11. Hud Suresi

(Mekke’de nazil olmuştur ve 123 ayettir. 50 – 60. Ayetler Hûd’un (a.s) hayatından bahsedildiği için sûreye bu isim verilmiştir. Yunus sûresinden sonra inmiş olup onun devamı niteliğindedir. İtikada ait esas­ları, Kur’an’ın mucize oluşunu, ahiretle ilgili me­seleleri, sevap ve cezayı ve Hz. Hûd’dan başka Nuh, Salih, İbrahim, Lût, Şuayb ve Musa (a.s) gi­bi peygamberlerin kıssalarını ihtiva etmektedir.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla

1- Elif, Lam, Ra. (Bu kitab) Hikmet sa­hibi ve (her şeyden) haberdar olan Allah tarafından, ayetleri sağlamlaştırılmış, sonra da uzun uzadıya açıklanmış bir kitaptır.

2- Allah’tan başkasına ibadet etme­meniz için (indirildi). Ben size, O’nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müj­deciyim.

3- Ve Rabbinizden mağfiret dileme­niz ve O’na tövbe etmeniz için (indirildi. Eğer bunu yaparsanız), belli bir süreye ka­dar sizi güzelce geçindirir ve her fazilet sahibine (dünya ve ahirette) faziletinin kar­şılığını verir. Eğer yüz çevirirseniz o za­man ben doğrusu hakkınızda büyük gü­nün azabından korkarım.

4- Dönüşünüz ancak Allah’adır. O her şeye kadirdir.

5- İyi bilin ki, onlar (Kur’an okunduğu zaman), kendilerini ondan (Kur’an’ı işitmek­ten) gizlemek için göğüslerini (kalplerini) eğip bükerler (Kur’an’a asla itina göstermez­ler). İyi bilin ki, elbiselerine büründüklerinde bile Allah onların gizlediklerini ve açığa vurduklarını bilir. Şüphesiz O, gö­ğüslerde (kalplerde gizli) olanı bilendir.

6- Yeryüzünde rızkı Allah’a ait olma­yan hiçbir canlı yoktur. O, onların karar kıldıkları yerleri (belleri) de emaneten durdukları yerleri (rahimleri) de bilir. (Bu hakikatlerin) Tümü apaçık bir kitaptadır.

7- Henüz su üzerinde egemen iken (âlemler yaratılmadan önce) hanginizin daha güzel amelde bulunacağını denemek için, gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur. Siz gerçekten, ölümden sonra dirileceksiniz desen, şüphesiz küfre sa­panlar, «Bu, apaçık bir sihirden başka bir şey değildir» derler.

8- Hiç şüphesiz onların azabını sayı­lı bir süreye kadar ertelesek, muhakkak «Onu alıkoyan nedir?» derler. İyi bilin ki onlara azap geldiği gün, onlardan geri çevrilecek değildir ve alaya almakta ol­dukları şey de kendilerini çepeçevre kuşatacaktır.

9- Hiç şüphesiz insana nimetimizi tattırır, sonra onu ondan çekip alırsak, o şüphesiz umutsuz ve nankör biri kesilir.

10- Başına gelen sıkıntıdan sonra, ona bir nimet tattırırsak «Musibetler başımdan gitti» der. Doğrusu o, sevinerek şımaran ve böbürlenen biridir.

11- Sabredenler ve salih amellerde bulunanlar başka. İşte, bağışlanma ve yüce ecir bunlarındır.

12- «Neden ona bir hazine indirilmi­yor veya onunla beraber (kendisini onayla­mak için) bir melek gelmiyor?» demele­rinden ötürü, belki de kalbin daralacak ve sana vahyolunanın bir kısmını (onlara okumayı) terk edeceksin? Oysa sen ancak bir uyarı­cısın, Allah her şeye vekildir.

(Bu ayetin tefsirinde Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: «Hz. Peygamber (s.a.a) bir gün İmam Ali’ye şöyle buyurdu: «Ey Ali! Allah’tan seni bana vezir kılmasını is­tedim ve kabul etti; seni vasim kılmasını istedim, kabul etti ve seni ümmetimin üzerine halifem kılmasını istedim, yine kabul etti!» Hz. Peygamber’in yanında duran Kureyş’ten iki kişi birine şöyle dediler: «Allah’a andolsun ki su tulumunun içinde çürümüş bir tabak hurma, Muhammed’in Rabbinden istediğinden daha hayırlıdır. Rabbinden bir melek gelseydi yardımcı olsaydı veyahut ona mülk indirseydi de fakirliğini giderseydi…» Bunun akabinde yüce Allah mezkur ayet-i Kerimeyi indirdi.» Sünni alimlerinden Hakim Haskani de Şevahidü’t Tenzil c.l s.282-283’te bu ayetin tevil ve tefsirinde bu yakın bir rivayet nakletmiştir.)

13- Yoksa: «Onu kendisi uydurdu» mu diyor­lar? De ki: «Öyleyse siz de yalan üzere uydurulmuş benzeri on sure getirsenize ve eğer doğru sözlüler iseniz, Allah’tan başka çağırabildiklerinizi de çağırın!»

14- Eğer size cevap vermezlerse, artık biliniz ki o, gerçekten Allah’ın ilmiyle indirilmiştir ve O’ndan başka ilah yoktur. Nasıl, (bütün bu delillerden sonra) artık Müslüman oldunuz mu?

15- Kim dünya hayatını ve süsünü isterse, onda yapıp ettiklerini tastamam öderiz ve onlar bunda hiç bir eksikliğe de uğratılmazlar.

16- İşte onlar, ahirette kendileri için ateşten başka hiç bir şeyleri olmayan kimselerdir. Dünyada yaptıkları da boşa gitmiştir ve yapmakta oldukları şeyler de (zaten) batıldır.

17- Rabbinden apaçık bir delil (basiret) üzere bulunan, onu kendisinden bir şahidin izlediği ve (şahit olarak) ondan önce bir de önder ve rahmet olarak Musa’nın kitabı bulunan kimse, (böyle olmayan kimse) gibi midir? İşte onlar, buna inanırlar. Hangi topluluk onu inkâr ederse vaat edilen yeri ateştir. Öyleyse, bundan şüp­hen olmasın. Doğrusu o, Rabbinden bir gerçektir, fakat insanların çoğu inan­mazlar.

(Tarih-u Medinet’id Dimeşk s.420-421 ve Feth’ul Kadir c.2 s.466’da belirtildiğine göre bu ayet hakkında, Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyur­muştur: «Rabbinden apaçık bir delil üzere bulu­nan» benim ve «kendinden bir şahit» ise Ali’dir.» bu ayetin tefsirinde yukarıda naklettiğimiz rivaye­ti aynen nakletmiştir )

18- Yalan söyleyerek Allah’a iftira edenden daha zalim kimdir? İşte bunlar Rablerine sunulacaklar ve şahitler, «Rablerine yalan söyleyenler bunlardır» derler. İyi bilin ki Allah’ın laneti zalim­lerin üzerinedir.

19- Onlar (zalimler) Allah’ın yolundan alıkoyarlar ve o yolu eğri göstermeye yeltenirler ve onlar ahireti inkâr eden­lerdir

20- Onlar yeryüzünde (Allah’ı) aciz bı­rakacak olanlar değillerdir. Allah’tan başka velileri de yoktur. Azap onlara kat kat verilir. Onlar (önceden de hakkı) işitme­ye güç yetirmezlerdi ve görmezlerdi.

21- İşte bunlar, kendilerini hüsrana uğratanlardır ve yalan olarak uydurmak­ta oldukları da onlardan uzaklaşıp kay­bolmuşlardır.

22- Hiç şüphesiz bunlar, ahirette en çok hüsrana uğrayanlardır.

23- Doğrusu iman edenler, Salih amelde bulunanlar ve Rablerine karşı güven duyanlar, işte onlar cennet ehlidirler ve onlar onda temelli kalacaklardır.

24- Bu iki zümrenin durumu, kör ve sağır kimse ile gören ve işiten kimsenin durumuna benzer. Durumları hiç eşit olabilir mi? Hala kendinize gelmez misiniz?

25- Hiç şüphesiz biz Nuh’u kendi kavmine gönderdik, «Ben, sizin için apaçık bir uyarıcıyım (dedi).»

26- Ta ki «Allah’tan başkasına ibadet etmeyesiniz. Doğrusu ben hakkınızda elem verici bir günün azabından korkuyorum (dedi).»

27- Kavminden küfre sapanların elebaşları «Senin ancak kendimiz gibi bir insan olduğunu görüyoruz. Sana sığ görüşlü olan en aşağılıklarımızdan başkasının uyduğunu da görmüyoruz, sizin bize bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine biz sizi yalancılar sanıyoruz» dediler.

28- Dedi ki: «Ey Kavmim, söyleyin bakayım eğer ben Rabbimden gelen açık belgelere dayanıyorsam ve O bana kendi katından bir rahmet verdi ise de siz bunu görmekten yoksun bırakıldınız, istemediğiniz halde onu size zorla mı kabul ettireceğiz?»

29- «Ey kavmim! Buna karşılık ben sizden bir mal da istemiyorum. Benim ücretim sadece Allah’a aittir. İman edenleri de kovacak değilim; Çünkü onlar Rableriyle karşılaşacaklar. Fakat ben sizi, cahil bir topluluk olarak görüyorum.»

30- «Ey kavmim! Onları kovarsam, Allah’a karşı bana kim yardım eder? Artık kendinize gelmez misiniz?»

31- «Size, Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum; gaybı da bilmem. Doğrusu melek olduğumu da söylemiyorum. Küçük gördüklerinize, Allah iyilik vermeyecektir» de diyemem. İçlerinde olanı Allah daha iyi bilir. Yoksa şüphesiz ben zalimlerden olurum.»

32- «Ey Nuh! Bizimle çekişip durdun, bu çe­nede ileri de gittin. Doğru sözlülerden isen bize vaat ettiğini getir (görelim)» dediler.

33- (Nuh) «Ancak Allah dilerse onu si­ze getirir, siz aciz bırakıcılar değilsiniz-dir» dedi.

34- «Eğer Allah sizi saptırmak ister­se, ben sizin iyiliğinizi arzu etsem bile faydası olmaz. O, sizin Rabbinizdir, O’na döndürüleceksiniz.»

35- Onlar, «Bunu kendisi uydurdu» mu diyorlar? De ki: «Eğer onu ben uydurduysam, günahım bana aittir. Ama ben, sizin işlediğiniz suçlardan uzağım.»

36- Nuh’a, «Senin kavminden, iman etmiş olanlardan başkası artık iman etmeyecektir; onun için yaptıkları şeyler­den dolayı üzülme» diye vahyolundu.

37- «Bizim gözetimimiz altında ve vahyimizle gemiyi inşa et ve zulme sapanlar konusunda da bana seslenişte bu­lunma. Şüphesiz onlar suda boğulacak­lardır.»

38- Gemiyi yaparken, kavminden küfre sapanların elebaşları yanına uğradıkça onunla alay ederlerdi. O da, Bizimle alay ediyorsanız, şüphesiz alay ettiğiniz gibi, biz de sizinle alay edeceğiz dedi.

39- «Aşağılatıcı azabın kime gelece­ğini ve kime sürekli azabın ineceğini göreceksiniz.»

40- Buyruğumuz gelip tandır (içinden sular) kaynamağa başlayınca, «Her cinsten birer çifti, aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan ehlini ve iman edenleri gemiye bindir» dedik. Zaten onunla birlikte çok azından başkası iman etmemişti.

41- (Nuh) Dedi ki: «Ona binin. Onun yüzmesi de demir atması (durması) da Allah’ın adıyladır. Şüphesiz benim Rabbim bağışlayandır, esirgeyendir.»

42- Gemi, dağlar gibi dalgalar içinde onları gö­türürken, Nuh, kenarda kalmış olan oğluna, «Ey oğulcuğum! Bizimle beraber bin, kâfirlerle birlik olma» diye seslendi.

43- Oğlu, «Beni sudan koruyacak bir dağa sığı­nırım» deyince Nuh, «O’nun merhamet ettikleri dışında, bugün Allah’ın buyruğundan (günahkarları kurtaracak) bir koruyucu yoktur» dedi. Derken dalga aralarına giriverdi. O da boğulanlardan oldu.

44- Denildi ki: «Ey yer, suyunu yut ve ey gök sen de tut.» Su çekildi, iş bitiriliverdi, (gemi de) Cudi (dağı) üstünde durdu ve «Zalimler (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun» denildi.

45- Nuh Rabbine seslenip, Rabbim! Oğlum benim ailemdendir. Doğrusu senin vaadin haktır. Sen hükmedenlerin en iyi hükmedenisin.

46- Allah, «Ey Nuh! O senin ailenden değildir; Çünkü o (adeta) salih olmayan bir amel kesilmiştir; öyleyse bilmediğin şeyi benden isteme. Gerçekten ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt ve­riyorum» dedi.

47- «Rabbim! Bilmediğim şeyi senden istemekten sana sığınırım. Beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen hüsrana uğrayanlardan olurum» dedi.

48- «Ey Nuh! Sana ve seninle birlikte olan ümmetler üzerine bizden bir esenlik ve bereketle gemiden inin. (Elbette sizden türeyecek olan diğer kâfir) Ümmetleri de yararlandıracağız, sonra onlara bizden acıklı bir azap dokunacaktır» denildi.

49- Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları sen ve kavmin daha önce bilmiyordun. O halde sabret. Şüphesiz (güzel olan) sonuç, takva sahiplerinindir.

50- Ad kavmine kardeşleri Hûd’u gönderdik. Şöyle dedi: «Ey kavmim! Allah’a ibadet edin. O’ndan başka ilâhı­nız yoktur. Siz (putperestlikte) yalan uydu­ranlardan başkası değilsiniz.»

51- «Ey kavmim! Buna karşılık siz­den bir ücret istemiyorum. Benim ücre­tim ancak beni yaratana aittir. Akıl et­mez misiniz?»

52- «Ey kavmim! Rabbinizden mağ­firet dileyin ve sonra O’na tövbe edin ki size gökten bol bol yağmur göndersin, kuvvetinize kuvvet katsın. Suçlular ola­rak yüz çevirmeyin.»

53- «Ey Hûd! Sen bize apaçık bir bel­ge (mucize) ile gelmiş değilsin, biz de se­nin sözünle ilahlarımızı terk etmeyiz ve biz sana iman edecek de değiliz.»

54- «Bir kısım ilahlarımız seni fena çarpmış, demekten başka bir şey deme­yiz» dediler. (Hûd) dedi ki: «Doğrusu ben Allah’ı şahit tutuyorum ve siz de şahit olun ki ben O’nu bırakıp koştuğunuz or­taklardan uzağım.»

55- «O’ndan başka (taptıklarınızın hep­sinden uzağım). Haydi hepiniz bana tuzak kurun; sonra da bana mühlet vermeyin!»

56- «Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a te­vekkül ettim. O’nun, perçeminden tut­madığı (egemen olmadığı) hiç bir canlı yok­tur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğ­ru bir yol üzerindedir.»

57- «Buna rağmen yüz çevirirseniz, artık size kendisiyle gönderildiğim şeyi tebliğ ettim. Rabbim de sizden başka bir kavmi yerinize geçirir. Siz O’na hiç bir şeyle zarar veremezsiniz. Doğrusu be­nim Rabbim, her şeyi gözetleyip koru­yandır.»

58- Buyruğumuz gelince, Hûd’u ve beraberindeki iman edenleri, tarafımız­dan bir rahmet ile kurtardık ve onları çok ağır bir azaptan koruduk.

59- Rablerinin ayetlerini inkâr eden, peygamberlerine karşı çıkan ve her inat­çı zorbanın emrine uyan işte bu Ad (kav­mi) idi.

60- Bu dünyada da kıyamet gününde de lanet­le izlendiler. İyi bilin ki Ad (kavmi) Rablerini inkâr etti. Hey, Hud’un kavmi Ad’a (Allah’ın rahmetinden) uzaklık olsun.

61- Semud kavmine kardeşleri Salih’i gönderdik. Dedi ki: «Ey kavmim! Allah’a ibadet edin. O’ndan başka ilâhınız yoktur. Sizi yerden yaratıp orayı imar etmenizi dileyen de O’dur. Öyleyse O’ndan mağfiret dileyin ve O’na yönelin. Doğrusu Rabbim (kullarına) yakın ve duaları kabul edendir» dedi.

62- «Ey Salih! Sen bundan önce, içimizde ümit beslenilen bir kimseydin; şimdi babalarımızın taptıklarına tapmaktan bizi men mi ediyorsun? Doğrusu bizi çağırdığın şeyden çok kuşkulandıran bir şüphe içindeyiz» dediler.

63- «Ey kavmim! Şimdi söyleyin bakayım; eğer ben Rabbimden apaçık bir belge üzerindeysem ve bana tarafından bir rahmet vermişse, (bu durumda) O’na isyan edecek olursam, Allah’a karşı bana kim yardım edecektir? Bana zararımı artırmaktan başka bir şey yapamazsınız» dedi.

64- «Ey kavmim! İşte şu sizin için bir mucize olmak üzere Allah’ın bir dişi devesidir. Bırakın onu Allah’ın toprağında otlasın. Ona kötülük etmyin, yoksa sizi yakın bir azap tutuverir.»

65- Buna rağmen onu devirip boğazladılar. O zaman Salih, «Yurdunuzda üç gün daha faydalanın Bu, (azap sözü) yalanlanmayacak bir sözdür»

66- Buyruğumuz gelince, Salih’i ve beraberindeki iman edenleri katımızdan bir rahmet olarak o günün aşağılığından kurtardık. Doğrusu Rabbin pek kuvvetli ve güçlüdür.

67- Zulmedenleri bir çığlık tutuverdi de yurtlarında diz üstü çöküverdiler.

68- Sanki orada hiç yaşamamış gibi oldular. İyi bilin ki, Semud topluluğu Rabbini İnkâr etmişti. Hey, (Allah’ın rah­metinden) uzaklık olsun Semud’a!

69- Hiç Şüphesiz elçilerimiz (melekler) müjde ile İbrahim’e geldiler, «Selam!» dediler. O da «Selam!» dedi de hemen gecikmeden (onlara) kızartılmış bir buza­ğı getirdi.

70- Ellerini ona uzatmadıklarını görünce, tavırları tuhafına gitti ve içinde onlara karşı bir korku uyandı. «Korkma, biz Lut kavmine gönderildik» dediler.

71- Ayakta duran karısı o esnada adet gördü. Böylece ona İshak’ı İshak’ın ardından Yakub’u müjdeledik.

72- «Vay başıma gelenler! Ben bir kocakarı, kocam da ihtiyar olmuşken nasıl doğurabilirim? Doğrusu bu şaşıla­cak bir şey» dedi.

73- (Melekler) Dediler: «Allah’ın emri­ne mi şaşırıyorsun? Oysa Allah’ın rah­meti ve bereketleri siz ev halkının üzeri­nedir. Şüphesiz O, övülmeye layık ve azamet sahibi olandır»

74- İbrahim’in korkusu gidip de müj­de kendisine ulaşınca, Lut topluluğu hakkında bizimle tartışmaya girişti.

75- Doğrusu İbrahim uysal, yumuşak kalpli ve gönülden (Allah’a) yönelen biriydi.

76- Elçilerimiz, «Ey İbrahim! Bun­dan vazgeç, doğrusu Rabbinin emri gelmiştir. Şüphesiz onlara artık geri çevri­lemeyecek bir azap gelmiştir» dediler.

77- Elçilerimiz (melekler) Lut’a gelin­ce; onlardan dolayı kaygılandı, eli ayağı dolaştı, «Bu çetin bir gündür» dedi.

78- Kavmi ona doğru koşarak geldi; onlar daha önceden kötülükler işlemek­teydiler. Lût (onlara) dedi ki: «Ey kav­mim! İşte bunlar benim kızlarım, onlar sizin için daha temizdir (Size nikahlayabilirim). Allah’tan sakının da konuklarımın önünde beni rezil etmeyin. İçinizde aklı başında kimse yok mudur?» dedi.

79- «Hiç şüphesiz senin kızlarında bir hakkımız olmadığını biliyorsun ve doğrusu ne istediğimizi de çok iyi biliyorsun» dediler.

80- «Keşke size karşı bir gücüm olsaydı veya (size karşı koymak için) güçlü bir dayanağa (topluluğa) katılsaydım» dedi.

81- «Ey Lut! Biz Rabbinin elçileriyiz, onlar sana ilişemezler. Gecenin bir bölümünde, ailenle beraber yola çık. Hiç biriniz dönüp arkasına bakmasın. Ancak karın hariç. Doğrusu onların başına gelen onun başına da gelecektir. Onlara vaat edilen (azap) sabah vaktidir. Sabah da yakın değil mi?» dediler.

82- Buyruğumuz gelince oraların altını üstüne getirdik; üzerlerine sağanak halinde balçıktan pi­şirilmiş sert taşlar yağdırdık.

83- (O taşlar) Rabbin katında işaretlenmiş (hangi zalimin üzerine düşeceği belirlenmiş) taşlar İdi. Onlar (taşlar, diğer) zalimlerden (de pek) uzak değildir.

84- Medyen halkına kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. Şöyle dedi: «Ey kavmim! Allah’a ibadet edin; sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik tutmayın. Doğrusu ben sizi nimet nimet içinde görüyorum ve hakkınızda kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum.»

85- «Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adalet üzere yapın, insanların eşyasını değerden düşürüp itmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın.»

86- «İman etmişseniz Allah’ın baki kıldığı sizin için daha hayırlıdır. Sonra ben, sizin üzerinizde bir koruyucu da değilim.»

(Bu ayetin muhatapları ilk etapta Şuayb’ın kavmidir. Allah’ın baki kıldığı şeyden maksat ise helal kazanç veya ilahi mükafattır. Ama bilindiği gibi ayetler her ne kadar belli bir konu hakkında nazil olmuşsa da sonraki asırlarda daha kapsam­lı ve tümel örneklere de uyarlanabilir. Dolayısıyla Allah’ın insan için baki bıraktığı saadet ve hayır vesilesi her varlık, «Allah’ ın baki kıldığı» (bakiyetullah) olarak nitelendirilebilir. Hz. Mehdi de bü­tün insanların hayır ve saadet vesilesi olduğun­dan, bazı rivayetlerde «bakiyetullah» olarak nitelendirilmiştir.)

87- «Ey Şuayb! Babalarımızın taptı­ğını bırakmamızı emreden veya malları­mızı istediğimiz gibi kullanmamızı men eden senin namazın mıdır? (Oysa) Sen doğrusu uysal ve aklı başında birisin» dediler.

88- Şuayb dedi ki: «Ey Kavmim! Söyleyin bakayım, ya eğer ben Rabbimden apaçık bir belge üzerinde isem ve O beni kendisinden güzel bir rızık ile rızıklandırmış ise (ne dersiniz?) Size yasak ettiğim şeylerde, aykırı hareket etmek istemem. Gücümün yettiği kadar ıslah etmekten başka bir dileğim yoktur. Ba­şarım ancak Allah’tandır, O’na güvenir ve sadece O’na yönelirim.»

89- Ey kavmim! Bana karşı gelişi­niz, sakın Nuh kavminin ya da Hûd kav­minin veya Salih kavminin başlarına ge­lenlerin bir benzerini size de isabet ettir­mesin. Üstelik Lut kavmi size (zaman, me­kan ve amel olarak) pek de uzak değildir.»

90- «Rabbinizden mağfiret dileyin ve sonra O’na tövbe edin. Doğrusu Rabbim merhamet eden ve çok sevendir.»

91- «Ey Şuayb! Söylediklerinin ço­ğunu anlamıyor ve doğrusu seni aramız­da güçsüz görüyoruz. Eğer aşiretin ol­masaydı seni taşlardık. Esasen bizim için pek değerli de değilsin» dediler.

92- «Ey Kavmim! Benim aşiretim si­ze göre Allah’tan daha mı güçlüdür ki Allah’a sırt çevirdiniz? Doğrusu Rab­bim yapmış olduklarınızı çepeçevre ku­şatıcıdır» dedi.

93- «Ey Kavmim! Elinizden geleni yapın! Ben de yapacağım! Kendisini re­zil edecek azabın geleceği şahsın ve ya­lancının kim olduğunu yakında öğreneceksiniz! Gözetleyin, doğrusu ben de sizinle bera­ber gözetleyiciyim.»

94- Buyruğumuz gelince, Şuayb’ı ve berabe­rindeki iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri bir çığlık yakaladı da yurtlarında diz üstü çöküverdiler.

95- Sanki orada refah içinde hiç yaşamamışlardı. İyi bilin ki Semud (halkına) nasıl bir uzaklık ve­rildiyse, Medyen (halkına da Allah’ın rahmetinden) bir uzaklık olsun.

96- Hiç şüphesiz Musa’yı ayetlerimizi apaçık bir delille gönderdik.

97- Firavun’a ve onun önde gelen çevresine (Musa’yı gönderdik). Fakat onlar (çevresi) Firavun’un buyruğuna uydular, oysa Firavun’un buyruğu doğru değildi.

98- Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne düşer, onları ateşe sokar. Pek de kötü yerdir onların girdikleri yer!

99- Onlar, burada da kıyamet gününde de lanetle izlendiler. Pek de kötü bir bağıştır, bu veri­len bağış!

100- İşte bunlar, sana anlattığımız şehirlerin haberlerindendir. Onlardan kalan da var, biçilmiş ekine dönen de var.

101- Onlara biz zulmetmedik, fakat onlar ken­tline zulmettiler. Rabbinin buyruğu gelince, Allah’ı bırakıp taptıkları ilahlar kendilerini müstağni kılmadı, yıkımlarını artırmaktan başka bir şeye yaramadı.

102- Allah zalim ülkeleri yakalayınca, işte böyle yakalar. Şüphesiz O’nun yakalaması elim ve şiddetlidir.

103- Ahiretin azabından korkanlara, bunda hiç şüphesiz ayet (ibret) vardır. O, bütün insanların kendisinde toplanacağı bir gündür ve o, görülecek bir gündür.

104- Biz, o günü, ancak sayılı bir sü­reye kadar geciktiririz.

105- O gün gelince, Allah’ın izni ol­maksızın hiç kimse konuşamaz; içlerin­de azgın olanlar da mesut olanlar da vardır.

106- Azgın olanlar ise ateştedirler. Onlara onda ah-vah ve hırıltı sesleri (çıkarma) vardır.

107- Elbette Rabbin dilemesi dışında gökler ve yer durdukça, onda temelli kalacaklardır, (çünkü Rabbinin her şeye gücü yeter). Rabbin şüphesiz her istediğini ya­par.

108- Mesut olanlar ise cennettedirler. Rabbinin dilemesi bir yana, kesintisiz bir lütuf olarak, gökler ve yer durdukça, onda temelli kalacaklardır.

109- Artık onların tapmakta oldukları şeyler konusunda, sakın kuşkuda olma. Onlar sadece önceden babalarının tap­tıkları gibi tapıyorlar. Kuşkusuz biz, onların paylarını eksiltmeksizin onlara ödeyecek olanlarız.

110- Hiç şüphesiz Musa’ya kitap ver­dik; onda ayrılığa düşüldü. Eğer Rabbinin verilmiş bir sözü olmasaydı, arala­rında mutlaka hükmedilmiş olurdu. Gerçekten onlar, bundan (azaptan) yana kuşku verici bir şüphe içindedirler.

111- Şüphesiz Rabbin, onların amel­lerinin karşılığını elbette tamamen verecektir. O, şüphesiz onların yaptıklarını bilir.

112- Beraberindeki tövbe edenlerle birlikte emredildiğin gibi dosdoğru ol. Taşkınlık etmeyin, doğrusu Allah yap­tıklarınızı görücüdür.

113- Zulmedenlere eğilim gösterme­yin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Al­lah’tan başka velileriniz yoktur, sonra yardım da göremezsiniz.

114- Gündüzün iki tarafında ve gece­nin (gündüze) yakın zamanlarında namaz kıl. Doğrusu iyilikler kötülükleri giderir. Bu, hatırlayıp kendine gelenlere bir hatırlatmadır.

(Sabahtan öğleye kadar gündüzün bir tarafı, öğleden ak­şama kadar da gündüzün diğer bir tarafıdır. Dolayısıyla gündüzün iki tarafında kılınan namazlardan maksat, sabah, öğle ve ikindi namazı ve gecenin gündüze yakın zamanında kılınan namazlar ise akşam ve yatsı namazlarıdır.)

115- Sabret, Allah ihsan sahiplerinin ecrini elbette zayi etmez.

116- Sizden önceki kuşaklardan, onlardan kur­tardığımızdan pek azı dışında, yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi? Zulmedenler ise, içinde refaha erdikleri şeyin peşine düştüler ve onlar zaten suçlu idiler.

117- Halkı ıslah eden kimseler iken, senin Rabbin o ülkeleri zulüm ile helak edecek değildi.

118- Eğer Rabbin dileseydi insanları tek bir ümmet kılardı. (Fakat) Onlar ihtilafa düşmeye de­vam edecekler.

119- Sadece Rabbinin merhamet ettikleri (bundan) müstesnadır. Esasen onları bunun (rahmet) için yaratmıştır. Rabbinin, «Şüphesiz cehennemi tümüyle (taşkınlık eden) cinler ve insanlarla doldura­cağım» sözü tamamen yerine geldi.

120- Peygamberlerin haberlerinden sana bu tüm anlattıklarımız, senin gönlünü pekiştirmemizi sağlayan şeylerdir. Sana bunda hak, iman edenlere de bir öğüt ve hatırlatma gelmiştir.

121- İman etmeyenlere de ki: «Elinizden geleni yapın! Biz de (elimizden geleni) yapıcılarız.»

122- Bekleyin! Şüphesiz biz de bekleyicileriz.

123- Göklerin ve verin gaybı Allah’a aittir. Bütün işler O’na döndürülür. Öyleyse O’na ibadet et, O’na güven ve Rabbin, yap­tıklarınızdan gafil değildir.

Bana whatsapptan ulaş mı diyorsun? Numaranı bırak