılıverdiler.

11- De ki: «Yeryüzünde gezip dolaşın, sonra da yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bir ba­kın!»

12- De ki: «Göklerde ve yerde olanlar kimin­dir?» De ki: «Allah’ındır.» O, kendi üzerine rah­meti yazmıştır. Sizi kendisinden kuşku olmayan kıyamet gününde tartışmasız toplayacaktır. Nefis­lerini hüsrana uğratanlar, işte onlar inanmayanlar­dır.

(Müşrikleri köşeye sıkıştırmanın güzel bir yo­ludur bu. Önce Allah, Resulüne onlara «Gökler­de ve yerde olanlar kimindir?» diye sor diyor, so­ru soruluyor ve cevap bekleniyor. Fakat cevap ne olumlu ve ne de olumsuz olacağından karşıdakiler sessiz kalıyor. «Her şeyin Allah’a ait olduğuna» inandıkları için inkâr yoluna da gidemiyorlar. Karşılarındakine, kendi şirk inançları aleyhinde delil vermiş olacakları için olumlu bir cevap da vermiyorlar. Allah böylece onları kritik bir duru­ma soktuktan sonra, Resulüne, «Her şey Al­lah’ındır, de» emrini veriyor.)

13-  Gecede ve gündüzde barınan her şey O’nundur. O her şeyi işitendir, bilendir.

14-  De ki: «Gökleri ve yeri yaratan, beslenmeyip besleyen Allah’tan başka bir veli mi edinirim?» De ki: «Bana şüp­hesiz (Allah’a) teslim olanların ilki ol­mam emredildi ve «Sakın müşriklerden olma (denildi.)»

15-  De ki: «Ben Rabbime karşı gelir­sem, büyük günün azabından korka­rım.»

16-  O gün, kimden (azap) alıkonursa, şüphesiz Allah ona rahmet etmiştir. İşte apaçık olan kurtuluş budur.

17-  Allah seni bir zarara uğratırsa, O’ndan başka giderici yoktur. Sana bir iyilik verirse (başkası onu engelleyemez), O her şeye kadirdir.

18-  O, kullarının üstünde yegâne egemendir ve O, hikmet sahibidir, haberdardır.

19-   De ki: «Şahitlik bakımından han­gi şey daha büyüktür?» De ki: «Allah benimle sizin aranızda şahittir. Şu Kur’an bana sizi ve kendisine ulaşan herkesi uyarmam için vahyolundu. Ger­çekten siz Allah’la beraber başka ilahla­rın da bulunduğuna mı şahitlik ediyor­sunuz?» De ki: «Ben şahitlik etmem.» De ki: «O, ancak bir tek olan ilahtır ve gerçekten ben, sizin şirk koşmakta ol­duklarınızdan uzağım.»

20-  Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi) çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerini hüsrana uğra­tanlar, işte onlar inanmayanlardır.

21-  Allah’a karşı yalan uyduran veya ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Hiç şüphesiz zalimler kurtuluşa ulaşamazlar.

22- O gün onların tümünü bir yere toplarız da sonra Allah’a ortak koşanla­ra, «Hani nerede (Allah’a) ortaklar oldu­ğunu sandıklarınız?» diye sorarız.

23- Sonra, «Rabbimiz Allah’a yemin olsun ki bizler şirk koşanlar değildik» demekten başka çare bulamazlar.

24- Kendi aleyhlerine nasıl da yalan söylediklerine ve uydurdukları şeylerin kendilerinden nasıl da kaybolup gittiği­ne bir bak!

25- Onlardan (iman etmedikleri halde, Kur’ an okur­ken) seni dinleyenler vardır. Onu anlarlar (da tartış­ma konusu edinirler) diye kalplerine örtüler, kulakla­rına da ağırlık koyduk. Onlar her türlü ayeti gör­seler bile, yine de ona iman etmezler. Nihayet sa­na geldiklerinde de seninle tartışırlar. Küfre sa­panlar, «Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir» derler.

26-  Onlar, hem ondan (peygamberden) alıkoyarlar, hem de kendileri ondan uzaklaşırlar. Onlar, yalnızca kendi nefislerinden başkasını helak etmezler; ama farkında değillerdir.

27- Onların, ateşin başında durduruldukların da, «Keşke (dünyaya) tekrar döndürülseydik, Rabbimizin ayetlerini yalanlamasaydık ve iman edenlerden olsaydık» dediklerini bir görsen!

28-  Hayır, belki daha önceki gizledikleri (gü­nahlar) onlara göründü. Eğer geri döndürülseler, yine kendilerine yasak edilen şeylere (günahlara) dönerler. Doğrusu onlar yalancıdırlar.

29-  «Bu dünya hayatımızdan başkası yoktur ve bizler diriltilecekler değiliz» derler.

30-  Onları, Rablerinin huzuruna çıkarıldıkları zaman bir görsen! Allah, «Bu gerçek değil mi?» der. Onlar, «Rabbimize and olsun ki evet» derler. Allah da «Öyleyse küfre sapmanızdan ötürü azabı tadın» der.

31-  Allah’a kavuşmayı yalan sayanlar, doğrusu hüsrana uğramışlardır. Nihayet kıyamet ansızın onlara geliverince, günahlarını sırtlarına yüklene­rek, «Onda (dünyada) yaptığımız kusurlardan dola­yı vah olsun bize!» derler. Dikkat edin, o yüklendikleri şey pek de kötüdür!

32- Dünya hayatı bir oyun ve oyalan­madan başka bir şey değildir. Takva sa­hibi olanlar için ahiret yurdu muhakkak ki daha hayırlıdır. Hala akıl erdiremiyor musunuz?

33- Onların söylediklerinin seni üz­düğünü elbette biliyoruz. Doğrusu onlar seni yalanlamıyorlar, aksine zalimler as­lında Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlar.

34- Senden önce nice peygamberler yalanlandı ve kendilerine yardımımız gelene kadar yalanlandıkları ve eziyete uğratıldıkları şeye sabrettiler. Allah’ın sözlerini değiştirebilecek yoktur ve hiç şüphesiz sana, peygamberlerin haberle­rinden bir kısmı gelmiştir.

35- Eğer onların sırt çevirmeleri ağı­rına gitti ise, elinden geliyorsa yerin derinliklerine inen bir yarık ya da göğe çı­karacak bir merdiven bul da onlara bir delil getir. Oysa Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzerinde toplayıp birleşti­rirdi; o halde sakın cahillerden olma!

36- Ancak kulak verenler (senin davetini) kabul ederler. Ölüleri ise Allah diril­tir, sonra O’na döndürülürler.

37-   «Rabbinden ona (Muhammed’e, Kur’an dışında) bir mucize indirilseydi ya» dediler. Deki: «Doğrusu Allah bir mucize indirmeye kadirdir.» Fakat çoğu bilmezler.

38-  Yerde yürüyen hayvanlar ve kanatlarıyla uçan kuşlar da ancak sizin gibi birer ümmettirler. Kitapta biz hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Onlar sonra Rablerine doğru hasredilirler.

39-  Ayetlerimizi yalanlayanlar karan­lıklarda kalmış sağır ve dilsizlerdir. Al­lah kimi dilerse onu saptırır ve kimi di­lerse onu doğru yola koyar.

40-  De ki: «Düşündünüz mü kendini­zi hiç? Üzerinize Allah’ın azabı gelse veya size kıyamet gelip çatsa, Allah ‘tan başkasına mı yalvarırsınız? Eğer doğru sözlüler iseniz (söyleyin bakayım)

41-  Hayır, sadece O’na yalvarırsınız; O da di­lerse, (hakkında) Allah’a yalvardığınız (sıkıntılı) şeyi giderir ve (o zaman artık) koştuğunuz ortakları unutursunuz.

42-  Şüphesiz senden önce ümmetlere (peygam­berler) göndermiştik; onları yalvarıp yakarsınlar diye darlık ve sıkıntıya sokmuştuk.

43-  O halde onlara şiddetimiz (azabımız) geldiği zaman yalvarıp yakarsalardı ya! Lakin kalbi katılaştı, şeytan da yaptıklarını onlara güzel gösterdi.

44-  Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında onlara her şeyin kapısını açtık. Kendilerine verilene sevinince, ansızın onları yakaladık da umutsuz kalıverdiler.

45-  Böylece zulmeden topluluğun kökü kuru­tuldu. Bütün övgüler âlemlerin Rabbi olan Al­lah’adır.

46-  De ki: «Düşündünüz mü hiç; eğer Allah, işitmenizi, gözlerinizi alsa ve kalplerinizi mühürlese, onları size Allah’tan başka getirebilecek ilah kimdir?» Bak, ayetlerimizi nasıl açıklıyoruz da sonra onlar yüz çeviriyorlar.

47- De ki: « Düşündünüz mü kendinizi hiç? Al­lah’ın azabı size ansızın veya açıkça gediğinde, zalimlerden başkası mı helak edilir (söyler misiniz?)»

48-  Peygamberleri ancak müjdeci ve korkutup uyarıcı olarak gönderiyoruz. Kim iman eder ve nefsini ıslah ederse artık onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.

49-  Ayetlerimizi inkâr edenlere yoldan çıkmalarından ötürü azap dokunacaktır.

50- De ki: Size, «Allah’ın hazineleri yanımdadır» demiyorum ve gaybı da bilmiyorum. Size, «Ben meleğim» de demiyorum. Ben ancak bana vahyolunana uyuyorum.» De ki: «Görenle gör­meyen bir midir? Düşünmüyor musu­nuz?»

51-  Rablerine doğru haşrolunacaklarından korkanları, onunla (Kur’an ile) kor­kutup uyar. Onlar için O’nun dışında bir veli ya da şefaatçi yoktur. Umulur ki Al­lah’tan sakınırlar.

52-  Sabah akşam, Rablerinin rızasını isteyerek O’na yalvaranları kovma. On­ların hesabından senin üzerinde bir şey (yükümlülük), senin hesabından da onların üzerine bir şey (yükümlülük) yoktur ki do­layısıyla onları kovarak zulmedenlerden olasın.

(Yani, «Onları kovman için hiçbir neden yok. Eğer geçmişte kötü bir şeyi yapmışlarsa, bunun hesabını verecek olan yine kendileridir, sen değil­sin. Çünkü herkes yaptığı iyilik ve kötülüğün kar­şılığını görecektir. Bu bakımdan ne senin işlediğin hayırlı ameller onların hesabına yazılacak, ne de sen onların herhangi bir kötü amelini yüklenecek­sin. Durum böyleyken kendilerine tepeden bakmanın ve huzurundan kovman bir zulüm olur.» )

53-   Böylece, «Aramızdan Allah bun­lara mı iyilikte bulundu?» demeleri için onları birbiriyle denedik. Allah şükredenleri iyi bilen değil midir?

54-  Ayetlerimize iman edenler sana gelince, «Size selam (esenlik) olsun» de. «Rabbiniz, sizden kim bir cehalet sonu­cu bir kötülük işler, sonra tövbe eder ve nefsini düzeltirse, ona rahmet etmeyi kendi üzerine almıştır. O, gerçekten bağışlayıcı ve merhamet edicidir.»

55-  Suçluların yolu belli olsun diye, böylece ayetleri uzun uzun açıklarız.

56-  De ki: «Allah’tan başka yalvar­dıklarınıza ibadet etmekten men olun­dum.» De ki: «Sizin heveslerinize uyma­yacağım, yoksa sapıtmış ve hidayete ermemişlerden olurum.»

57-   De ki: «Ben Rabbimden apaçık bir delile dayanmaktayım. Hâlbuki siz onu yalanladınız. Çabucak gelmesini istediğiniz (azap ise) benim yanımda değildir. Hüküm ancak Allah’ındır. O ger­çeği anlatır ve O (hakkı batıldan) ayırt edenlerin en hayırlısıdır.»

58-  De ki: «Acele istediğiniz şey (ilahi azap) benim yanımda olsaydı, benimle sizin aranızda bitmiş olurdu.» Allah zalimleri en iyi bilendir.

59-  Gaybın anahtarları O’nun katındadır. O’ndan başka hiç kimse onları bilmez denizde olanların tümünü o bilir. O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez. Yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru ne varsa apaçık bir kitaptadır.

60-  Geceleyin sizi tümüyle alan (uyutan), gün­düzün ne yaptıklarınızı bilen, sonra adı konulmuş ecel doluncaya kadar gündüz olduğunda sizi kaldırıp uyandıran O’dur. Sonra dönüşünüz O’nadır. Ardından yapmakta olduklarınızı size haber vere­cektir.

61-  O, kulları üzerinde kesin egemendir. Size koruyucular gönderir. Artık birinize ölüm gelince, isçilerimiz onun canını alırlar ve onlar (görevlerinde) kusur etmezler.

62-  Sonra gerçek mevlaları olan Allah’a dön­dürülürler. Haberiniz olsun, hüküm sadece O’nundur. O, hesap görenlerin en süratlisidir.

63-  De ki: «Kara ve denizin karanlıklarından (doğal afetlerden) sizi kim kurtarır?» (Oysaki) «Bundan bizi kurtarırsan şükredenlerden olacağız» diye O’na gizli gizli yalvarır yakarırsınız.»

64-   De ki: «Allah sizi onlardan (doğal afetlerden) ve her türlü sıkıntıdan kurtarır, sonra yine O’na ortak koşarsınız.»

65-  De ki: «Üstünüzden ve altınızdan size azap göndermeye, sizi gruplar halinde birbirinize katıp kiminize kimini­zin şiddetini tattırmaya kadir olan O’dur.» Bak, anlasınlar diye âyetlerimi­zi nasıl açıklıyoruz!

66-  Gerçekten, senin kavmin hak ol­duğu halde onu (Kur’an’ı) yalanladı. «Ben sizin üzerinize vekil olmuş değilim» de.

67-  Her haberin (vaadin) gerçekleşece­ği bir zaman vardır ki siz onu yakında bileceksiniz.

68- Ayetlerimize dalıp alay edenleri görünce, başka söze geçinceye kadar onlardan yüz çevir. Şeytan sana unutturursa, hatırladıktan sonra artık zalimler­le beraber oturma.

69-  Sakınan kimselere, onların hesa­bından herhangi bir şey (sorumluluk) yok­tur. Fakat bir hatırlatmadır; umulur ki sakınırlar.

70-  Dinlerini oyun ve oyalanmaya alanları ve dünya hayatının aldattığı kimseleri bırak. Kur’an ile öğüt ver ki, bir kimse kazandığıyla helake düşmeye görsün! O takdirde Allah’tan başka ona ne bir yardımcı, ne de bir şefaatçi bulunur ve her türlü fidyeyi de verse kabul olunmaz. Kazandıklarından ötürü yok olanlar işte bunlardır. Küfre sapmaların­dan dolayı kızgın içecek ve can yakıcı azap onlaradır.

71-   De ki: Allah’ı bırakıp bize ne yarar ve ne de zarar dokunduramayan şeye mi yalvaralım? Allah bizi doğru yola ilettikten sonra tekrar geriye mi dönelim? Tıpkı arkadaşları tara­fından «Bize gel» diye doğru yola çağrıldığı hal­de, şeytanlar tarafından yeryüzünde şaşkınlığa düşürülmüş kimse gibi mi olalım?» De ki: Allah’ın hidayeti, asıl hidayetin kendisidir ve biz, âlemlerin Rabbine teslim olmakla emrolunduk.

72-  (Aynı şekilde) Namazı dosdoğru kılın ve Allah’tan sakının (diye emrolunduk.) Kendisine doğru toplanacağınız O’dur.

73-  Gökleri ve yeri hak olarak yaratan O’dur. O’nun  «ol» deyiverdiği gün  (her şey)        oluverir. O’nun sözü haktır. Sur’a üfürüldüğü gün hükümranlık O’nundur. Görülmeyeni de görüleni de bilir O hikmet sahihidir haberdardır.

74-  Hani İbrahim, (üvey) babası Azer’e, «Putla­rı ilah olarak mı benimsiyorsun? Doğrusu ben se­ni ve kavmini açık bir sapıklık içinde görüyorum» demişti.

75-  Böylece yakin edenlerden olması (ve diğerle­rini hidayete erdirmesi) için İbrahim’e göklerin ve ye­rin melekûtunu gösterdik.

76-  (İbrahim peygamber seçilmeden önce Rabbini ararken) Gece üstünü örtüp bürüdüğünde (gökte) bir yıl­dız gördü, «İşte bu benim Rabbim» dedi. Yıldız batınca, «Batanları sevmem» dedi.

77-   Ayı doğarken görünce, «İşte bu benim Rab­bim» dedi. Batınca, «Rabbim beni doğruya eriştirmezse hiç şüphesiz sapıklardan olurum» dedi.

78-  Güneşi doğarken görünce, «İşte bu benim Rabbim, bu daha büyük» dedi. Batınca, «Ey kavmim! Doğrusu ben ortak koştuklarınız­dan uzağım» dedi.

79-   «Doğrusu ben doğruya yönelerek yüzümü, gökleri ve yeri yaratana çevir­dim, ben şirk koşanlardan değilim.»

80-  Kavmi onunla tartışmaya girişti. O dedi ki: «Beni doğru yola eriştirmişken, Allah hakkında benimle mi tartışı­yorsunuz? Allah’ın bir şey dilemesi dı­şında (bana zarar veremezsiniz ve bu yüzden), O’na ortak koştuklarınızdan korkmuyo­rum. Rabbim ilimce her şeyi kuşatmış­tır; hâlâ öğüt almaz mısınız?»

81-  «O’nun, size hakkında hiçbir de­lil indirmediği şeyleri Allah’a şirk koşmaktan korkmadığınız halde, ben nasıl sizin şirk koştuklarınızdan korkarım? Eğer biliyorsanız, şimdi bu iki zümre­den hangisi (azaptan) emin olmaya daha layıktır?»

82- İman edenler ve imanlarını zu­lümle karıştırmayanlar (var ya), işte gü­venlik onlar içindir ve onlar hidayete erenlerdir.

83-  Bu (üstünlük sağlayan sözler), İbra­him’e, kavmine karşı verdiğimiz delillerimizdir. Dilediğimizi derecelerle yük­seltiriz. Doğrusu Rabbin hikmet sahibi­dir, bilendir.

84-  Ona İshak ve Yakub’u bağışladık ve hepsini hidayete erdirdik. Daha önce Nuh’u ve soyundan Davud’u, Süley­man’ı, Eyyub’u, Yusuf’u, Musa’yı ve Harun’u hidayete erdirdik. Biz, ihsan sahiplerini işte böyle ödüllendiririz.

85-   Zekeriya’yı, Yahya’yı, İsa’yı ve İlyas’ı da (hidayete erdirdik). Hepsi de salihlerden idi.

86-  İsmail’i, Elyesa’yı, Yunus’u, Lut’u da (hidayete erdirdik). Hepsini âlemlere üstün kıldık.

87-   Babalarından, soylarından, kar­deşlerinden bir kısmını da (hidayete erdir­dik). Onları seçtik ve doğru yola hidayet ettik.

88-  Bu, Allah’ın hidayetidir; kulla­rından dilediğini bununla hidayete eriştirir. Onlar da şirk koşsalardı, elbette bütün yapıp ettikleri kendilerinden boşa çıkmış olurdu.

89-   Kendilerine kitap, hüküm ve peygamberlik verdiklerimiz işte bunlardır. Eğer onlar (Mekke halkı) bunları inkâr ediyorlarsa, biz buna (kitap, hüküm ve peygamberliğe riayet etmeye), kâfir olmayan bir topluluğu vekil kılmışızdır.

(Müşrikler Allah’ın hidayetini reddetmiş olsalar bile, bunun hiç de sorun olmadığı anlamı vardır burada. Allah nimetin değerini bütünüyle takdir eden bir müminler topluluğu meydana getirdiği ifade olunmaktadır.)

90-  İşte bunlar, Allah’ın, hidayete eriştirdikleridir; öyleyse sen de onların hidayetlerine uy. De ki: «Ben bunun için sizden bir ücret istemiyorum. O (Kur’an), âlemlere bir hatırlatmadan başkası değildir.»

91-   Allah hiç bir insana bir şey indirmemiştir» dedikleri zaman Allah’ı gereği gibi takdir etmediler. De ki: Musa’nın insanlara nur ve hidayet olarak getirdiği kitabı kim indirdi? Siz onu kâğıtlara ya­zıp (istediğinizi) açıklıyor, çoğunu da gizliyorsunuz. Sizin ve babalarınızın bilmediği şeyler size öğre­tilmiştir. De ki: Allah (indirdi)Sonra da onları bırak, içine daldıkları şeylerde oyalanıp dursun­lar!

92-  İşte bu (Kur’an), önündekileri doğrulayıcı ve şehirler anası (Mekke) ile çevresindekileri uyarıp korkutman için indirdiğimiz bereketli bir kitaptır, ahirete iman edenler buna inanırlar. Onlar na­mazlarını gözetleyenlerdir.

93-  Allah’a karşı yalan uydurandan veya kendine bir şey vahyolunmamışken, Bana vahyolundu, Allah’ın indirdiği gibi ben de in­direceğim» diyenden daha zalim kim­dir? Bu zalimleri, can çekişirlerken me­lekler ellerini uzatmış, Canlarınızı (be­denlerinizden)çıkarın, bugün Allah’a karşı haksız yere söylediklerinizden ve O’nun ayetlerine büyüklük taslamanızdan ötü­rü alçaltıcı azapla cezalandırılacaksınız» derken bir görsen!

94-  Hiç şüphesiz tıpkı ilk yarattığı­mız gibi, bize teker teker geldiniz, size vermiş olduğumuz her şeyi arkanızda bıraktınız. Ortaklar olduklarını sandığı­nız şefaatçilerinizi de yanınızda görmü­yoruz. Şüphesiz aranızda (bütün bağlar) kopuvermiş ve (şefaatçi)sandıklarınız sizden kaybolup gitmiştir.

95-  Taneyi ve çekirdeği yaran şüphe­siz Allah’tır. Ölüden diriyi O çıkarır, di­riden ölüyü çıkaran da O’dur. İşte Allah budur, nasıl yüz çevirirsiniz?

96-  O, sabahı yarıp çıkarandır. Gece­yi bir sükûn (dinlenme), güneş ve ayı bir hesap (ölçü) kıldı. Bu, o güçlü ve her şe­yi bilenin takdiridir.

97-  O, kara ve denizin karanlıkların­da yol bulasınız diye sizin için yıldızla­rı karar kılandır. Şüphesiz bilen topluluk için ayetleri uzun uzadıya açıkladık.

98-  O, sizi bir tek nefisten (Âdem’den) yaratmıştır. Ardından (sizin için) bir karar kılma yeri (olan yeryüzü) ve bir de emanet (konulma) yeri (olan baba sulbü ve ana rahmi) vardır. Şüphesiz kavrayabilen bir toplu­luk için ayetleri birer birer açıkladık.

99-  O, gökten su indirendir. Böylece her bitki­yi onunla bitirdik. Ondan bitirdiğimiz yeşilden, birbirine benzeyen ve benzemeyen yığın yığın taneler, hurmaların tomurcuklarından sarkan salkımlar, üzüm bağları, zeytin ve nar çıkardık, ürün verdiklerinde ürünlerine, olgunlaşmalarına bir bakın. Elbette iman edenler için bunda (Allah’tan nice) ayetler vardır.

100- Onlar, Allah’a cinleri ortak koştular. Halbuki onları yaratan O’dur. Bilgisizce O’na oğullar ve kızlar uydurdular. Hâşâ! O, onların nitelendirdiği şeylerden münezzehtir.

101- O, göklerin ve yerin örneksiz yaratıcısı O’nun eşi olmadığı halde nasıl çocuğu olabilir! Her şeyi O yaratmıştır ve her şeyi hakkıyla bilen O’dur.

102-  İşte o Allah sizin Rabbinizdir. O’ndan başka ilah yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. Öyle ise O’na ibadet edin, O her şeye vekildir.

103-  Gözler O’nu görmez, O bütün gözleri gö­rür. Her şeyi bütün inceliği ile bilen ve haberdar olan O’dur.

104-  Doğrusu size Rabbinizden apaçık belgeler gelmiştir; kim görürse kendi lehine ve kim körlük ederse kendi aleyhinedir. Ben sizin koruyucunuz değilim.

105- İşte biz, ayetleri (bir takım sebeplerden ötürü) böylesine çeşitli biçimlerde açıklamaktayız. Ayrı­ca (çeşitli biçimlerde açıklıyoruz ki) Onlar sana,   sen ders almışsın demesinler ve biz de bilebilen bir topluluğa onu açıkça beyan etmiş olalım.

106- Rabbinden sana vahyolunana uy, O’ndan başka ilah yoktur, Şirk koşanlardan yüz çevir.

107-  Allah dileseydi şirk koşmazlardı. Seni onlara koruyucu yapmadık, onların vekili de değilsin.

108- Allah’tan başkasına tapanlara sövmeyin; sonra onlar da düşmanca, bilgisizce Allah’a söverler. İşte böyle, biz her ümmete yaptıklarını süslü (çekici) gösterdik, sonra onların son varışları Rablerinedir. O yapmakta olduklarını onlara haber verecektir.

109- Kendilerine bir mucize gösteri­lirse, mutlaka ona inanacaklarına dair bütün güçleriyle Allah’a yemin ederler. De ki: Mucizeler, ancak Allah katındadır. Onların mucizeler geldiğinde de iman etmeyeceklerini size kim bildire­cek?

110- Onların kalplerini ve gözlerini ters çeviririz (bu yüzden iman etmezler) nite­kim İlkin (istedikleri mucize inmeden önce) de ona (Allah’ın indirdiğine) iman etmemişler­di. Onları taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşır bir durumda terk ederiz.

111- Eğer biz onlara melekleri indirsek, ölüler onlarla konuşsa ve her şeyi karşılarına toplasaydık, Allah dileme­dikçe, yine de iman etmezlerdi; fakat onların çoğu cahillik etmekteler.

112- Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. (Bunlar) Aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu da yapamazlardı. Artık onları uydurdukları şeylerle baş başa bırak.

113-  (Rabbin bunu dilemedi ki) Ahirete inanmayanların kalpleri ona (yaldızlı söze) meyletsin, ondan hoşlansın ve işledikle­ri suçu işlemeye devam etsinler.

114- Allah size kitabı açık açık indirmişken O’ndan başka bir hakem mi arayayım. Kendilerine kitap verdiklerimiz, onun Rableri ka­tından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. Öyleyse, sen şüpheye düşenlerden olma!

115-  Doğruluk ve adalet üzere olan Rabbinin sözü (dini, Kur’an’ın inişiyle birlikte) sona (kemale) erdi. O’nun sözlerini (artık) değiştirebilecek yoktur, işiten ve bilendir.

116- Yeryüzündekilerin çoğunluğuna itaat edersen seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar, sadece tahminde bulunurlar.

117- Doğrusu Rabbin, yolundan kimin saptığını daha iyi bilir. Hidayete ermiş olanları daha iyi O bilir.

118- Allah’ın ayetlerine iman etmişseniz üzerine Allah’ın adı anılmış olan şeyden yiyin.

119- Size ne oluyor ki, Allah size darda kalma­nızın dışında haram olanları genişçe anlatmışken, adının üzerine anıldığı şeyden yemiyorsunuz? Doğrusu çoğunluk, heva ve heveslerine uyarak, bilmeden (insanları) saptırıyorlar. Şüphesiz senin Rabbin aşırı gidenleri en iyi bilendir.

120- Günahın açığını da gizlisini de bırakın. Günah kazananlar, kazandıklarına karşılık şüphesiz ceza göreceklerdir.

121Üzerine Allah’ın adının anılmadığı kesil­miş hayvanları yemeyin, bunu yapmak Allah’ın yolundan çıkmaktır. Doğrusu şeytanlar sizinle (bu konuda) tartışmaları için dostlarına telkinde bulu­durlar. Eğer onlara itaat ederseniz şüphesiz siz Müşrikler olursunuz.

122- Ölü iken dirilttiğimiz ve insanlar arasında yürürken önünü aydınlatacak bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, karanlık­larda kalıp çıkamayan kimsenin durumu gibi midir? İşte (karanlıklarda kaldıkları için) kâfirlere, yaptıkları böyle süslendirilmiştir.

123- İşte (karanlıklarda kaldıkları için), her ülkede bir takım ileri gelen suçlular da karar kıldık ki orada hilede bulun­sunlar. Oysa yalnız kendilerine hilede bulunurlar da farkına varmazlar.

124-  Onlara (ileri gelen suçlulara) ne za­man bir ayet gelse, Allah’ın elçilerine verilenin (peygamberliğin), aynısı bize de verilmedikçe asla iman etmeyiz derler. Allah, elçiliğini nerede karar kılacağını daha iyi bilir. Suç işleyenlere, yapmakta oldukları hilelere karşılık Allah tarafın­dan aşağılık ve çetin bir azap erişecek­tir.

125-  O halde Allah kimi hidayete eriştirmek isterse onun kalbini İslam’a açar, kimi de saptırmak isterse, göğe yükseliyormuş gibi kalbini dar ve sıkın­tılı kılar. Allah iman etmeyenlerin üstü­ne pisliği, işte böyle karar kılar.

126- Rabbinin dosdoğru yolu işte bu­dur. Öğüt alan kimselere ayetleri uzun uzadıya açıkladık.

127- Rablerinin katında esenlik yur­du onlarındır. O, işlediklerinden ötürü onların velisidir.

128- Allah hepsini toplayacağı gün, Ey cin topluluğu! İnsanların çoğunu yoldan çıkardınız der. İnsanlardan on­lara dost olanlar, «Rabbimiz! Bir kısmı­mız bir kısmımızdan faydalandık ve bize tayin ettiğin sürenin sonuna ulaştık» derler. (Al­lah) Der ki: Allah’ın dilemesi dışında ateş, sizin içinde ebedi kalacağınız konaklama yerinizdir. Şüphesiz Rabbin, hikmet sahibi olandır, bilendir.

129- İşte böylece zalimlerin bir kısmını, kazan­dıklarından ötürü diğer bir kısmına böylece musallat ederiz.

130- «Ey cin ve insan topluluğu! Size ayetlerimi anlatan, bugünle karşılaşmanızdan sizi korkutup uyaran peygamberler gelmedi mi?» (Onlar) Der ki: Biz kendi aleyhimize şahitlik ederiz. Dünya hayatı onları aldattı ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ettiler.

131- Bu (şekilde resullerin gönderilmesi), haberleri yokken ülkeler halkını Rabbinin haksız yere yok etmeyeceğinden dolayıdır.

132- İşlediklerine karşılık (cin ve insanlardan) her biri için dereceler vardır. Rabbin onların işledik­lerinden habersiz değildir.

133-  Rabbin müstağni ve rahmet sahibidir. Di­lerse, sizi başka bir topluluğun soyundan getirdi­ği gibi, sizi yok eder, dilediğini yerinize getirir.

134-  Size vaat edilen, mutlaka (yerine) gelecek­tir. Siz O’nu aciz kılacaklar değilsiniz.

135-  De ki: «Ey kavmim! Var gücünüzle eliniz­den geleni yapın! Doğrusu ben de (elimden geleni) yapacağım. Bu yurdun (dünyanın) sonu kimindir, bilip öğreneceksiniz. Zulmedenler şüphesiz kur­ulamazlar.»

136-  Kendi zanlarına göre, «Bu Allah’ındır, bu da ortaklarımızındır» diyerek, Allah’ın yarattığı hayvanlar ve ekinlerden pay ayırdılar. Ortakları için ayrılan Allah’a ulaşmıyor, fakat Al­lah için ayrılan ortaklarına ulaşıyor (öyle mi?) Pek de kötü hüküm veriyorlar!

137-  Aynı şekilde (amellerini kendilerine iyi gösterdikleri gibi), Ortakları (putları), şirk koşanların çoğuna, onları helake sürük­lemek ve dinlerini kendilerine karma karışık kılmak için çocuklarını öldürme­lerini de iyi göstermiştir. Allah dileseydi bunu yapamazlardı. Öyle ise onları uy­durdukları ile baş başa bırak!

138-  Onlar (saçma inançları uyarınca), «Bu hayvanlar ve ekinler dokunulmaz­dır. Bizim istediklerimizden başka hiç kimse onları yiyemez ve bunlar da sırt­larına yük vurulması ve binilmesi yasak hayvanlardır» dediler. Bazı hayvanların (kesilirken)üzerlerine Allah’ın adını an­mazlar, (Allah’ın emri böyledir diye) O’na iftira ederler. Allah onları yaptıkları bu iftiralardan ötürü cezalandıracaktır.

139-  «Bu hayvanların karınlarında olan yavrular yalnız erkeklerimize mahsus olup eşlerimize yasaktır. Ölü doğa­cak olursa hepsi ona ortak olurlar» derler. Allah bu türlü sözlerin cezasını verecektir, şüphesiz O, hikmet sahibidir,

140-  Beyinsizlikleri yüzünden, bilgisizce ço­cuklarını öldürenler ve Allah’ın kendilerine verdi­ği nimetleri Allah’a iftira ederek haram sayanlar gerçekten hüsrana uğramışlardır. Onlar şüphesiz sapıtmışlardır ve hidayete erenlerden değillerdir.

141- Çardaklı ve çardaksız bağları inşa eden Allah’tır. Tatları çeşitli ekin ve hurmaları, zeytin ve narı, birbirine benzer ve benzemez şekilde yaratan O’dur. Ürün verdiği zaman ürününden yiyin, devşirildiği ve biçildiği gün hakkını verin. İsraf etmeyin; çünküAllah israf edenleri sevmez.

142- Yük taşıyan büyük baş hayvanları da (kesilirken) yerlere serilen küçükbaş hayvanları (da O yaratmıştır). Allah’ın size verdiği rızıktan yiyin şeytanın adımlarına uymayın, o size apaçık bir düşmandır.

143- (Allah) Sekiz çift hayvan (yaratmıştır); ko­yundan (dişi ve erkek olmak üzere) İki ve keçiden (de dişi ve erkek olmak üzere) iki. De ki: «İki erkeği mi, yok­sa iki dişiyi mi veya o iki dişinin rahimlerinde bu­lunan yavruları mı (Allah) haram kılmıştır? Eğer doğru sözlüler iseniz bana bir ilimle haber verin.»

144- Deveden de (dişi ve erkek olmak üzere) İki, sı­ğırdan da (dişi ve erkek olmak üzere) İki (yaratmıştır). De ki: İki erkeği mi, yoksa iki dişiyi mi veya o iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram kılınmıştır? Yoksa Allah size bunları tavsiye ettiği zaman siz orada mı idiniz?» Hiç bir bilgiye da­yanmaksızın insanları saptırmak için Allah’a karşı yalan yere iftira düzenden daha zalim kimdir? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu hidayete er­dirmez.

145-  De ki: «Bana vahyolunanda; leş veya akıtılmış kan yahut pis olduğunda hiç şüphe olmayan domuz eti ya da gü­nah işlenerek Allah’tan başkası adına kesilmiş bir hayvandan başka, yiyecek kimseye haram kılınmış bir şey bulamı­yorum. İstemediği halde ve sınırı aşma­mak üzere kim (bunlardan) yemek zorun­da kalırsa (bilsin ki) Rabbin bağışlayan ve esirgeyendir.»

146-  Yahudilere tırnaklı her hayvanı haram kıldık. Sığırlardan ve koyunlar­dan, sırtlarına veya bağırsaklarına yapı­şan veya kemiğe karışanlar dışında iç yağlarını da onlara haram kıldık. Bu zu­lümleri yüzünden onları bu şekilde ce­zalandırdık. Biz şüphesiz doğru sözlü olanlarız.

147- Seni yalanlarlarsa, «Rabbinizin rahmeti geniştir; O’nun azabı suçlu topluluktan geri çevrilemez» de.

148- Şirk koşanlar, Allah dileseydi babalarımız ve biz şirk koşmazdık ve hiç bir şeyi haram kılmazdık diyecek­ler; onlardan öncekiler de bizim şiddetli azabımızı tadana kadar böyle yalanla­mışlardı. Onlara de ki: «Sizin elinizde açığa çıkaracağınız bir bilgi varsa, o halde çıkarıp gösterin. Siz ancak zanna uyuyorsunuz ve sadece tahminde bulu­nuyorsunuz.»

149- «Yetkin delil Allah’ındır. O dile­seydi hepinizi birden hidayete eriştirirdi» de.

(Menakib-u İbn-i Megazili s.40 ve 19’da, Enes’in bu ayetin tefsirinde şöyle dediğini naklet­miştir: «Resulullah’ın yanında bulunuyorduk. Ali bin Ebi Talib’i gördüğünde Peygamber şöyle buyurdu: «Ben ve Ali, kıyamet gününde bu ümmetin üzerine yet­kin delil ve hüccetiz.»)

150- De ki: «Allah’ın bunu haram kıldığına şa­hitlik edecek şahitlerinizi getirin.» Şahitlik eder­lerse, sen onlarla birlikte şahitlik etme. Ayetleri­mizi yalanlayanların, ahirete inanmayanların v Rablerine eş koşanların heveslerine uyma.

151- De ki: «Gelin size Rabbinizin haram kıl­dığı şeyleri söyleyeyim: O’na hiç bir şeyi ortak koşmayın, anaya babaya iyilik yapın, sizin ve onların rızkını veren biz olduğumuz halde yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, gizli ve açık kötülüklere yaklaşmayın, hak dışında, Allah’ın (öldürülmesini) haram kıldığı kimseyi öldürmeyin.» Allah bunları size düşünesiniz diye buyurmaktadır.

152- Yetimin malına ergenlik çağına erişene kadar en iyi şeklin dışında yaklaşmayın; ölçüyü ve tartıyı adalet üzere yapın. Biz kişiye ancak gü­cünün yeteceği kadar yükleriz. Konuştuğunuzda, akraba bile olsa sözünüzde adil olun. Allah’ın ah­dine vefa gösterin.Allah size bunları belki kendi­nize gelirsiniz diye öğütlemektedir.

153- İşte benim dosdoğru yolum budur; ona tâ­bi olun. Sizi Allah yolundan ayrı düşürecek yolla­ra uymayın. Allah size bunları takva sahibi olası­nız diye buyurmaktadır.

154- Sonra, iyilik işleyenlere nimeti tamamlamak, her şeyi uzun uzadıya açıklamak, hidayet ve rahmet olmak üzere Musa’ya kitabı verdik. Umu­lur ki Rablerine kavuşacaklarına inanırlar.

155- İşte bu, indirdiğimiz bereket dolu bir kitaptır; ona uyun ve sakının; umulur ki merhamet olunursunuz.

156- «Bizden önce iki topluluğa kitap indirildi, bizim onların okuduklarından haberimiz yok»   demeyesiniz (diye Kur’an’ı indirdik).

157- Veya «Bize kitap indirilseydi elbette biz onlardan daha ziyâde hidâyete ermiş olurduk» demeyesiniz diye (Kur’an’ı indirdik). İşte size de Rabbinizden açık bir delil, hidayet ve rahmet geldi. Allah’ın ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü, kötü bir azapla cezalandıracağız.

158- Onlar kendilerine meleklerin gelmesini mi, yoksa Rabbinin (emrinin) gelmesini mi, yahut Rablerinden bir takım nişanelerin (mucizelerin) gelmesini mi
bekliyorlar? Rabbinin bir takım nişaneleri (mucizeleri) geldiği gün, bir kimse daha önce inanmamışsa veya imanıyla bir iyilik kazanmamışsa, imanı ona fayda
vermez. Onlara, «Bekleyin, doğrusu bizde bekliyoruz» de.

159- Dinlerini parça parça edip fırka fırka olanlar ile senin hiç bir ilişiğin olamaz. Onların işi Allah’a kalmıştır. Son­ra O, işlemekte olduklarını kendilerine haber verecektir.

160- Kim bir iyilikle gelirse, ona on katı verilir; kim de bir kötülükle gelirse ancak misliyle cezalandırılır; onlara haksızlık yapılmaz.

161- De ki: «Rabbim gerçekten beni doğru bir yola hidayet buyurdu; dosdoğ­ru bir dine, Allah’ı birleyen İbrahim’in dinine. O, (asla) ortak koşanlardan değil­di.»

162- De ki: «Namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, âlemlerin Rabbi Allah içindir.»

163- «O’nun hiç bir ortağı yoktur; böyle emrolundum ve ben Müslümanların ilkiyim.»

164- De ki: «Allah her şeyin Rabbi iken O’ndan başka bir Rabb mi arayayım? Hiç bir nefis, kendisinden başkasına bir şey kazanmaz. Günahkâr olan, bir başkasının günah yükünü taşımaz. Sonunda dönüşünüz Rabbinizedir. O, size hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri haber verecektir.»

165- Verdikleriyle denemek için sizi yeryüzü­nün halifeleri kılan ve kiminizi kiminize derecelerle üstün yapan O’dur. Doğrusu Rabbinin cezalandırması süratlidir. Şüphesiz O bağışlar, merhamet eder.

 

Bana whatsapptan ulaş mı diyorsun? Numaranı bırak