1. Cin Suresi

  (Mekke’de nazil olmuştur ve 28 ayettir. Cin­lerin Kur’an dinleyip hidayete geldikleri anlatıl­dığından, sure bu ismi almıştır. Hz. Peygamber, amcası Ebu Talip ve eşi Hz. Hatice’yi kaybettikten sonra Taife gitmiş, orada çirkin davranışlarla karşılaşmıştı. Bu sıralarda Kureyş müşrikleri de Müslümanlara karşı düşmanlıklarını iyice arttır­mış bulunuyorlardı. İşte Tâif dönüşünde nazil olarak Resul-i Ekrem ‘e teselli veren bu sure, yal­nız insanların değil, cinlerin de Kur’an’a tâbi ol­duklarını bildiriyor, İslâm’ın ileride zafere erişeceğini müjdeliyordu.) 

Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla

1-  De ki: «Şüphesiz bana, cinlerden bir grubun (Kur’an) dinleyip de «Doğrusu biz, hayrete düşüren bir Kur’an din­ledik» dedikleri, vahyedildi.»

2- (O cinler dediler ki:) «O (Kur’an), kemale hidayet eder. Bu yüzden biz ona iman ettik. Bundan böyle Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız.»

3- «Elbette, bizim Rabbimizin şanı yücedir. O, ne eş edinmiştir, ne de bir çocuk!»

4- «Doğrusu şu bizim beyinsizimiz, Allah’a karşı haddi olmayan bir sürü saçma şeyler söylemiş.»

(Burada cinler aralarındaki aptallardan işit­tikleri Allah’ın ortağı olduğu, eşi ve çocukları ol­duğu yolundaki asılsız iddialardan söz ediyorlar. Onlar dinledikleri Kur’an’ın ışığı altında bu tür sözlerin saçma olduğunu kesinlikle anlamışlardır. Öyleyse bu tür sözleri söylemiş olanlar bilgiden ve akıldan yoksun aptallardır. Peki, vaktiyle bu beyinsizlerin bu tür sözlerini niçin onaylamışlar­dı? Çünkü insan olsun, cin olsun, hiç kimsenin yüce Allah hakkında yalan söyleyebileceği akıl­larının ucundan geçmiyordu. Başka bir deyimle onlara göre bir kimsenin Allah hakkında yalan konuşma cüretini göstermesi son derece müthiş ve ağır bir suçtu. Bu yüzden aralarındaki aptallar onlara «Allah’ın eşi, çocukları ve ortakları var» deyince bu sözlere inanmışlardı. Çünkü o beyin­sizlerin Allah’a iftira edebileceklerini düşünemiyorlardı.)

5- «Oysa biz, insanların ve cinlerin Allah’a karşı asla yalan söylemeyecek­lerini sanmıştık.»

6- «Birtakım insanlar birtakım cin­lere sığınırlar ve cinler de onların sapık­lıklarını arttırır durur.»

7- «Ve onlar (insanlar), sizin (cinlerin) sandığınız gibi Allah’ın hiç kimseyi kesin olarak diriltmeyeceğini sanmışlar­dır.»

8-  «Doğrusu biz göğü yokladık; fakat onu, güçlü koruyucular ve akanyıldızlarla dol­durulmuş bulduk.»

9- «Oysa gerçekten biz, dinlemek için onun (göklerin) oturma yerlerinde otururduk. Ama şimdi kim dinleyecek olsa, (hemen) kendisini izleyen bir akanyıldız bulur.»

10- «Doğrusu bilmiyoruz; yeryüzünde olanlara bir kötülük mü istendi, yoksa Rableri kendileri için bir hayır mı diledi?»

11-  «Şüphesiz bizden salih olanlar da vardır ve bizden böyle (salih) olmayanlar da. Biz, türlü türlü yollara ayrılmışız.»

12- «Biz şüphesiz, Allah’ı yeryüzünde asla aciz bırakamayacağımızı, kaçmak suretiyle de onu hiç bir şekilde aciz kılamayacağımızı anladık.»

13- «Elbette biz, o hidayeti (Kur’an’ı) işitince, ona iman ettik. Artık kim Rabbine iman ederse, o ne (ecrinin) eksileceğinden korkar ve ne de haksız­lığa uğrayacağından.»

14- «Ve elbette bizden Müslüman olanlar da var, hak yoldan sapanlar da. İşte (Allah’a) teslim olanlar, gerçekte kemali arayan kimselerdir.»

15- Hak yoldan sapanlar ise, onlar da cehen­nem için odun olmuşlardır.

16- Eğer onlar (insanlar ve cinler hak) yol üzerinde dosdoğru bir istikamet tuttursalardı, mutlaka biz onları bol miktarda su ile suvarırdık.

(Burada suyun sağanak halde olması, nimetlerin bol­luğuna kinaye olarak kullanılmıştır. Çünkü belirli bir yere yer­leşmek orada su varsa olur. Eğer su olmazsa zaten hayat devam edemez, hiçbir temel ihtiyaç kolayca elde edilemez ve herhangi bir işlem gerçekleşemez.)

17- Onları bu hususta imtihan edelim (diye bol miktarda su ile suvarırdık). Kim Rabbinin zikrinden yüz çevirirse, (Allah,) onu şiddetli bir azaba sürük­ler.

18- Şüphesiz mescitler, Allah’a aittir. Öyleyse, Allah ile beraber başka hiçbir şeye yakarmayın.

(Ehl-i Beyt rivayetlerine göre «mescitler» ifadesinden maksat; secde halinde yere temas eden yedi organdır. Bu yorum esasınca ayetin manası şudur: «İnsanın bütün organlarını Allah yaratmıştır. O halde insan asla bu organlar ile Al­lah’tan başkasına secde etmemelidir»)

19- Allah’ın kulu  (Muhammed), Rabbine yakarmaya durunca, müşrikler (alay etmek için) toplanıp doluşurlardı.

20- De ki: «Ben gerçekten yalnızca Rabbime yakarıyorum ve O’na hiç kim­seyi (ve hiç bir şeyi) ortak koşmuyorum.»

21- De ki: «Doğrusu ben, sizin için ne bir zarar ve ne de bir yarar sağ­layabilirim.»

22- De ki: «Muhakkak beni Allah’tan (gelebilecek bir azaba karşı) hiç kimse asla barındıramaz ve O’nun dışında asla bir sığınak da bulamam.»

23- «Yalnızca Allah’tan (gelen hüküm­leri) tebliğ etmek ve mesajlarını iletmek dışında (bir sığınak bulamam). Kim Allah’a ve O’nun Resulüne isyan ederse, içinde sonsuz ve temelli kalacakları cehennem ateşi vardır.

24- Sonunda onlar, kendilerine vaat edileni gördükleri zaman, yardımcı ol­mak bakımından kim daha zayıfmış ve sayı bakımından kim daha azmış artık öğrenmiş olacaklardır.

25- De ki: «Size vaat edilen (azap) yakın mı, yoksa Rabbim onun için bir süre mi belirlemiştir, bilemiyorum?»

26- O, gaybı bilendir. Kendi gaybına hiç kimseyi egemen kılmaz.

27- Ancak elçileri içinde razı olduğu başka. Çünkü O, bunun (elçinin) önüne ve arkasına gözcüler koyar.

(Burada gözcülerden kasıt meleklerdir. Yani, Allah (c.c) vahiy vasıtasıyla gayb ilmini Resulullah’a gönderdiği zaman tam olarak Resul’e ulaş­ması ve kimsenin ona dokunmaması için her taraf­tan melekler onu muhafaza altına alırlar.)

28- Rablerinin gönderdiklerini hak­kıyla ulaştırmış olduklarını, onlarda bulunan her şeyi kuşattığını ve her şeyi bir bir saymış olduğunu bilsin diye (pey­gamberlere gözcüler tayin etmiştir).

 

 

Bana whatsapptan ulaş mı diyorsun? Numaranı bırak