1. Ankebut Suresi

(Mekke’de nazil olmuştur ve 69 ayettir. «An­kebut», örümcek demektir. 41. ayetinde kâfirlerin işleri örümcek ağına benzetildiği için sure bu ismi almıştır.) 

Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla

1-  Elif, Lam, Mim.

2- İnsanlar, (yalnızca) İman ettik» diyerek, sı­nanmadan bırakılıvereceklerini mi sandılar?

3- Şüphesiz onlardan öncekileri sınamadan ge­çirdik. Allah, gerçekten doğruları da bilmekte ve gerçekten yalancıları da bilmektedir.

4- Yoksa kötülükleri yapanlar, bizi (aşıp) geçeceklerini mi sandılar? Pek de kötü hükmediyor­lar!

5- Kim Allah’a kavuşmayı umuyorsa hiç şüphesiz Allah’ın (tespit ettiği) süresi yaklaşarak gelmektedir. O, işitendir, bilendir.

6- Kim cihad ederse, yalnızca kendi nefsi için cihad etmiş olur. Şüphesiz Allah, âlemlerden müstağnidir.

7- İman edip salih amellerde bulunanlar (var ya), biz hiç şüphesiz onların kötülüklerini örteceğiz ve hiç şüphesiz onlara yapmakta olduklarının en güzeliyle karşılık vereceğiz.

8- Biz insana, anne ve babasına (karşı) güzelli­ği ( ve iyiliği ilke edinmesini) tavsiye ettik. Eğer onlar, hakkında bilgin olmayan şeyle bana ortak koşman için sana karşı çaba harcayacak olurlarsa, bu du­rumda onlara itaat etme. Dönüşünüz banadır. Artık yapmakta olduklarınızı size ben haber verece­ğim.

9- İman edip salih amellerde bulunanlar (var ya), biz elbette onları salihlerin arasına katacağız.

10- İnsanlardan, «Allah’a iman ettik» diyenler vardır; fakat Allah uğruna eziyet gördüğü zaman, insanların fitnesini (eziyetini) Allah’ın azabıymış gibi sayar. Ama Rabbinden bir yardım gelirse, «Biz gerçekten sizlerle birlik­teydik» derler. Oysa Allah, âlemlerin (bütün insanların) sinelerinde olanı daha iyi bilen değil midir?

11- Allah muhakkak iman edenleri de bilip ortaya çıkaracak ve muhakkak münafıkları da bilip ortaya çıkaracaktır.

12- Küfre sapanlar, iman etmekte olanlara dedi ki: «Siz bizim yolumuzu izleyin, sizin hatalarınızı biz yüklenelim.» Oysa kendileri, onların hatalarından hiç bir şeyi yüklenecek değiller. Şüphesiz onlar kesin yalancılardır.

13- Şüphesiz onlar, hem kendi yükle­rini, hem de kendi yükleriyle birlikte başka yükleri de yüklenecekler ve kıya­met günü, düzüp uydurmakta oldukları­na karşı sorguya çekileceklerdir.

14- Şüphesiz biz Nuh’u kendi kavmi­ne (peygamber olarak) gönderdik, o da içle­rinde elli yılı eksik olmak üzere bin se­ne yaşadı. Sonunda onlar zulmetmekte devam ederlerken tufan kendilerini yakalayıverdi.

15- Böylece biz onu da gemi halkını da kurtardık ve bunu âlemlere bir ayet kılmış olduk.

(İbn-i Abbas Hz. Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: «Ey Ali! Senin ve evla­dından olan imamların benden sonraki misali, bi­nenin kurtulduğu ve terk edenin de boğulup helak olduğu Nuh ‘un gemisi gibidir.»)

16- İbrahim de hani kavmine demişti ki: «Allah’a kulluk edin ve O’ndan kor­kup sakının, eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.»

17- «Siz yalnızca Allah’tan başka bir­takım putlara tapmakta ve birtakım ya­lanlar uydurmaktasınız. Şüphesiz sizin Allah’tan başka tapmakta olduklarınız, size rızık vermeye güç yetiremezler; öy­leyse rızkı Allah’ın katında arayın, O’na kulluk edin ve O’na şükredin. Siz O’na döndürüleceksiniz.»

18-  «Eğer yalanlarsanız, sizden önce­ki ümmetler de (peygamberlerini) yalanla­mışlardır. Peygambere düşen ise, yal­nızca apaçık bir tebliğdir.»

19-  Onlar Allah’ın yaratmaya nasıl başladığını, sonra da onu nasıl yineleyeceğini görmüyorlar mı? Şüphesiz bu (yinelemek) Allah’a göre kolaydır.

20-  De ki: «Yeryüzünde gezip dolaşın da böy­lelikle O’nun yaratmaya nasıl başladığına bir ba­kın! Sonra Allah ahiret yurdunu da inşa edecektir. Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir.

21-  Dilediğini azaplandırır, dilediğine merha­met eder. O’na çevrilip götürüleceksiniz.

22-  Siz yerde de gökte de (Allah’ı) aciz bıraka­mazsınız. Sizin Allah’ın dışında veliniz yoktur, yardım edeniniz de yoktur.

23- Allah’ın ayetlerini ve O’na kavuşmayı yok sayıp küfre sapanlar (var ya), işte onlar benim rahmetimden umut kesmişlerdir ve acıklı azap da işte onlarındır.

24- Bunun üzerine kendi kavminin (İbrahim’e) cevabı yalnızca, O’nu öldürün ya da yakın» de­mek oldu. Böylece Allah da onu ateşten kurtardı. Şüphesiz bunda, iman etmekte olan bir kavim için ayetler vardır.

25- (İbrahim) Dedi ki: Siz dünya hayatında, aranızdaki (atalarınıza karşı duyduğunuz) sevgi sebe­biyle Allah’tan gayri bir takım putlar (ilahlar) edin­diniz. Sonra kıyamet günü, bir kısmınız bir kısmı­nızı inkâr edip tanımayacak ve bir kısmınız bir kısmınıza lanet edeceksiniz. Sizin barınma yeri­niz ateştir ve hiç bir yardımcınız da yoktur.

26- Bunun üzerine Lût ona (İbrahim’e) iman etti ve dedi ki: Gerçekten ben, Rabbime hicret ede­ceğim. Çünkü şüphesiz O güçlüdür, hikmet sahi­bidir.

(Hz. Lût, müşriklerin baskısından kurtulmak için hicret etmiyor. Herhangi bir bölgeye yerleş­mek ya da maddi bir kazanç elde etmek yahut ti­cari avantaj sağlamak amacı ile yurdunu bırakıp göç etmiyor. Sadece Rabbine hicret ediyor. O’na yakın olmak, O’nun korusuna sığınmak için hicret ediyor. Eti ve kanıyla hicret etmeden önce kalbi ile inancı ile hicret ediyor. Herhangi bir şekilde soydaşlarının hidayet ve imana olumlu yaklaşma­larına ilişkin en ufak bir umut kırıntısı kalmadık­tan sonra küfür ve sapıklık ülkesinden uzak ibadetini, kalbini ve tüm varlığını Rabbine özgü kılmak için O’na doğru hicret ediyor.)

27- Biz ona İshak’ı ve Yakub’u arma­ğan ettik, peygamberliği ve kitabı onun soyunda karar kıldık ve kendisine dün­yada mükâfatını verdik. Şüphesiz o, ahi-rette salih olanlardandır.

28- Lût da hani kavmine şöyle de­mişti: Siz gerçekten sizden önce âlem­lerden hiç kimsenin yapmadığı çirkin bir utanmazlığı yapıyorsunuz.

29- Siz, (yine de) erkeklere yaklaşa­cak, (Allah’ın üreme için takdir ettiği) yolu ke­secek ve bir araya gelişlerinizde çirkin­likler yapacak mısınız? Bunun üzerine kendi kavminin cevabı yalnızca, «Eğer doğru söylemekte olanlardan isen, bize Allah’ın azabını getir» demek oldu.

30- Dedi ki: «Rabbim! Fesat çıkar­makta olan (bu) kavme karşı bana yar­dım et.»

31-  Bizim elçilerimiz İbrahim’e bir müjde ile geldikleri zaman, .Şüphesiz, biz bu ülkenin halkını yıkıma uğrataca­ğız. Çünkü onun ehli zalimler oldular» dediler.

32-  (İbrahim) Dedi ki: .Onun (kavminin) içinde Lût da vardır.» Elçiler, Onun içinde kimin olduğunu biz daha iyi bil­mekteyiz. Kendi karısı dışında, onu da ailesini de muhakkak kurtaracağız. O (karısı) arkada kalacak olanlardandır.» dediler.

33- Elçilerimiz Lût’a geldikleri za­man, o, bunlar dolayısıyla fenalaştı ve (onları korumak için) ne yapacağını bilemez hale düştü. Elçiler; Korkuya düşme ve hüzne kapılma. Karın dışında, seni de aileni de muhakkak kurtaracağız. O ise, arkada kalacak olanlardandır» dediler.

34- Şüphesiz biz, fasıklık yapmala­rından dolayı, bu ülke halkının üstüne gökten korkunç bir azap indireceğiz.»

35- Şüphesiz biz aklını kullanacak bir kavim için oradan (geriye) apaçık bir ayet bırakmışızdır.

36-  Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı (gönderdik). Böylece, Ey kavmim, Allah’a kulluk edin ve ahiret gününe ümit bağlayın ve yeryüzünde bozgun­cular olarak karışıklık çıkarmayın» dedi.

37- Ancak onu yalanladılar, bunun üzerine on­ları amansız bir sarsıntı yakalayıverdi, böylelikle kendi yurtlarında diz üstü çökmüş olarak sabahla­dılar.

38- Ad’ı ve Semud’u da (yıkıma uğrattık). Şüphe­siz (başlarına neler geldiği) kendi Oturdukları (kalıntı) yerlerden size belli olmaktadır. Kendi yapmakta olduklarını şeytan onlara süsleyip çekici kılmış, böylece onları yoldan alıkoymuştu. Oysa onlar basiret sahibi kimselerdi.

39- Karun’u, Firavun’u ve Hâmân’ı da (yıkıma uğrattık). Şüphesiz Musa onlara apaçık delillerle gelmişti, ancak onlar yeryüzünde büyüklendiler. Oysa onlar (kudret ve irademizden öne) geçecek değil­lerdi.

40- İşte biz onların her birini kendi günahıyla yakalayıverdik. Böylece onlardan kiminin üstüne taş fırtınası gönderdik, kimini şiddetli bir çığlık sarıverdi, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Allah onlara zulmedici değildi, an­cak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.

41- Allah’tan başka veliler edinenlerin örneği, (kendisine) aile edinen örümceğin örneği gibidir. Ailelerin (ilişkiler açısından) en gevşeği ise şüphesiz Örümcek ailesidir. Keşke bilselerdi!

  (Ayette geçen «beyt» kelimesi Mu’cem’ul Vesit, Lisan’ul Arab, Kamus-i Muhit ve Sihah kitaplarında da yer aldığına göre «aile» anlamına da gelmektedir. Örümcek ağının en güçlü ağlardan olduğu ve gü­nümüzde balık oltası ve kurşungeçirmez elbisele­rin üretiminde kullanıldığı gerçeği ışığında örüm­cek ağlarının (yuvasının)» en gevşek yuva» oldu­ğunu söylemek doğru değildir. Dolayısıyla «beyt» kavramından maksat; aile ilişkileri geçici masla­hatlara dayanan ve maslahatlar bitince birbirini yiyen örümcek ailesidir. Bu yorum esasınca Al­lah’tan başkasını veli edinenlerin durumu da tıpkı örümcek ailesi gibidir. Aralarındaki maslahat ve menfaatler elde edilince birbirine düşman kesil­mekte ve adeta birbirlerini yemektedirler. Nitekim ayetin sonundaki «keşke bilselerdi.’» ifadesi de bu ilmi hakikatin nüzul esnasında bilinmediğine işa­ret etmekte ve Kur’an, bunu ilmi bir mucize olarak gaipten bildirmektedir.)

42- Allah, kendi dışında hangi şeye tapmakta olduklarını şüphesiz bilmekte­dir. O güçlüdür, hikmet sahibidir.

43- İşte biz insanlara bu örnekleri vermekteyiz. Ancak âlimlerden başkası bunlara akıl erdirmez.

44- Allah, gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Şüphesiz, bunda iman etmekte olanlar için bir ayet vardır.

45- Sana kitaptan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Muhakkak ki na­maz, çirkin işlerden ve kötülükten alı­koyar. Allah’ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.

46- İçlerinde zulmetmekte olanları hariç olmak üzere, kitap ehli kimselerle en güzel olan bir tarzın dışında mücadele etmeyin ve, «Bize indirilene ve size indirilene iman ettik; bizim ilahımız da sizin ilahınız da birdir ve biz O’na teslim olmuş olanlarız.» deyin.

47- İşte biz sana böyle bir kitap indirdik. Bundan dolayı kendilerine kitap verdiklerimiz ona iman etmektedirler. Bunlardan (Mekke ehlinden) ona iman edecek kimseler vardır. Küfre sapanlardan başkası bizim ayetlerimizi inkâr etmez.

48- Bundan önce sen hiç bir kitap okuyan değildin ve onu sağ elinle de yazmıyordun. Böyle olsaydı, batılda olanlar kuşkuya kapılırlardı.

49- Hayır, o, kendilerine ilim verilenlerin gö­ğüslerinde apaçık olan ayetlerdir. Zulmetmekte olanlardan başkası, bizim ayetlerimizi inkâr et­mez.

50- Dediler ki: «Ona Rabbinden ayetler (birta­kım mucizeler) indirilmeli değil miydi?» De ki: «Ayetler yalnızca Allah’ın karındadır. Ben ise, an­cak apaçık bir uyarıcıyım.

51- Kendilerine okunmakta olan kitabı sana in­dirmemiz onlara yetmiyor mu? Şüphesiz, bunda iman etmekte olan bir kavim için gerçekten bir rahmet ve bir hatırlatma vardır.

52- De ki: «Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde olanı bilir. Batı­la inanan ve Allah’ı inkâr edenler (var ya),işte on­lar hüsrana uğrayanlardır.»

53- Azap konusunda senden acele (davranmanı) istiyorlar. Eğer adı konulmuş bir ecel (tayin edilmiş bir vakit) olmasaydı, herhalde onlara azap gelmiş olurdu. Fakat kendileri farkında olmadan, o (azap), onlara kuşkusuz ansızın geliverecektir.

54- Azap konusunda senden acele (davranmanı) istiyorlar. Oysa cehennem, o küfre sapanları ger­çekten kuşatmış bulunmaktadır.

55- Azabın onları kendi üstlerinden ve ayakla­rının altından kaplayacağı gün (Allah), «Yapmakta olduklarınızı tadın» der.

56- Ey iman etmekte olan kullarım! Hiç şüphe­siz benim arzım geniştir; artık yalnızca bana iba­det edin.

57- Her nefis ölümü tadıcıdır; sonra bize dön­dürüleceksiniz.

58- İman edip salih amellerde bulu­nanlar (var ya), onları mutlaka içinde ebedî kalıcılar olarak, altından ırmaklar akan cennetin yüksek köşklerine yerleş­tireceğiz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri pek de güzeldir!

59- Onlar; sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir.

60- Kendi rızkını taşıyamayan (stoklamayan) nice canlı vardır; onu da sizi de Allah rızıklandırmaktadır. O, işitendir, bilendir.

61-Şüphesiz onlara, «Gökleri ve ye­ri kim yarattı; güneşe ve aya kim boyun eğdirdi?» diye soracak olursan mutlaka, «Allah» diyecekler. O halde nereye çev­riliyorlar?

62- Allah, kullarından dilediğine rız­kı yayıp genişletir, onu kısar da. Şüphe­siz Allah her şeyi bilendir.

63- Şüphesiz onlara, «Gökten su indi­rip de ölümünden sonra yeryüzünü diril­ten kimdir?» diye soracak olursan mut­laka, «Allah» derler. De ki: «Bütün güzel övgüler Allah’ındır.» Hayır, onların ço­ğu (söyledikleri üzerinde zaten) düşünmezler.

64- Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve oyalanmadır. Gerçekten ahiret yurdu (var ya), asıl hayat odur. Bir bilse­lerdi!

65- Onlar gemiye bindikleri zaman, dini yalnızca O’na halis kılanlar olarak Allah’a yalvarıp yakarırlar. Ama onları karaya çıkarıp kurtarınca da hemen şirk koşarlar.

66- Kendilerine verdiğimize nankör­lük etsinler ve yararlanıp faydalansınlar bakalım; ancak onlar yakında bilecek­lerdir.

67- Çevrelerinde insanlar kapılıp ka­çırılırken, bizim dokunulmaz güvenilir bir yer kıldığımızı görmüyorlar mı ki? Yine de onlar, batıla inanıp Allah’ın nimetlerine nankörlük mü ediyorlar?

68- Allah hakkında yalan uydurup if­tira edenlerden veya kendisine hak gel­diği zaman onu yalan sayandan daha za­lim kimdir? Küfre sapanlara cehennem içinde bir konaklama yeri mi yok?

69- Bizim uğrumuzda cihad edenler (var ya), biz mutlaka onları yollarımıza hidayet ederiz. Şüphesiz Allah, ihsan edenlerle beraberdir.

Bana whatsapptan ulaş mı diyorsun? Numaranı bırak