48. Fetih Suresi

(Medine’de nazil olmuştur ve 29 ayettir. İçinde İslâm’ın elde edeceği fetih, başarı ve zaferden bahsedildiği için Fetih adını alan bu sure, hicretin altıncı yılında Hudeybiye antlaş­ması dönüşünde inmiştir)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla

1- Şüphesiz, biz sana apaçık bir fetih verdik.

2- Böylece Allah, (düşmanların sana yakıştırdığı, söz­de) geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, üze­rindeki nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola hidayet etsin (diye apaçık bir fetih verdik).

(Bir görüşe göre geçmiş günahlardan maksat, geçmiş üm­metlerin günahıdır; zira tüm ümmetler, o mukaddes zatın (Peygamber’in) ümmetidir ve nebilerin tüm davetleri son şe­riata ve Mutlak Veli’nin (Peygamber’in) eserlerine yapılan davettir. Dolayısıyla da Âdem ve sonrakiler ise bu velayet ağa­cının yapraklarıdır.

İkinci açıklamaya göre hadisteki zenb (günah) kelimesi mastardır. Dolayısıyla fail veya mef’ula izafe olması caizdir. Burada ise mef’ula izafe olmuştur. Dolayısıyla günahtan mak­sat ise, Mekkeli müşriklerin Peygamber’i Mekke’ye girmekten alıkoymaları ve Mescidu’l Haram’a girmesine engel olmalarıdır. Bu te’vil üzere mağfiretin manası ise müşrik­lerin Peygamber (s.a.a) üzerindeki hükümlerini neshetmesidir. Yani Allah bu lekeyi fetih esnasında ortadan kaldırmış ve Mekke’nin fethiyle örtmüş­tür. O halde «Bundan sonra çok yakında Mekke’ye gireceksin» demektir. Bu yüzden «mağfiret», ciha­dın mükâfatı ve fethin faydaları olarak takdir edil­miştir. Bu konuda şöyle denilmiştir: «Eğer maksat günahları bağışlamak olsaydı, ayet için makul bir mana edilemezdi. Zira günahları affetmenin fetih ile hiç bir ilgisi yoktur. Dolayısıyla onun he­def ve faydası da olamaz. Ama geçmiş ve gelecek günahlardan maksadın müşriklerin eskiden Resu­lullah’a ve Müslümanlara reva gördükleri çirkin fiillerin olması da muhtemeldir.»

Üçüncü açıklamaya göre ayetin anlamı, «Eğer senin geçmiş ve gelecekte herhangi bir gü­nahın olursa ben o günahını bağışladım» demek­tir. Ama bilindiği gibi koşullu önerme (kaziye-i şartiye) iki tarafın (konu ve yüklemin) gerçekleş­miş olmasını ve doğruluğunu gerektirmez.

Dördüncü açıklamaya göre ise günahtan mak­sat müstahapları terk etmektir. Zira Resulullah farzları hiç terk etmemiştir. Resulullah’ın makamı yüce olduğundan dolayı, başkaları için günah ol­mayan şeyler onun için pekâlâ günah sayılabilir.

Beşinci açıklamaya göre ise ayet Resulullah’ı tazim etmek için nazil olmuştur. Dolayısıyla da hüsn-i hitab makamındadır. «Allah seni affetsin» demeye benzer.)

3- Ve Allah, sana üstün bir zaferle yardım etsin (diye apaçık bir fetih verdik).

4- İmanlarına iman katsınlar diye müminlerin kalplerine sükûnet indiren O’dur. Göklerin ve yerin orduları O’nundur. O Allah her şeyi bilendir ve hikmet sahibidir.

5- (Bütün bunlar,) Mü’min erkekleri ve mü’min kadınları, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan cen­netlere sokması ve onların kötülüklerini örtüp bağışlaması içindir, işte bu, Allah katında büyük kurtuluştur.

6- (Bütün bunlar ayrıca) Kötü bir zan ile zanda bulunan münafık erkeklerle mü­nafık kadınlara ve müşrik erkeklerle müşrik kadınlara azap etmesi içindir. O (Müslümanlar için istedikleri) kötülük çembe­ri, tepelerine insin. Allah, onlara karşı gazaplanmış, onları lanetlemiş ve onlara cehennemi hazırlamıştır. Varacakları yer pek de kötüdür.

7- Göklerin ve yerin orduları, Allah’ındır. Allah, güçlü olandır ve hikmet sahibidir.

8- Şüphesiz, biz seni bir şahit, bir müj­de verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.

9- Böylece Allah’a ve Resulüne iman etmeniz, O’nu savunup destekle­meniz, O’nu saygıyla yüceltmeniz ve sabah akşam O’nu tesbih etmeniz için (seni gönderdik).

10- Şüphesiz, sana biat edenler, an­cak Allah’a biat etmişlerdir. Allah’ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Şu halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de Allah’a karşı verdiği ahdine vefa göste­rirse, artık O (Allah) da ona büyük bir ecir verecektir.

11- Bedevilerden geride bırakılanlar, sana diyecekler ki: «Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti. Bundan dolayı bizim için mağfiret dile.» Onlar (bu du­rumda), kalplerinde olmayan şeyi dille­riyle söylerler. De ki: «Şimdi Allah, size bir zarar isteyecek ya da bir yarar dile­yecek olsa, sizin için Allah’a karşı kim herhangi bir şeyle güç yetirebilir? Ha­yır, Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdar olandır.»

12- Hayır, siz peygamberin ve mü­’minlerin, ailelerine ebedi olarak bir da­ha dönmeyeceklerini zannettiniz. Bu, sizin kalplerinizde süslü göründü ve kötü bir zan ile zanda bulundunuz da yıkıma uğramış bir kavim oldunuz.

13- Kim Allah’a ve Resulüne iman etmezse, (bilsin ki) gerçekten biz, küfre sapanlar için çılgın­ca yanan bir ateş hazırlamışızdır.

14- Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır; dile­diğine mağfiret eder, dilediğini azaplandırır. Al­lah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.

15- Geride bırakılanlar, siz ganimetleri almaya gittiğiniz zaman, «Bizi bırakın da sizi izleyelim» diyecekler. Onlar, Allah’ın kelâmını değiştirmek istiyorlar. De ki: «Siz, kesin olarak bizim izimiz­den gelmezsiniz. Allah, daha evvel böyle buyur­du.» Bunun üzerine, «Hayır, bizi kıskanıyorsu­nuz» diyecekler. Hayır, onlar pek az anlayanlardır.

16- Bedevilerden geride bırakılanlara de ki: «Siz yakında zorlu savaşçı olan bir kavme çağrı­lacaksınız; onlarla (ya) savaşırsınız, ya da (onlar) Müslüman olurlar. Bu durumda eğer itaat ederse­niz, Allah, size güzel bir ecir verir; eğer bundan önce sırt çevirdiğiniz gibi (yine) sırt çevirirseniz, sizi acı bir azap ile azaplandırır.»

17- Kör olana güçlük (sorumluluk) yoktur, topal olana güçlük yoktur, hasta olana da güçlük yok­tur. Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, (Allah) onu, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de sırt çevirirse, (Allah) onu acıklı bir azap ile azaplandırır.

18- Şüphesiz Allah, sana o ağacın altında biat ederlerken mü’minlerden razı oldu, kalplerinde olanı bildi de böylece üzerlerine güven duygusu ve huzur indirdi ve onlara yakın bir fet­hi sevap (karşılığı) olarak verdi.

19- Ve elde edecekleri birçok gani­metleri de (verdi). Allah, güçlü olandır ve hikmet sahibidir.

20- Allah sizlere ileride alacağınız birçok ganimetler vaat etmiştir. Mü’min­ler için bir ayet olsun ve sizi dosdoğru bir yola hidayet etsin diye de bunu (Hu-deybiye’nin ardından Hayber ganimetlerini) size hemencecik vermiş ve insanların elleri­ni sizden (geri) çekmiştir.

21- Bundan başka, sizin gücünüzün yetmediği, fakat Allah’ın (ilim ve kudretiy­le) çepeçevre kuşattığı ganimetler de vardır. Allah, her şeye karşı güç yetirendir.

22- Küfre sapanlar sizinle savaşmış olsalardı, arkalarını dönüp kaçarlardı; sonra, bir veli ve yardımcı da bulamaz­lardı.

23- (Bu,) Allah’ın öteden beri sürüp gitmekte olan sünnetidir. Sen Allah’ın sünnetinde kesinlikle hiç bir değişiklik bulamazsın.

24- Onlara karşı size zafer verdikten sonra, Mekke’nin göbeğinde onların ellerini sizden ve sizin de ellerinizi onlar­dan çeken O’dur. Allah, yapmakta ol­duklarınızı hakkıyla görendir.

25- Onlar; küfre sapanlar ve sizi Mescid-i Haram’dan ve kurbanları yerlerine ulaşmasından alıkoyanlardır. Eğer orada (Mekke’de) kendilerini tanımadığınız için ezeceğiniz ve bilmeyerek ezdiğinizden ötürü de zor durumda ka­lacağınız mü’min erkekler ve mü’min kadınlar olmasaydı (Allah savaşı önlemezdi). Dilediklerine rahmet etmek için Allah böyle yapmıştır. Eğer onlar birbirinden ayrılmış olsalardı elbette onlardan kâfirleri elem verici bir azaba çarptırırdık.

(O zamanlar Mekke-i Muazzama’da imanla­rını gizleyen-gizlemeyen birçok Müslüman vardı. Onlar güçsüzlüklerinden dolayı hicret edememiş­lerdi. Eziyet ve işkenceye maruz kalmışlardı. Böy­le bir durumda savaş olsaydı ve Müslümanlar kâ­firleri kovalayarak Mekke’ye girselerdi, kâfirlerle birlikte bu Müslümanları da, tanınmadıklarından dolayı öldürebilirler, durumun farkına vardıkla­rında da bu durumdan acı ve üzüntü duyarlardı. Ayrıca müşrik Araplara da «Bu insanlar savaşta kendi din kardeşlerini bile öldürmekten çekinmi­yorlar» deme fırsatı verilmiş olurdu. Bu bakımdan Allah, bu çaresiz Müslümanlara merhamet edip ayrıca mü’minleri üzüntü ve lekelenmekten kurtar­mak niyetiyle bu olayda savaşa fırsat vermedi.)

26- Zira küfre sapanlar, kalplerine bağnazlığı, (hem de) cahiliye bağnazlığını yerleştirmişlerdi. Al­lah da (buna karşılık) elçisine ve mü’minlere sükûnet ve güvenini indirdi, onlara takva sözünü (iman ru­hunu) gerekli kıldı. Zaten onlar buna lâyık ve ehil kimselerdi. Allah her şeyi bilendir.

27- Şüphesiz Allah peygamberine o rüyayı doğru ve hak olarak gösterdi. İnşallah Kâbe’ye başlarınızı da tıraş etmiş ve kısaltmış olarak emniyet ve güven içinde, korkmadan (mutlaka) gire­ceksiniz. Allah sizin bilmediğiniz şeyleri bildiği
için (Mekke’nin fethinden) önce daha yakın bir fetih (Hudeybiye barışını) nasip etti.

28- O, kendi peygamberlerini hidayetle ve hak olan din ile diğer bütün dinlere karşı üstün kılmak için gönderdi. Şahit olarak Allah yeter.

29- Muhammed, Allah’ın Resulü’dür ve onun­la birlikte olanlar da kâfirlere karşı zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler. Onları, rükû edenler, secde edenler olarak görürsün. Onlar, Al­lah’tan bir lütuf ve hoşnutluk dilerler. Onların ni­şanları yüzlerindeki secde izidir. İşte bu onların Tevrat’taki ve İncil’deki örnekleridir. Onlar; fili­zini yarıp çıkarmış, derken onu (filizini) kuvvetlen­dirmiş, sonra semizleyip kalınlaşmış ve ekincile­rin hoşuna gidecek şekilde sapları üzerine dikilmiş bir ekine benzerler (Bu örnek,) Onunla kâfirleri Öfkelendirmek içindir. Allah, içlerinden iman edip salih amellerde bulunanlara bir mağfiret ve büyük bir ecir vaat etmiştir.

Bana whatsapptan ulaş mı diyorsun? Numaranı bırak