1. Ahkaf Suresi

(Mekke’de nazil olmuştur ve 35 ayettir. Ad kavminin yaşadığı bölgede rüzgârlar, «ahkaf» de­nen kum tepeleri meydana getiriyordu. İçinde bu kavmin yaşadığı bölge ve kum yığınlarından söz edildiğinden, sure Ahkaf adını almıştır.)

 Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

1- Ha, Mim.

2- Kitabın indirilmesi, güçlü olan ve hikmet sahibi Allah’tandır.

3- Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanlan ancak hak ve adı konulmuş bir ecel (belli bir süre) üzere yarattık. Küf­re sapanlar ise, uyarılıp korkutuldukları şeyden yüz çevirmekte olanlardır.

4- De ki: «Şimdi baksanıza, Al­lah’tan başka tapmakta olduklarınız, yerden neyi yaratmışlar, bana gösterin? Yoksa onların göklerde bir ortaklığı mı var? Eğer doğru sözlüler iseniz, bundan önce bir kitap ya da ilim kalıntısı varsa, bana getirin.»

(Bu ayetteki «bundan önce bir kitap »tan maksat, Allah ‘ın daha önce inzal ettiği kitaplardır. «İlim kalıntısı»ndan maksat ise, sonraki nesillere itimat edilen bir vasıtayla ulaşmış eski devirlerdeki nebilerin ve salihlerin insanlığa sundukları ilahi öğretilerden geriye kalanlardır. Bu iki vasıtayla insana ulaşan hiçbir şeyde şirkten bir iz yoktur. Şimdi Kur’an’ın tebliğ et­mekte olduğu bütün semavi kitapların ittifak ettiği tevhit ve ilimler hakkında ne kadar eser kalmışsa bunlarda da şirkin hiçbir izine rastlanmamaktadır. Bunlarda herhangi bir nebi, veli ya da salih kişinin herhangi bir zaman Allah ‘tan başkası­na kullukta bulunmak için bir söz söylediğine dair hiçbir iz de yoktur.)

5- Allah’ı bırakıp kıyamet gününe kadar ken­disine icabet etmeyecek olan şeylere yakarmakta olandan daha sapık kimdir? Oysa onlar, bunların yakarmalarından habersizdirler.

6- İnsanlar (bir araya getirilip) haşrolunduğu za­man, (Allah’tan başka taptıkları) onlara düşman olurlar ve onların (kendilerine) ibadet ettiklerini inkâr ederler.

7- Onlara açık belgeler olarak ayetlerimiz okunduğu zaman, o küfre sapanlar kendilerine gelmiş olan hak için, «Bu, apaçık bir büyüdür» derler.

8-Yoksa «Kendisi onu uydurdu» mu diyorlar? De ki: «Eğer onu ben uydurduysam, bu durumda siz, Allah’tan bana (gelecek) olan hiç bir şeye (karşı) malik olamazsınız. Sizin kendisi (Kur’an) hakkın­da, ne taşkınlıklar yapmakta olduğunuzu O daha iyi bilendir. Benimle sizin aranızda şahit olarak O yeter. O, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.»

9-De ki: «Ben peygamberlerin ilki (türedisi) değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilemiyorum. Ben, yalnızca bana vahyedilmekte olana uymaktayım ve ben, apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim.»

10-De ki: «Söyleyin bakalım; eğer (bu Kur’an,) Allah katından ise, siz de onu inkâr etmişseniz, İsrail oğullarından bir şahit de bunun bir benzerine şahitlik edip iman etmişse ve siz de (iman etmeye­rek)büyüklük taslamışsanız (o zaman zalimlerden olmaz mısınız)!   Şüphesiz  Allah, zalim olan bir kavmi hidayete erdir­mez.»

(Müfessirlerin çoğuna göre bu şahitten mak­sat Abdullah bin Selâm’dır. Çünkü o, Medine-i Münevvere’deki en meşhur Yahudi âlimiydi. Hic­retten sonra Allah Resulü’ne iman ederek Müslü­man olmuştur.)

11-Küfre sapanlar, iman edenler için dedi ki: «Eğer O (Kur’an) hayırlı bir şey olsaydı, ona bizden önce koşup yetişe­mezlerdi.» Oysa onlar, onunla hidayete ermediklerinden, «Bu, eski bir yalandır»derler.

12-Bundan önce de bir rehber (imam) ve bir rahmet olarak Musa’nın kitabı var. Bu da zulmedenleri uyarıp korkut­mak ve ihsanda bulunanlara bir müjde olmak üzere, (kendinden önceki kitapları)doğrulayıcı ve Arapça bir dil ile (gönderil­miş) olan bir kitaptır.

13-Şüphesiz: «Bizim Rabbimiz Al­lah’tır» deyip sonra dosdoğru bir istika­met tutturanlar (yok mu); artık onlar için korku yoktur ve onlar üzülmeyecekler­dir de.

14-İşte onlar cennet ehlidir; yap­makta olduklarına karşılık olarak, içinde temelli olarak kalıcılardır.

15- Biz insana, anne ve babasına iyi­likle davranmasını tavsiye ettik. Annesi onu güçlükle taşıdı ve onu güçlükle do­ğurdu. Onun (hamilelikte) taşınması ve sütten kesilmesi, otuz aydır. Nihayet güçlü çağına erip kırk yıla (yaşına) ula­şınca dedi ki: «Rabbim! Bana; anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve senin razı olacağın salih bir amelde bu­lunmamı ilham et; benim için soyumu da salih kıl. Gerçekten ben tövbe edip sana yöneldim ve ben şüphesiz Müslümanlardanım.»

16- İşte, işlediklerini en güzel şekilde kabul ettiğimiz ve kötülüklerini geçtiği­miz (görmezlikten geldiğimiz) bu kimseler, cennetlikler içindedirler. Bu onlara vaat edilmiş olan dosdoğru bir sözdür.

17- Anne ve babasına, Of ikinizden! Siz bana öldükten sonra tekrar dirilip kabrimden çıkarılacağımı mı vaat edi­yorsunuz?» diyen kimseye, anne babası Allah’a sığınarak, «Sana yazıklar olsun! İman et; doğrusu Allah’ın sözü gerçektir» dedik­leri halde, «Bu Kur’an, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir» diye cevap verene gelince.

18- İşte bunlar, cinlerden ve insanlardan kendi­lerinden önce geçen ümmetler içinde üzerlerine söz (azap) hak olmuş kimselerdir. Doğrusu onlar, hüsrana uğrayanlardır.

19- Herkesin, yaptıklarına göre dereceleri var­dır. Herkese işlediklerinin karşılığı ödenir ve ken­dilerine zulmedilmez.

20- Küfre sapanlar ateşe sunulacakları gün, (on­lara şöyle denir:) «Siz dünya hayatınızda bütün gü­zelliklerinizi tüketip yok ettiniz, onlarla yaşayıp zevk sürdünüz. İşte yeryüzünde haksız yere büyüklenmeniz ve yoldan çıkmanızdan dolayı, bu­gün alçaltıcı bir azap ile cezalandırılacaksınız.»

21-Kendi zamanında ve öncesinde nice uyarı­cılar gelip geçmişken Ahkaf’taki kavmini, «Al­lah’tan başkasına kulluk etmeyin, gerçekten ben, sizin için büyük bir günün azabından korkmakta­yım» diye uyaran Ad kavminin kardeşini (Hûd’u) an.

22-(Ona) Dediler ki: Sen, bizi ilahlarımızdan çevirmek için mi bize geldin? O halde eğer doğru söylüyorsan, vaat ettiğin şeyi bize getir!

23- Dedi ki: İlim ancak Allah katındadır. Ben size gönderildiğim şeyi tebliğ ediyorum. Ancak sizi cahillik etmekte olan bir kavim olarak görü­yorum.»

24- Derken, onu (azabı) vadilerine doğru yöne­lerek gelen bir bulut şeklinde gördükleri zaman, «Bu bize yağmur yağdıracak olan bir buluttur» dediler. Hayır, o, kendisi için acele ettiği­niz şeydir. İçinde acı azap bulunan bir rüzgârdır!

25- Rabbinin emriyle her şeyi yerle bir eder. Nihayet (helak oldular ve) evlerin­den başka hiçbir şey görünmez oldu. İş­te biz günahkârlar topluluğunu böyle cezalandırırız.

26- Şüphesiz biz onları, sizleri kendi­sinde yerleşik kılmadığımız yerlerde yerleşik kıldık ve onlara kulaklar, gözler ve kalpler verdik. Ama kulakları, gözle­ri ve kalpleri onlara herhangi bir şeysağlamadı. Çünkü onlar, Allah’ın ayet­lerini inkâr ediyorlardı. Alay konusu edindikleri şey, onları sarıp kuşattı.

27- Şüphesiz biz çevrenizde bulunan şehirlerden (birçoğunu) yıkıma uğrattık ve belki dönerler diye ayetleri çeşitli şekil­lerde açıkladık.

28- Bu durumda, Allah’ı bırakıp ya­kınlık (sağlamak) için edindikleri ilahlar onlara yardım etselerdi ya! Hayır, onlar kendilerinden kaybolup gittiler. Bu (kay­boluş nedenleri), onların yalanı ve uydurupdurdukları şeydir.

29-Hani cinlerden birkaçını, Kur’an dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Böy­lece onun huzuruna geldikleri zaman, «Kulak verin!» demişler, sonra (dinleme işi) bitince, kendi kavimlerine (birer) uya­rıcılar olarak dönmüşlerdi.

30- (O cinler) «Ey kavmimiz! Gerçek­ten biz, Musa’dan sonra indirilen, ken­dinden öncekileri de doğrulayan bir ki­tap dinledik; hakka ve dosdoğru olan yola hidayet etmektedir.» demişlerdi.

31-«Ey Kavmimiz! Allah’a davet edene icabet edin ve ona iman edin ki günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi acıklı bir azaptan güvende kılsın.»

32-«Kim Allah’a davet edene icabet etmezse, artık o, yeryüzünde (Allah’ı) aciz bırakacak değildir ve onun O’ndan başka velileri de yoktur. İşte onlar, apa­çık bir sapıklık içindedirler.»

33- Gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmak­tan yorulmayan Allah’ın, ölüleri diriltmeye de gü­cünün yeteceğini düşünmezler mi? Evet O, her şeye gücü yetendir!

34- Küfre sapanlar ateşe sunulacakları gün, (on­lara şöyle denir:) «Bu gerçek değil miymiş?» Onlar: «Rabbimize andolsun evet (gerçektir)!» derler. (Allah da,) «Öyleyse küfretmekte olduklarınızdan dolayı azabı tadın» der.

35- Peygamberlerden azim sahiplerinin sabret­tikleri gibi, artık sen sabret. Onlar için (beddua et­mede) acele etme. Onlar, tehdit edildikleri şeyi (aza­bı) gördükleri gün, (dünyada) gündüzün bir saatin­den başka durmamışa dönerler. Bu (Kur’an) yeterli bir tebliğdir. Artık fasık olan bir kavimden başka­sı yıkıma uğratılır mı?

Bana whatsapptan ulaş mı diyorsun? Numaranı bırak