5. Maide Suresi

(Medine’de nazil olmuştur ve 120 ayettir. «Mâide» sofra demektir. 112 ve 114. ayetler’de, Hz. İsa zamanında, gökten indirilmesi istenen bir sof­radan bahsedildiği için sureye bu isim verilmiştir. Bundan önceki surede dini zümreler içinden mü­nafıklar ağırlıkla söz konusu edilmişti. Bu surede ise yine münafıklardan bahsedilmekle beraber ağırlık Ehl-i Kitap’ta ve özellikle Hıristiyanlardadır. Bunun dışında surede hac farizası, abdest, gusül, teyemmüm ile ilgili bazı bilgiler, içki ve kumar yasağı, ahitlere ve söze bağlılık, içtimaî ve ahlâkî münasebetler, haram ve helâl yiyecekler gibi bilgi ve hükümlere temas edilmiştir.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla

1- Ey iman edenler! Sözleşmelere vefa gösterin. İhramlı iken avlanmayı helal saymamak üzere (aşağıda) size okunanlar dışında kalan hayvanlar, sizin için helâl kı­lındı. Allah dilediğine hükmeder.

2- Ey iman edenler! Allah’ın nişanelerine, hür­met edilen aya, (Kâbe’ye hediye olan) kurbanlığa, gerdanlıklar takılan hayvanlara, Rablerinden bol nimet ve rıza talep ederek Beyt-i Haram’a gelen­lere (saldırı ve saygısızlığı) helal saymayın. İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram’dan menettiği için bir topluluğa olan kininiz, aşırı gitmenize sebep olmasın. İyilikte ve takvada yardımlaşın, günah işlemek ve aşırı gitmekte yardımlaşmayın Allah’tan sakının, Allah’ın cezası şiddetlidir.

3- Leş, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adı­na kesilmiş, boğulmuş, bir yerine vurularak öldü­rülmüş, yukarıdan yuvarlanıp ölmüş, başka bir hayvan tarafından boynuzlanıp ölmüş, canları çıkmadan önce kestikleriniz dışında yırtıcı hay­van tarafından yenmiş hayvanlar, dikili taşlar üze­rine boğazlananlar ve fal oklarıyla kısmet arama­nız size haram kılındı; bunlar yoldan çıkmaktır. Bugün, küfre sapanlar sizi dininizden etmekten umutlarını kesmişlerdir, onlardan korkmayın, Benden korkun. Bugün, (Gadir-i Hum günü peygamber­den sonraki imamın Hz. Ali olduğunu ilan etmekle) size di­ninizi kemale erdirdim, üzerinize olan nimetimi tamamladım, din olarak sizin için İslam’ı beğen­dim. Açlıktan darda kalan, günaha kaymaksızın (üstte haram saydıklarımızdan zaruret miktarınca yiyebilir). Doğrusu Allah bağışlayandır, merha­metli olandır.

(Durr’ul Mensur c.3 s.19. Ali fi’l Kur’an, c.2 s.56-59, Menakib-u ibn-i Meğazili s.322-323, Maktel-i Hüseyin-i Harezmî c.l s.470.480, Menakıb-u Harezmî s.80’de yer aldığına göre Ebu Hureyre şöyle demiştir: «18 Zilhicce (Gadir Hum) günü Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: «Ben ki­min mevlası isem Ali de onun mevlasıdır (emin­dir).» O an, «Bugün size dininizi kemale erdir­dim» ayeti nazil oldu.»

Denildiği üzere Resulullah (s.a.a), Ali’nin ha­lifeliğini beyan ettikten sonra «Ali’ye, «müminle­rin emiri» olarak selam verin» diye emretmiştir. Sonra da Hz. Resulullah tekbir getirerek, «Dini kemale erdirdiği, nimeti tamamladığı ve benim risaletimde (peygamberliğimde) Ali b. Ebi Talib’in benden sonra velayetine razı olduğu için Allah-u Ekberl» diye buyurmuştur.)

4- Sana, kendilerine neyin helal kı­lındığını soruyorlar. De ki: «Size temiz olanlar helal kılındı. Allah’ın size öğret­tiği üzere alıştırıp yetiştirerek öğrettiği­niz avcı hayvanların sizin için tuttukla­rını yiyin ve üzerine Allah’ın adını anın. Allah’tan sakının, doğrusu Allah hesabı çabuk görendir.»

5- Bugün, size temiz olanlar helal kı­lındı. Kitap verilenlerin yemeği size he­lal, sizin yemeğiniz de onlara helaldir. İman eden hür ve iffetli kadınlar ile siz­den önce kitap verilenlerin hür ve iffetli kadınları da zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın ve mehirlerini verdiğiniz takdirde (size helaldir). Kim imanı inkâr ederse, şüphesiz amelleri boşa gider. O, ahirette de hüsrana uğrayanlardandır.

6- Ey iman edenler! Namaza kalktı­ğınızda yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın ve başlarınızı ve inci kemiklerine kadar ayaklarınızı mesh edin. Eğer cünüpseniz yıkanıp temizle­nin. Eğer hasta veya yolculukta iseniz veya ayakyolundan gelmişseniz yahut kadınlara yaklaşmışsanız ve su bulamamışsanız temiz bir toprağa teyemmüm edin de yüzlerinizi ve ellerinizi onunla mesh edin. Allah size zorluk çıkarmak istemez. Allah şükredesiniz diye sizi arıtmak ve üzerinize olan nimetini ta­mamlamak ister.

(Abdest hakkındaki kesin bir hüküm de başı ve inci kemiklerine kadar da ayakları mesh etmek­tir. Bu konuda sadece nassın teyit etmiş olduğu ri­vayetler kabul edilebilir ve naslara muhalif olan rivayetler merduttur. Apaçık nassın haber-i vahid ile nesh edilmesi mümkün değildir.

Ayet apaçık meshi emretmektedir. Dikkat ederseniz Kur’ân-ı Kerim’in zahiri de bu manaya delalet etmektedir. Zira Allah Teâlâ ayetin başın­da şöyle buyurmaktadır: “Feğsilu vucuhekum ve eydiyekum.” (Yüzlerinizi ve ellerinizi yıkayın.) Ve eydiyekum’daki vav-ı atife vasıtasıyla yüzden son­ra ellerin yıkanmasının gerekliliğini emretmekte­dir. İkinci hükümde ise şöyle buyuruyor: “Vemse-hu biruisukum ve erculekum” (Başınızı mesh edin ve inci kemiklerine kadar ayaklarınızı da.) “Ercu-lekum”u vav-ı atifeyle bir öncesine yani “biru­isukum” kelimesine atfederek ayakların da mesh edilmesini emretmektedir. Yüz ve ellerin yıkanma­sına hükmedildiği gibi, burada da baş ve ayakla­rın mesh edilmesi emredilmektedir. Şüphesiz yıka­mak meshin yerini alamaz.

Yani yüz ve elleri farz olarak yıkamak gerek­tiği gibi baş ve ayakları da farz olarak mesh etmek gerekir. Birini mesh ederken diğerini yıkamak as­la doğru değildir. Aksi takdirde iki cümle arasın­daki “vav” harfi anlamsız kalır.

Ayrıca İslâmi hükümlerde zorluk ve meşakkat yoktur. Her akıllı insanın da kabul edeceği üzere ayakları yıkamak mesh etmekten daha meşakkatli­dir. Ayakları mesh etmek kolay olduğu için şer’i hükümler de buna hükmetmiştir ve zaten ayetin zahiri de bunu göstermektedir.

Kur’ân hükümlerinin tam aksine olan hüküm ise mest ve çorabın üzerine mesh edilmesidir. Bu­rada da Kur’ân-ı Kerim ‘in açık hükümlerine aykı­rı görüşler beyan edilmiştir. Çünkü Kur’an ayak­ların üzerine mesh edilmesini hükmetmektedir, mest veya çorapların üzerine değil. Ayakların mesh edilmesine cevaz verilmezken, nasıl olur da mest veya çorabın mesh edilmesine cevaz verilebi­lir? Herkesin de bildiği gibi, mest veya çoraplara mesh etmek, ayaklara mesh etmekten ayrı bir şey­dir ve baş yerine sarık vb. şeylere mesh etmek de aynı şekilde Kur’an’ın zahirine aykırıdır.

Fahr-u Razi bu ayetin tefsirinde, Kur’ân-ı Kerim’in zahirine göre meshin farz oluşu noktasında uzun açıklamalar yapmıştır, isteyenler gerçekleri bulmak için Fahr-u Razi’nin tefsirine müracaat etsinler.)

7- Allah’ın size verdiği nimetini ve işittik, ita­at ettik» dediğiniz vakit, sizinle yaptığı sözleşme­sini hatırlayın. Allah’tan sakının, Allah içinizde olanı bilendir.

8- Ey iman edenler! Allah için kıyam edenler ve adaletli şahitler olun. Bir topluluğa olan kini­niz sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Adil olum takvaya daha yakındır. Allah’tan sakının, doğrusu Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

9- Allah, iman edenlere ve salih amelde bulunanlara mağfiret ve büyük ecir olduğunu vaat etmiştir.

10- Küfre sapanlar ve ayetlerimizi yalanlayan­lar (var ya), işte onlar cehennemliklerdir.

11- Ey iman edenler! Allah’ın üzerinize olan nimetini anın. Hani bir topluluk size el uzatmaya yeltenmişti de Allah, onların ellerini sizden çek­mişti. Allah’tan sakının ve iman edenler Allah’a güvensinler.

12- Hiç şüphesiz Allah İsrail oğullarından söz almıştı. İçlerinden on iki de başkan göndermiştik. Allah onlara şöyle demişti: «Ben sizlerle berabe­rim. Eğer namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, peygamberlerime iman eder, onları desteklerseniz ve Allah’a güzel borç verirseniz, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere koyarım. Bundan sonra sizden kim küfre saparsa şüphesiz doğru yoldan sapmış olur.»

(Menakib-u Şa’zan’da yer aldığına göre İbni Abbas şöyle demiştir: «Cabir b. Abdullah-i Ensari ayağa kalkarak, «Ey Resulullah! İmamların sa­yısı kaçtır?» diye sordu. Resulullah şöyle buyur­du: «Ey Cabir! Bana sorduğun için Allah sana rahmet eylesin, imamların sayısı Allah-u Teâlâ’nın, «İçlerinden on iki de başkan göndermiş­tik. ..» ifadesinde buyurduğu İsrail oğullarının on iki güvenilir gözeticileri kadardır. Ey Cabir imam­lar oniki kişidir. Onların evveli Ali bin Talib ve so­nuncusu Muhammed Mehdi’dir.»)

13- Sonra da sürekli sözlerini boz­dukları için onlara lanet ettik ve kalple­rini katılaştırdık. Onlar sözleri yerlerin­den değiştirirler. Kendilerine belletile­nin bir kısmını unuttular. İçlerinden pek azından başkasının daima hainliklerini görürsün, onları affet ve geç. Şüphesiz Allah ihsan sahiplerini sever.

14- «Biz Hıristiyan’ız» diyenlerin bir kısmından söz almıştık. Onlar, kendile­rine belletilenin bir kısmını unuttular da bu yüzden aralarına kıyamete kadar düşmanlık ve kin saldık. Allah, yapmak­ta olduklarını kendilerine yakında haber verecektir.

15- Ey kitap ehli! Kitaptan gizleyip durduğu­nuzun çoğunu size açıkça anlatan ve (kusurunuzun) çoğunu da affeden peygamberimiz size gelmiştir. Doğrusu size Allah’tan bir nur ve açıklayıcı bir kitap gelmiştir.

16- Allah, rızası ardınca gidenleri onunla esen­lik yollarına eriştirir ve onları, izni ile karanlık­lardan aydınlığa çıkarır ve onları doğru yola hida­yet eder.

17- «Şüphesiz Allah ancak Meryem oğlu Me­sih’tir» diyenler kâfir olmuşlardır. De ki: «öyleyse Allah Meryem oğlu Mesih’i, anasını ve yeryüzünde olanların hepsini yok etmeyi dilerse, Allah’a karşı kimin elinden bir şey gelir?» Gökle yerin ve arasındakilerin egemenliği Allah’ındır. Dilediğini yaratır. Allah her şeye kadirdir.

18- Yahudiler ve Hıristiyanlar, «Biz Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz» dediler. De ki: «Öyley­se günahlarınızdan ötürü size niçin azap ediyor? Bilakis siz O’nun yarattığı insanlarsınız.» Allah dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Göklerin, yerin ve ikisinin arasındakilerin egemenliği Al­lah’ındır ve dönüş O’nadır.

19- Ey kitap ehli! Peygamberlerin arası kesil­diğinde (fetret döneminde), «Bize müjdeci ve korku­tup uyarıcı gelmedi» demeyesiniz diye, size açık­ça anlatacak peygamberimiz geldi. Şüphesiz O, size müjdeci ve uyarıcı olarak gelmiştir. Allah her şeye kadirdir.

20- Hani Musa, kavmine şöyle demişti: «Ey kavmim! Allah’ın size olan nimetini anın: içiniz­den peygamberler çıkarmış, sizi hükümdarlar yapmış ve âlemlerde kimseye vermedi­ğini size vermişti.»

21- «Ey kavmim! Allah’ın size yazdı­ğı kutsal yere (Filistin’e) girin, ardınıza (Allah’a teslimiyetten) dönmeyin, yoksa hüsrana uğramışlar olarak dönersiniz» demişti.

22- «Ey Musa! Orada zorba bir topluluk vardır, onlar oradan çıkmadıkça biz oraya girmeyeceğiz, eğer çıkarlarsa, bizde gireriz» demişlerdi.

23- (Allah’tan) Korkanlardan olup da Allah’ın kendilerine nimet verdiği iki kişi, «Üstlerine kapıdan yürüyün, oradan girerseniz şüphesiz galip gelirsiniz; eğer iman etmişseniz Allah’a güvenin» demişlerdi.

24- «Ey Musa! Onlar orada oldukça biz asla oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin savaşın, doğrusu biz bura­da oturacağız» demişlerdi.

25- Musa, «Rabbim! Ben ancak ken­dime ve kardeşime malikim; artık bi­zimle, bu fasık topluluğun arasını ayır» dedi.

26- Allah, «Orası onlara kırk yıl ha­ram kılındı; yeryüzünde (Sina çölünde) şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Sen, fasık topluluk için tasalanma» dedi.

27- Onlara, Âdem’in iki oğlunun kıs­sasını doğru olarak anlat; ikisi birer kur­ban sunmuşlar, birininki (Habil’in) kabul edilmiş, diğerininki (Kabil’in) kabul edil­memişti. (Kabil) «Ant olsun seni öldüre­ceğim» deyince, kardeşi (Habil), «Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder» demişti.

28- «Beni öldürmek üzere elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için sana elimi uzatmam, çün­kü ben, âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korka­rım.»

29- «Ben, hem benim hem de kendi günahını yüklenip cehennemliklerden olmanı isterim ve zalimlerin cezası işte budur.»

30- Bunun üzerine nefsi kendine kardeşini öldürmeyi kolay gösterdi ve onu öldürerek, hüsran uğrayanlardan oldu.

31- Allah, kardeşinin ölüsünü nasıl gömeceğini göstermek üzere, ona yeri eşeleyen bir karga gönderdi. «Bana yazıklar olsun! Kardeşimin ölüsünü örtmek için bu karga kadar olmaktan aciz kaldım» dedi de pişmanlığa düşenlerden oldu.

32- Bunun için İsrail oğullarına şöyle yazdık: «Kim bir kimseyi bir kimseye veya yeryüzünde bozgunculuğa karşılık olmadan öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu diriltir­se (ölümden kurtarırsa) bütün insanları diriltmiş gibi olur.» Hiç şüphesiz peygamberlerimiz onlara bel­gelerle geldi, sonra buna rağmen, onların çoğu yeryüzünde taşkınlık edenlerdir.

33- Allah ve peygamberiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuğa çaba harcayanların ce­zası öldürülmek veya asılmak yahut çapraz olarak el ve ayakları kesilmek ya da bulundukları yerden sürülmektir. Bu onlara dünyada bir rezilliktir. On­lar için ahirette de büyük azap vardır.

34- Ancak, onları yakalamanızdan önce tövbe edenler bunun dışındadır. Biliniz ki Allah, şüphesiz bağışlayıcı ve merhamet edicidir.

35- Ey iman edenler! Allah’tan sakı­nın, (sizi) O’na (yaklaştıracak) vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin; umulur ki kurtuluşa erersiniz.

36- Doğrusu, yeryüzünde olan bütün şeyler ve onların bir katı daha kâfirlerin olsa da kıyamet gününün azabından kurtulmak için fidye verseler (yine de) ka­bul edilmez ve Onlar için elem verici azap vardır.

37- Ateşten çıkmak isterler, çıkamaz­lar. Onlara sürekli azap vardır.

38- Erkek hırsız ve kadın hırsızın, yaptıklarından ötürü Allah tarafından ibret verici bir ceza olarak, ellerini (parmaklarını) kesin. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.

39- Ettiği zulümden sonra tövbe edip düzelen kimse, (bilsin ki) Allah onun tövbesini kabul eder. Allah şüphesiz çok bağışlayandır, merhamet edendir.

40- Göklerin ve yerin egemenliğinin Allah’ın olduğunu bilmiyor musun? Dilediğine azap eder, dilediğini bağışlar. Allah her şeye kadirdir.

41- Ey Peygamber! Kalpleri iman et­mediği halde ağızlarıyla İman ettik di­yen münafıklar ile körü körüne yalana kulak veren ve senin karşına çıkmayan bir grubun (Hayber Yahudilerinin) sözlerini dinleyen Yahudilerden küfürde yarışan­lar seni üzmesin. Onlar (Hayber Yahudileri) ise sözleri asıl yerlerinden çarpıtan ve «Size bu (recm dışında bir hüküm) verilirse onu alın, o verilmezse ondan kaçının» diyen kimselerdir. Allah, kimin fitneye düşmesini dilerse, artık onun için Allah’tan hiç bir şeye malik olamazsın. İş­te onlar, Allah’ın kalplerini arıtmak iste­medikleridir. Dünyada onlar için bir aşağılanma, ahirette de onlar için büyük bir azap vardır.

(Asr-ı saadette Yahudiler iç işlerinde serbest idiler ve aralarındaki davalarda, henüz İslâm Devleti’nin uyruğu olmayıp, yalnızca onunla an­laşma içinde bulunduklarından, kendi kanunları­na göre, kendi yargıçları karar verirlerdi. Bu ba­kımdan davalarını Hz. Peygamber’e (s.a.a) ve O’nun atadığı yargıçlara getirmek zorunda değil­diler. Ama kendi kanunlarına göre verilecek hü­küm işlerine gelmediği zaman, belki daha lehleri­ne bir hüküm ortaya çıkar ümidiyle Hz. Peygam­ber’e (s.a.a) gelirlerdi. Burada, Hayber Yahudile­rinden saygıdeğer ailelere ait bir kadınla bir er­kek arasındaki gayri meşru ilişkinin neden olduğu bir davaya değinilmektedir. Tevrat’a göre ikisinin de cezası recm idi. Yahudiler bu cezayı vermek is­temediklerinden, davayı Hz. Peygamber’e (s.a.a) getirmeye ve recmden başka ceza verirse hükmü kabul etmeye karar verdiler. Hz. Peygamber (s.a.a) davayı dinleyince, recm edilmelerine hük­metti; fakat Yahudiler reddettiler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.a) kendilerine cezanın Tevrat’ta ne olduğunu sordu. «Suçluları kamçılamak, yüzlerini si­yaha boyamak ve bir eşeğe bindirilmektir.» dediler. Hz. Peygamber (s.a.a) zina eden evli bir çiftin cezasının gerçekten de­dikleri gibi olup olmadığına dair yemin etmelerini istedi. Biri dışında hepsi yemin etti. Ses çıkarmayan, bizzat Yahudiler Tevrat’ın en büyük âlimi sayılan İbn-i Sürya idi. Hz. Peygam­ber (s.a.a) ona dönerek: «Kavmini Firavun’dan kurtaran v Tur’da size Kanun’u veren Allah’a yeminle, Tevrat’ta zinaya verilen cezanın gerçekten bunların dediği gibi olup olmadığını söylemeni istiyorum senden» dedi. İbn-i Sürya şöyle cevap verdi: «Bana böylesine ağır bir yemin vermeseydin, zina cezasının, suçluları recmetmek olduğunu asla itiraf etmeyecektim. Şüphesiz, zina edenler içimizden büyük kabul edilen kişiler olduğunda, yargıçlarımız suçlularımızı salıverirlerdi. Fakat bu haksızlık halk arasında büyük hoşnutsuzluğa yol açınca değişiklik yaptık ve şimdi suçluları recmetmek yerine kamçılıyor ve yüzlerini siyaha boyayıp, bir eşeğe bindiriyoruz.» Bunun üzerine Yahudilerin yapacağı bir şey kalmadı ve suçlular Hz. Peygamber’in (s.a.a) emriyle recmedildiler.)

42- Onlar yalana kulak verirler, haram yerler. Eğer sana gelirlerse aralarında hükmet yahut on­lardan yüz çevir. Yüz çevirirsen sana bir zarar ve­remezler. Eğer hükmedersen aralarında adaletle hüküm ver. Allah adil olanları sever.

43- Allah’ın hükmünün bulunduğu Tevrat yan­larında iken, ne yüzle seni hakem tayin ediyorlar da sonra bundan yüz çeviriyorlar? İşte onlar iman etmiş değillerdir.

44- Doğrusu biz içinde bir hidayet ve bir nur bulunan Tevrat’ı indirdik. Teslim olmuş peygam­berler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Rabba­ni âlimler ve bilginler de Allah’ın kitabını koru­makla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahitler olduklarından (onunla hükmederlerdi). Öyley­se insanlardan korkmayın, benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satma­yın. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmet­mezse, işte onlar kâfirlerdir.

45- O kitapta onlara cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralara kısas yazdık. Kim hak­kından vazgeçerse bu, onun günahlarına kefaret olur. Allah’ın indirdiği ile hük­metmeyenler, işte onlar zalimlerdir.

46- Onların izi üzerine arkalarından, kendisinden önceki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa’yı gönderdik. Ona içinde bir hidayet ve nur bulunan, kendisinden önceki Tevrat’ı doğrulayıcı ve takva sahipleri için bir hidayet ve öğüt olmak üzere İncil’i verdik.

47- İncil sahipleri Allah’ın onda in­dirdikleri ile hükmetsinler. Allah’ın in­dirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar fâsık olanlardır.

48- (Ey Muhammed!) Sana da önceki ki­tabı tasdik eden ve onu kollayıp koru­yan kitabı hak olarak indirdik. Onların aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzu ve heveslerine uyarak, sana gelen haktan sapma. Biz, her biriniz için bir şe­riat ve yol belirledik. Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı, fakat size verdiklerinde sizi denemek istedi. Öyleyse iyiliklere koşun. Hepini­zin dönüşü Allah’adır. O, hakkında ihtilafa düştü­ğünüz şeyleri size haber verir.

49- O halde, Allah’ın indirdiği kitap ile arala­rında hükmet ve onların hevalarına uyma. Allah’ın sana indirmiş olduğu şeylerin bazısına seni fitneye düşürmelerinden sakın. Eğer yüz çevirirlerse bil ki, Allah bir kısım günahları yüzün­den onlara bir musibeti tattırmak istemektedir. İnsanların çoğu gerçekten fâsıklardır.

50- Cahiliye devri hükmünü mü istiyorlar, Yakinen bilen bir topluluk için Allah’tan daha iyi hüküm veren kimdir?

51- Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları velîler edinmeyin; onlar birbirlerinin velisidirler. Sizden kim onları veli edinirse o da onlardandır. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez.

52- Kalplerinde hastalık olanların, «Bize bir fe­laket (yenilgi) gelmesinden korkuyoruz» diyerek (veli edinmek için) onlara (Yahudi ve Hıristiyanlara) doğru koşuştuğunu görürsün. Oysa umulur ki Allah, bir fetih ya da katından bir emir getirir de böylece onlar, nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı piş­man olurlar.

53- İman edenler, (kalbinde hastalık olanlara), «Hani sizinle beraber olduklarına bütün güçleriyle Allah’a yemin eden (Yahudi ve Hıristiyan) kimseler bunlar mıydı?» derler. Onların bütün yapıp ettikleri boşa çıkmıştır, böylece hüsrana uğrayanlar olmuşlardır.

54- Ey iman edenler! Sizden kim di­ninden dönerse (bilsin ki), Allah, (onların yerine) sevdiği ve onların da O’nu sevdiği, iman edenlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu, Allah yolunda ci­hat eden, yerenin yermesinden korkma­yan bir topluluk getirir. Bu, Allah’ın di­lediğine verdiği bol nimetidir. Allah her şeyi kuşatan ve her şeyi bilendir.

55- Sizin veliniz ancak Allah, O’nun peygamberi ve namaz kılıp rükû halinde zekât (sadaka) veren müminlerdir.

(Ebu Zer şöyle diyor: «Bir gün Hz. Resulullah ile birlikte öğle namazı kıldığımız bir sırada, bir dilenci mescittekilerden sadaka istedi, fakat ona kimse bir şey vermedi. Bu sırada Hz. Ali rükû ha­lindeydi. Elinin küçük parmağını dilenciye doğru uzattı, o parmağında yüzük vardı. Dilenci gidip yüzüğü parmağından çıkarıp aldı. Bunu gören Hz. Resulullah Allah’a yakararak, «Allahım! Karde­şim Musa sana, «Rabbim! Gönlümü aç, işimi kolaylaştır ve dilimdeki düğümü çöz ki, sözümü an­lasınlar. Ailemden bana bir yardımcı ver. Karde­şim Harun’u. Onunla kuvvetimi arttır. Onu işime ortak et ki, seni çokça teşbih edelim. Şüphesiz sen bizi görensin» diye dua etti. Sen de ona, «Senin isteklerin sana verildi, Ey Musa!» diye vahyettin. Allah’ım! Ben de senin kulun ve peygamberinim, benim de gönlümü aç, işimde kolaylık sağla, ai­lemden Ali’yi, bana yardımcı kıl, onunla kuvveti­mi arttır.»

Ebu Zer diyor ki: «And olsun Allah’a, henüz Hz. Resulullah sözünü tamamlamadan Cebrail «Sizin veliniz ancak Allah, onun peygamberi ve namaz kılan ve rükû halinde zekât veren mümin­lerdir» ayetini indirdi.)

56- Kim Allah’ı, peygamberini ve (rükû halinde zekât veren) müminleri veli edinirse (Allah’ın partisidir ve bilsin ki), şüphesiz Allah’ın partisi üstün gelecektir.

(Şevahid’ut Tenzil c.1 s. 185-186 İbn-i Abbas şöyle demiştir: «Kim Allah’ı, Peygamberini ve müminleri veli edinirse» ayeti kerimesi imam Ali hakkında indi. Hafız Hâkim Has kani de bu ayetin tefsirinde, bu ayetin Hz. Ali (a.s) hakkında nazil olduğunu kabul etmiştir)

57- Ey iman edenler! Kendilerine sizden önce kitap verilenlerden, dininizi alaya ve oyalanmaya alanları ve kâfirleri veli edinmeyin. Eğer mü’minler iseniz sadece Allah’tan sakının.

58- Namaza çağırdığınızda onu alay ve oyalanmaya alırlar. Bu, onların akıl etmeyen bir topluluk olmasındandır.

59- De ki: «Ey kitap ehli! Yalnızca Allah’a, bize indirilene ve daha önce indirilene inandığımız için mi bizi yadır­gıyorsunuz? Şüphesiz çoğunuz fasık kimselersiniz.»

60- De ki: «Allah katında cezası bun­dan daha kötü olanı size haber vereyim mi? Allah lanet ettiği, gazapta bulundu­ğu, kendilerinden maymunlar ve do­muzlar kıldığı ve tağuta kulluk eden kimse. İşte onlar yeri en kötü ve doğru yoldan en çok sapmış olanlardır.»

61- Size geldiklerinde «iman ettik» derler. Oysa hiç şüphesiz onlar (yanınıza) küfürle girmişlerdir ve yine onunla çık­mışlardır. Allah gizlemekte oldukları şe­yi daha iyi bilir.

62- Onlardan çoğunun günaha, düşmanlığa ve haram yemeye koşuştuklarını görürsün. Gerçek­ten de yaptıkları şey pek kötüdür!

63- Rabbani âlimler ve bilginler onları günah söz söylemekten ve haram yemekten menetselerdi ya! Yaptıkları şey gerçekten kötüdür!

64- Yahudiler, «Allah’ın eli sıkıdır» dediler; Hay dedikleri yüzünden elleri bağlanası ve lanet olasılar! Bilakis O’nun iki eli de açıktır, nasıl di­lerse infak eder. Hiç şüphesiz sana Rabbinden in­dirilen sözler, onların çoğunun azgınlığını ve küfre sapmalarını artıracaktır. Onların arasına kıyamete kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık. Savaş ateşini ne zaman körükleseler Allah onu söndürür. Yeryüzünde bozgunculuğa çaba harcar Allah bozguncuları sevmez.

65- Şayet kitap ehli iman edip sakınsalardı, muhakkak kötülüklerini örterdik ve onları nimet dolu cennetlere koyardık.

66- Eğer onlar Tevrat’ı, İncil’i ve Rablerinden kendilerine indirileni gereğince uygulasalardı, el­bette üstlerinden ve ayaklarının altından (sayısız ni­metler) yerlerdi. Onlardan orta yolu tutan (aşırı olma­yan) bir zümre vardır ve onlardan çoğunun ise yapmakta oldukları pek de kötüdür!

67- Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni (Hz. Ali’nin velayetini) tebliğ et, eğer bunu yapmazsan O’nun (bütün bir) elçiliğini yapmamış olursun. Al­lah seni (buna muhalefet edecek) insanlardan korur. Doğrusu Allah (zaten bu) küfre sapanlar topluluğunu hidayete erdirmez.

(Celaluddin Siyuti Durr’ul Mansur c.2, s.298’de, Hafız bin Ebi Hatem Razi Tefsir-i Gadir’de, Hafız Ebu Cafer Taberi Kitab’ul Velayet’te, Hafız Ebu Abdullah Mehamili Emali’de, Hafız Ebu Bekir Şirazi, Ma Nezele Min’el Kur ‘ân-i Fi Emir’ il Mü’minin’ de, Hafız Ebu Said Secistani Kitab’ul Velayet’te, Hafız bin Merduye mezkûr ayetin tefsirinde, Hafız Ebu’l Kasım Haskani Şevahid’ut Tenzil’de, Ebu’lFeth Hesais’ul Alevi’de, Muinuddin Meybudi Şerh-i Divan ‘da, Kadı Şevkani Feth’ul Kadir c. 3, s.57’de, Seyyid Cemaluddin Şirazi Erbain ‘de, Bedruddin Hanefi Umdet’ul Ka­ri fi Şerh-i Sahih-i Buhari’de, Ahmed Sa’lebi Keşf’ul Beyan tefsirinde, Hafız Ebu Naim İsfaha­ni Ma Nezele Min’el Kur’ân-i fi Aliyy’in’de, İbra­him bin Muhammed Himvini Feraid’us Simteyn’de, Nizamuddin Nişaburi tefsir kitabı c.6, s. 170’de, Seyyid Şehabuddin Alusi Bağdadi Ruh’ul Meani c.2, s.348’de, Nuruddin bin Sebbağ Maliki Fusul’ulMuhimme s.27’de, Ali bin Ahmed Vahidi Esbab’un Nüzul s.l50’de, Muhammed bin Talha eş-Şafii Metalib’us Süul s.l6’da, Mir Seyyid Ali Hemedani eş-Şafii Meveddet’ul Kurba’nın 5. Meveddet’inde, Şeyh Süleyman Belhi el-Hanefi Yenabi’ul Mevedde’nin 39. babında, bu ayetin Gadir günü Hz. Ali (a.s) hakkında nazil olduğunu yazmışlardır. Esbab’un Nüzul s.135’te Vahidi’nin nakline göre, bu ayet-i kerime Gadir-i Hum günü Ali bin Ebi Talib hakkında inmiştir. Tefsir’ul Kebir c.6 s.53’te Fahruddin Razi bu ayetin tefsirinde şöyle naklediyor: «Ey Peygamber! Rabbinden sa­na indirileni (Hz. Ali’nin velayetini) tebliğ et, eğer bunu yapmazsan O’nun (bütün bir) elçiliğini yap­mamış olursun» ayet-i kerimesi, Ali bin Ebi Talib hakkında indi. Ayet indiğinde Resulullah (s.a.a), Ali’nin elinden tutup şöyle buyurmuştur: «Ben ki­mim mevlası isem Ali de onun mevlasıdır. Ey Al­lah’ım! Ali’nin velayetini kabul edip onu seveni sen de sev ve onun velayetini inkâr edip düşman olana sen de düşman ol.» Siyuti ise Durr’ul Men­sur c.2 s.298’de Ebu Said el-Hudri’den naklen şöyle diyor: «Bu ayet-i kerime, Gadir-i Hum günü Ali bin Ebi Talib hakkında inmiştir»)

68- De ki: «Ey kitap ehli! Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni ayakta tutmadıkça hiçbir temele dayan­mış sayılmazsınız. Hiç şüphesiz Rab­binden sana indirilen, onlardan çoğunun azgınlık ve küfre sapmalarını artırır. Öyleyse kâfirler topluluğu için tasalan­ma.

69- Doğrusu iman edenler, Yahudiler, Sabiiler ve Hıristiyanlardan her kim Allah’a ve ahiret gününe iman eder ve salih amelde bulunursa, onlara ne korku vardır ve ne de onlar üzüleceklerdir.

(Bu ayet hakkında gerekli açıklama için Ba­kara-62, ayetin açıklamasına bakınız.)

70- Hiç şüphesiz İsrail oğullarından söz aldık ve onlara peygamberler gönderdik. Onlara bir peygamber ne zaman nefislerinin hoşlanmadığı bir şeyle gel­diyse, bir kısmını yalanlarlar ve bir kıs­mını da öldürürlerdi.

71- Ve (işin içinde) bir imtihanın olma­dığını sandılar da kör oldular, sağır kesildiler. Sonra Allah tövbelerini kabul etti, fakat arkasından yine onlardan çoğu kör oldular, sağır kesildiler. Allah on­ların ne yaptıklarını görücüdür.

72- Hiç şüphesiz «Allah ancak Mer­yem oğlu Mesih’tir» diyenler kâfir oldu­lar. Oysa Mesih, «Ey İsrail oğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin; kim Allah’a ortak koşarsa muhak­kak Allah ona cenneti haram eder, vara­cağı yer ateştir ve zulmedenlerin yar­dımcıları yoktur» dedi.

73- Hiç şüphesiz, «Allah üçün üçüncüsüdür» diyenler kâfir olmuştur; Oysa bir tek ilahtan baş­ka hiçbir ilah yoktur. Dediklerinden vazgeçmez­lerse, şüphesiz onlardan küfre sapanlar elem veri­ci bir azaba uğrayacaktır.

74- Allah’a tövbe etmezler, O’ndan mağfiret dilemezler mi? Oysa Allah bağışlayandır, merha­met edendir.

75- Meryem oğlu Mesih sadece bir peygam­berdir, ondan önce de (nice) peygamberler geçmiş­tir, onun annesi dosdoğrudur, her ikisi de yemek yerlerdi. Bak biz onlara ayetleri nasıl açık anlatı­yoruz! Sonra da nasıl çevrildiklerine bir bak!

76- De ki: «Size zarar da fayda da veremeye­cek, Allah’tan başka birine mi ibadet ediyorsunuz? Oysa işiten ve bilen yalnız O’dur.»

77- De ki: «Ey kitap ehli! Haksız olarak dini­nizde taşkınlık etmeyin. Daha önce sapıtan, çoğunu da saptıran ve doğru yoldan ayrılan bir topluluğun heveslerine uymayın.»

78- İsrail oğullarından küfre sapanlar, Da­vud’un ve Meryem oğlu İsa’nın diliyle lanetlen­mişlerdi. Bu, isyan etmeleri ve aşırı gitmelerindendi.

79- Onlar, işledikleri kötülükten, birbirlerini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Yapmakta oldukları pek de kötü idi!

80- Çoğunun kâfirleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin önlerine sürdüğü şey pek de kötüdür! Allah onlara gazap etmiştir, onlar azapta temelli kalacaklardır.

81- Eser Allah’a, peygambere ve ona indirilene iman etmiş olsalardı, onları (inkârcıları) dost edinmezlerdi, fakat onların çoğu fâsıktır.

82- Şüphesiz insanlardan, iman eden­lere en şiddetli düşman olarak, Yahudi­leri ve şirk koşanları bulursun. Onlar­dan, iman edenlere sevgice en yakın olarak da «Biz Hıristiyanlarız» diyenleri bulursun. Bu, onların içinde bilginler ve rahipler bulunmasından ve onların bü­yüklük taslamamalarındandır.

83- Peygambere indirileni işittikle­rinde, gerçeği tanıdıklarından dolayı gözlerinin yaşla dolarak, «Rabbimiz! İnandık, bizi de şahitlerden yaz» dedik­lerini görürsün.

84- «Rabbimizin bizi iyiler arasına katmasını umup dururken niçin Allah’a ve bize gelmiş olan gerçeğe iman etme­yelim?»

85- Allah da onlara, dediklerine kar­şılık, temelli kalacakları, altından ır­maklar akan cennetler ile ödüllendirdi. Bu, ihsan sahiplerinin mükâfatıdır.

86- Küfre sapıp ayetlerimizi yalanla­yanlar (var ya), işte onlar cehennem ehli­dirler.

87- Ey iman edenler! Allah’ın size helal ettiği temiz şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez.

88- Allah’ın size verdiği temiz ve helal rızıktan yiyin ve iman ettiğiniz Allah’tan sakının.

89- Allah kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz, fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorum­lu tutar. Yeminin kefareti, ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on düşkünü yedirmek yahut giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Bulamayan üç gün oruç tutmalıdır; yeminlerinizin kefareti budur. Yemin ettiğinizde yeminlerinizi tutun, Allah size ayetlerini böyle açıklar; umulur ki şükredersiniz!

90- Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar (putlar) ve fal okları şüphesiz şeytan işi birer pis­liktir, bunlardan kaçının; umulur ki kurtuluşa erersiniz.

91- Şeytan şüphesiz içki ve kumar yüzünden aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah’ı anmaktan, namazdan alıkoymak ister. Artık (bunca kötülüklerine rağmen bakın bakalım bunları) terk ediciler misiniz?

92- Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin ve (karşı gelmekten) çekinin; eğer yüz çevirirseniz bilin ki, peygamberimize düşen sadece açıkça tebliğ etmektir.

93- İman edenler ve salih amellerde bulunanlar için korkup sakındıkları, iman ettikleri, salih amellerde bulundukları, sonra sakındıkları ve iman ettikleri ve sonra (yine) sakındıkla­rı ve iyilikte bulundukları takdirde (ya­saklanmadan önce) yedikleri dolayısıyla bir günah yoktur. Allah, ihsan sahiplerini sever.

94- Ey iman edenler! Allah, gıyabında kendisinden kimin korktuğunu ortaya çıkarmak için ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği avdan bir şeyle şüphesiz sizi deneyecektir. Artık kim bundan sonra haddi aşarsa, onun için acıklı bir azap vardır.

95- Ey iman edenler! İhramlı iken (karadaki hiç bir) avı öldürmeyin. Sizden bile bile onu öldürene, yaptığının vebalini tatmak üzere, (öldürdüğü kadar olduğuna) içinizden iki adil kimsenin hükmede­ceği, Kâbe’ye ulaşacak ehli hayvanlardan bir kurbanı ödeme yahut düşkünlere yemek yedirme ya da bunlara denk oruç tutma şeklinde ceza vardır. Allah geçmiştekileri affetmiştir, kim tekrar yaparsa Allah ondan öç alır. Allah güç­lüdür, intikam sahibidir.

96- Deniz avı ve onu yemek size de yolculara da geçimlik olarak helal kılınmıştır. İhramlı bulunduğunuz sürece ka­ra avı size haram kılınmıştır. O’na (götü­rülüp) toplanacağınız Allah’tan sakının.

97- Allah, hürmetli ev Kâbe’yi, hür­metli ayı, (tasmasız) kurbanı ve boynu tasmalı kurbanlıkları bütün insanlar için bir kıyam (dayanak) kıldı. Bu, Allah’ın göklerde ve yerde olanları bildiğini ve Allah’ın şüphesiz her şeyi bilen olduğu­nu bilmeniz içindir.

98- Allah’ın azabının şiddetli oldu­ğunu ve Allah’ın bağışlayan, merhamet eden (biri olduğunu) olduğunu bilin.

99- Peygamberin görevi sadece teb­liğ etmektir. Allah, sizin açıkladıklarını­zı da gizlediklerinizi de bilir.

100- De ki: «Pis olan şeylerin çoklu­ğu seni şaşırtsa bile, pis ile güzel eşit değildir.» Ey akıl sahipleri, Allah’tan sakı­nın; umulur ki kurtuluşa erersiniz.

101-Ey iman edenler! Size açıkla­nınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sor­mayın. Kur’an indirilirken onları sorar­sanız size açıklanır (ama açıklanınca hoşu­nuza gitmez de üzülürsünüz). Allah onları (bu yersiz sorularınızı) affetmiştir. Allah bağış­layandır, hilim sahibidir.

102-Sizden önce bir topluluk onları sormuştu, sonra da onları inkâr etmişlerdi.

103- Allah, beşinci doğurduğu erkek olan kula­ğı çentilmiş deveyi, adak olarak adanan deveyi, dişi ve erkek olmak üzere ikiz doğuran koyunu ve dölünden on deve meydan gelmiş olan erkek deveyi (kesmemek, yememek ve binmemek üzere salıvermeyi) karar kılmamıştır. Fakat küfre sapanlar Allah’a karşı yalan uydururlar ve çoğu da akıl etmezler.

(Bu ayette tanrılara kurban adamak ve kurbanlık hayvan serbestçe otlamaya bırakmak gibi bâtıl uygulamalar yerilmektedir. İslâm öncesi Arabistan’da bu tür hayvanlara değişik adlar verilir, özel işaretler konur ve onları herhangi bir işte kullanmak, yemek için kesmek, şu ya da bu biçimde kendilerinden yararlanmak haram sayılırdı.)

104- Onlara, «Gelin Allah’ın indirdiğine ve peygambere uyun» dendiğinde, «Babalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter» derler; babaları bir şey bilmeyen ve hidayete ermemiş kimseler olsalar da mı (onlara tabi olacaklar)

105- Ey iman edenler! Siz kendinizden sorum­lusunuz; doğru yolda iseniz sapıtan kimse size as­la zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır, iş­lemekte olduklarınızı size haber verecektir.

106- Ey iman edenler! Sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, vasiyet anında aranızda şahit­lik, sizden olan iki adil kişidir. Ya da yolculuk sı­rasında başınıza ölüm musibeti gelip çatmışsa, (aranızda şahitlik) sizden (Müslüman) olmayan iki kişi­dir. Eğer (bu Müslüman olmayanların şahitlikleri konusun­da vasiler olarak) kuşkuya düşerseniz (adet olduğu üzere ikindi vakti) namazdan sonra «Akraba dahi olsa onu (şahadeti) hiç bir değer kar­şılığında satmayacağız ve Allah’ın şa­hitliğini gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde biz elbette günahkârlardan oluruz» diye Allah adına yemin edinceye kadar onla­rı alıkoyun.

107- Eğer o ikisi aleyhinde kesin ola­rak günahı hak ettiklerine (yalan söyleyip hakkı gizledikleri) ilişkin bilgi sahibi olu­nursa, bu durumda haksızlığa uğrayan­lardan iki kişi öbürlerinin yerine geçe­rek, «Bizim şahadetimiz o ikisinin şahadetinden şüphesiz daha doğrudur. Biz haddi aşmadık, yoksa gerçekten zulme­denlerden oluruz» diye Allah’a yemin ederler.

108- Bu metot, şahitlerin gerektiği gi­bi şahitlik yapmalarını ya da yapacakla­rı yeminden sonra başkalarının yemini­ne başvurulmasından (böylece rezil olmak­tan) çekinmelerini sağlayacak en kısa yoldur. Allah’tan korkunuz ve dinleyi­niz. Allah, fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.

109-Allah peygamberleri topladığı gün, «Size (davetiniz karşılığında insanlarca) ne cevap verildi?» der. Onlar, «Bizim bir bildiğimiz yoktur, doğrusu görülmeyenleri bilen ancak sensin» derler.

110-Hani Allah şöyle demişti: «Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve anana olan nimetimi an. Hani seni Ruh’ul Kudüs ile desteklemiştim de beşikte ve yetişkin iken insanlarla konuşmuştun. Hani sana kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmiştim. Hani sen iznimle, çamurdan kuş gibi bir şey yaratmış ona üflemiştin de iznimle kuş olmuştu. Anadan doğma körü ve alacalıyı iznimle iyileştirmiştin. Ölüleri iznimle diriltmiştin. Hani İsrail oğullarına belge­lerle geldiğinde, onlardan küfre sapanlar, «Bu apaçık bir büyüdür» demişlerdi de ben onları sen­den savmıştım.»

111- Havarilere, «Bana ve peygamberime iman edin» diye vahiy etmiştik de, «İman ettik, bizim Müslüman olduğumuza şahit ol» demişlerdi.

112- Hani Havariler, «Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi? Demişlerdi de, «İnanıyorsanız Allah’tan sakının» de­mişti.

113- (Havariler.) «Biz ondan yiyelim, kalplerimiz itminana ersin, senin bize doğru söylediğini bilelim ve biz onun üzerine şahitlerden olalım istiyoruz.» demişlerdi.

114- Meryem oğlu İsa, «Allah’ım! Rabbimiz! Bize ve bizden sonra geleceklere bayram ve sen­den bir ayet olarak gökten bir sofra indir ve bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin en hayırlısısın» dedi.

115- Allah, «Ben onu size indireceğim; bundan sonra içinizden kim küfre saparsa, âlemlerdekilerden hiç kimseye azap etmeyeceğim şekilde ona azap edeceğim» dedi.

116-Allah, «Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, Beni ve annemi Allah’ı bırakarak iki ilah edinin, diye sen mi söyledin?» dediğinde, «Münezzehsin sen, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana ya­kışmaz. Eğer bunu söylediysem, mutlaka sen onu bilirsin. Sen bende olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilmem. Gerçekten gaipleri bilen sadece sensin dedi.

117-«Ben onlara, «Sadece Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin» diye bana emrettiğini söyledim. Aralarında bulunduğum müddetçe onlar hakkında şahidim, beni aralarından aldığında onları sen gözlüyordun. Sen her şeye şahitsin.»

118-«Onlara azap edersen, doğrusu onlar senin kullarındır; onları bağışlar­san, şüphesiz güçlü ve hikmet sahibi olan ancak sensin.»

119-Allah, «Bu, doğrulara doğruluk­larının fayda verdiği gündür; Onlara altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Onda temelli kalırlar. Allah onlardan hoşnut olmuştur, onlar da Allah’tan hoş­nut olmuşlardır, bu büyük kurtuluştur» dedi.

120- Göklerin, yerin ve onlarda bulu­nanların egemenliği Allah’ındır. Allah her şeye kadirdir.

Bana whatsapptan ulaş mı diyorsun? Numaranı bırak