40. Mümin (Gafîr) Suresi

(Mekke’de nazil olmuştur ve 85 ayettir. Adını, Firavun ai­lesinden inanan bir kişinin vasıflarının sayıldığı 28 -45. ayet­lerden alır.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla

1- Ha, Mim.

2- Bu kitabın indirilmesi, güçlü ve her şeyi en iyi bilen Allah’tandır.

3- Günahı bağışlayan, tövbeyi kabul eden, cezası pek şiddetli olan ve sürekli ihsan sahibi bulunan (Allah katından indirilmiştir). O’ndan başka ilah yoktur. Dönüş O’nadır.

4- Allah’ın ayetleri konusunda, küfre sapanlardan başkası mücadele etmez. Öyleyse onların şehirlerde dönüp dolaş­ması seni aldatmasın.

5- Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanladı ve kendilerinden sonra da çeşitli topluluklar. Her ümmet, kendi pey­gamberlerini yakalamaya yeltendi, hak­kı batılla gidermek için mücadeleye gi­rişti. Ben de onları yakalayıverdim. İşte benim cezalandırmam nasılmış (gördün mü)?

6- Rabbinin küfre sapanlar üzerinde­ki, «Şüphesiz onlar ateş ehlidir» sözü böylece gerçekleşmiş oldu.

7- Egemenlik tahtını yüklenmiş olanlar ve çevresinde bulunanlar, Rablerini hamd ile tesbih etmekte, O’na iman etmekte ve iman edenlere, «Rabbimiz! Rahmet ve ilim bakımından her şeyi kuşatıp sardın; tövbe edenlere ve senin yoluna tabi olanlara mağfiret et ve onları cehennem azabından koru» diye mağfi­ret dilemektedirler.

8- «Rabbimiz! Hem onları, hem on­ların babalarından, eşlerinden ve zürri-yetlerinden salih olanları, kendilerine vaat ettiğin Adn cennetlerine koy. Şüp­hesiz güçlü ve hikmet sahibi olan sen­sin.»

9- «Ve onları kötülüklerden koru. O gün sen, kimi kötülüklerden korumuşsan, gerçekten ona rahmet de etmiş olursun. İşte büyük kurtuluş budur.»

10- Şüphesiz küfre sapanlara da (şöy­le) seslenilir: «Allah’ın elbette gazaplanması, sizin birbirinize gazaplanmanızdan daha büyüktür. Çünkü siz, imana çağırıldığınız zaman küfre sapardınız.»

11- Dediler ki: «Rabbimiz, bizi iki kere öldürdün ve iki kere de dirilttin; biz de günahlarımızı itiraf ettik. Şimdi çıkış için bir yol var mı?»

(«İki kez ölmek ve iki kez dirilmek» ifadesi daha önce Bakara Suresi’nin 28. ayetinde de geç­mişti: «Allah’ı nasıl inkâr edersiniz? Hâlbuki ölü idiniz de sizleri diriltti, sonra öldürecek, sonra tekrar diriltecek ve sonunda O’na döneceksiniz.» Kâfirler ilk üç safhayı, apaçık müşahede edebil­dikleri için inkâr edemezlerdi. Ancak son safhayı görmedikleri ve sadece Hz. Peygamber (s.a.a) ha­ber verdiği için inkâr ediyorlardı. Fakat kıyamet günü dördüncü safhayı da müşahede edecek ve «Bize bunun hakkında haber verilmişti» diyerek kabul edecekler.)

12- «Bu (azap), bir olan Allah’a çağı­rıldığınız zaman küfre sapmanız, O’na şirk koşulduğunda da (şirke) iman etme­niz sebebiyledir. Artık hüküm, yüce ve büyük olan Allah’ındır.»

13- O, size ayetlerini göstermekte ve sizin için gökten rızık indirmektedir. İç­ten (Allah’a) yönelenden başkası hatırla­yıp kendine gelemez.

14- Öyleyse, küfre sapanlar hoş görmese bile, dini yalnızca O’na halis kılanlar olarak Allah’a yakarıp durun.

15- Dereceleri yükselten ve egemenlik tahtının sahibi (olan Allah), kavuşma günüyle uyarmak için kendi emrinden olan ruhu, kullarından dilediğine indirir.

(«Ruh» kelimesiyle vahiy ve nübüvvet kast olunmaktadır. Allah bir kimseye güzellik, zekâ ve buna benzer müstesna özel­likleri verdiğinde, nasıl hiç kimse «Allah onlara bu özellikler1 veriyor da bize niçin vermiyor.» diyemezse, bir şahıs peygam­berlikle şereflendiğinde de, yine, «Peygamberlik niçin bize de­ğil de ona verildi» diyemez.)

16- Onların (mezarlarından) ortaya çıkacağı gün, kendilerinin yapmış olduğu hiçbir şey Allah’ a gizli kalmaz. Bugün mülk kimindir? Şüphesiz bir olan ve her şeyi kudreti altında tutan Allah’ındır.

17- Bugün her bir nefis, kendi kazandığıyla karşılık görür. Bugün zulüm yoktur. Şüphesiz Al­lah, hesabı seri görendir.

18- Onları, yaklaşmakta olan güne karşı uyarıp korkut; o zaman yürekler gırtlaklara dayanır, yut­kunur dururlar. Zalimler için ne koruyucu bir dost, ne de sözü yerine getirebilir bir şefaatçi yok­tur.

19- (Allah,) Gözlerin hainliklerini ve göğüslerin saklamakta olduklarını bilir.

20- Allah hak ile hükmeder. Oysa O’nu bırakıp tapmakta oldukları ise, hiç bir şeye hükmedemezler. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir.

21- Onlar, yeryüzünde gezip-dolaşmadılar mı ki, böylece kendilerinden öncekilerin nasıl bir so­na uğradıklarını görsünler? Oysa onlar, kuvvet ve yeryüzündeki eserleri bakımından ken­dilerinden daha üstün idiler. Fakat Al­lah, onları günahları dolayısıyla (azapla) yakalayıverdi. Onları Allah’tan bir ko­ruyacak olan da bulunmadı.

22- Bu, kendilerine açık belgelerle gelen peygamberlerini inkâr etmelerin­den ötürüdür. Bu yüzden Allah onları (azapla) yakalayıverdi. Doğrusu O, kuv­vetlidir, cezalandırması da şiddetlidir.

23- Şüphesiz biz Musa’yı ayetleri­mizle ve apaçık üstün bir delille gönder­dik.

24- Firavun’a, Hâmân’a ve Karun’a (gönderdik). Ama onlar, «(Bu,) yalan söyle­mekte olan bir büyücüdür» dediler.

25- Böylece o, katımızdan kendileri­ne bir hak ile geldiği zaman dediler ki: «Onunla birlikte iman etmekte olanların erkek çocuklarını öldürün, kız çocukla­rını ise sağ bırakın.» Ancak kâfirlerin hi­leli düzeni, boşa çıkmakta olandan baş­kası değildir.

26- Firavun dedi ki: «Bırakın beni, Musa’yı öldüreyim de o (gidip) Rabbine yakarsın. Çünkü ben, sizin dininizi de­ğiştirmesinden ya da yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum.»

27- Musa dedi ki: «Gerçekten ben, hesap gününe iman etmeyen her kibirli zorbadan, benim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a sığınırım!»

28- Firavun ailesinden, imanını giz­lemekte olan mümin bir kişi dedi ki: «Siz, benim Rabbim Allah’tır diyen ve size Rabbinizden apaçık belgelerle gel­miş bulunan bir kimseyi öldürür müsü­nüz? Eğer o bir yalancı ise yalanı kendi aleyhinedir ve eğer doğru söyleyen ise, (o zaman da) size vaat ettiklerinin bir bölümü size isabet eder. Şüphesiz Allah, ölçüyü taşıran ve çok yalan söyleyen kimseyi hidayete erdirmez.»

29- «Ey Kavmim! Bugün mülk sizin­dir, yeryüzünde de hüküm sahibi kimselersiniz. Fakat bize Allah’tan dayanılmaz bir azap gelecek olursa bize kim yardımcı olabilecek?» Fi­ravun dedi ki: «Ben, size yalnızca gördüğümü (kendi görüşümü) gösteriyorum ve ben sizi doğru olan yoldan da başkasına yöneltmiyorum.»

30- İman eden (adam) dedi ki: «Ey Kavmini! Ben üzerinize önceki toplulukların uğradıkları bir günün benzerinden korkuyorum.»

31- «Nuh kavmi, Ad, Semud ve onlardan son­ra gelenlerin durumuna benzer (bir gün). Allah, kullar için zulüm dilemez.»

32- Ve ey kavmim! Doğrusu ben sizin için o çığlık (basacağınız kıyamet) gününden korkuyorum.

33- «Arkanızı dönüp kaçacağınız gün, sizi Al­lah’tan koruyacak yoktur. Allah kimi saptırırsa ar­tık onu doğruya yöneltecek bulunmaz.»

34- «Şüphesiz, daha önce Yusuf da size apaçık belgeler getirmişti. O zaman size getirdikleri hak­kında kuşkuya kapılıp durmuştunuz. Sonunda o, vefat edince de demiştiniz ki: «Allah, ondan son­ra kesin olarak bir peygamber göndermez.» İşte Allah, ölçüyü taşıran şüpheci kimseyi böyle sap­tırır.»

35- «Onlar Allah’ın ayetleri konusunda kendi­lerine gelmiş bir delil bulunmaksızın mücadele edip dururlar. (Bu,) Allah katında da iman edenler katında da büyük bir nefretle karşılanır. İşte Al­lah, her mütekebbir zorbanın kalbini böyle dam­galar.»

36- Firavun dedi ki: «Ey Hâmân! Bana yüksek bir kule bina et de belki böylece o sebeplere (yol­lara) erişirim!»

(İşte zalim ve zorba olan Firavun gerçekle açık bir şekilde yüz yüze gelmemek için, tahtını sarsmakta ve mülkünün üzerinde kurulduğu efsa­nevi hikayeleri tehdit etmekte olan tevhit davasını kabul etmemek için olayı bu şekilde saptırıyor, laf ebeliği yapıyor, manevralar sergiliyor. Hz. Mu­sa’nın ilahını böyle basit ve somut bir şekilde ger­çekten aramaya kalkmış olması da uzak bir ihti­maldir. Mısır Firavunları bilgi ve kültür seviyele­ri açısından bu düşüncenin ve anlayışın çok ileri­sinde bulunuyorlardı.)

37- «Göklerin sebeplerine (yollarına erişirim). Böylelikle de Musa’nın ilahına vakıf olurum. Çünkü ben, onun yalancı olduğunu sanıyorum.» İşte Firavun’a, kötü ameli böyle süslü gösterildi ve yol­dan alıkonuldu. Firavun’un hileli düze­ni, hep hüsrandadır.

38- İman eden (adam) dedi ki: «Ey Kavmim! Siz bana tabi olun, ben sizi doğru yola iletip yönelteyim.»

39- «Ey Kavmim! Gerçekten bu dün­ya hayatı, yalnızca bir metadır. Şüphesiz ahiret ise, (asıl) karar kılınan yurt odur.»

40- «Kim bir kötülük işlerse, kendi mislinden başkalarıyla ceza görmez. Kim de erkek olsun, dişi olsun; kendisi bir mümin olarak salih bir amelde bulu­nursa, işte onlar, içinde hesapsız olarak rızıklandırılmak üzere cennete girerler.»

41- «Ey Kavmim! Bana ne oluyor ki, ben sizi kurtuluşa çağırırken, siz beni ateşe çağırıyorsunuz.»

42- «Kuşkusuz siz beni Allah’ı inkâr etmeye ve hakkında bilgim olmayan şeyleri O’na şirk koşmaya çağırmaktası­nız. Ben ise sizi, güçlü olan, çok bağışlayan Allah’a çağırıyorum.»

43- «Beni kendisine çağırdığınızın; bu dünyada da ahirette de (rablik için) bir iddiasının olmadığında, hepimizin Allah’a döneceğinde ve aşırı gidenlerin ateş ehli olduklarında hiç şüphe yoktur.»

44- «İşte size söylemekte olduklarımı yakında hatırlayacaksınız. Ben de işimi Allah’a bırakıyorum. Şüphesiz Allah, kulları pek iyi görendir.»

45- Sonunda Allah, onların kurdukla­rı hileli düzenlerinin kötülüklerinden onu korudu ve Firavun’un çevresini de azabın en kötüsü kuşatıverdi.

46- (Berzah âleminde) Sabah akşam ateşe sunulur­lar. Kıyamet koptuğu gün, «Firavun’un adamları­nı azabın en şiddetlisine sokun (denir).»

47- Ateşin içinde, karşılıklı tartışırlarken zayıf bırakılanlar, büyüklenenlere derler ki: «Gerçekten biz, size uymuş olan kimselerdik. Şimdi siz ateş­ten bir parçasını olsun, bizden uzaklaştırabilir mi­siniz?»

48- Büyüklenenler derler ki: «Biz hepimiz (ate­şin) içindeyiz; şüphesiz Allah, kullar arasında hü­küm vermiştir (artık).»

49- Ateşin içinde olanlar, cehennem bekçileri ne derler ki: «Rabbinize yalvarın da hiç değilse bir gün olsun azabımızı hafifletsin.»

50- (Cehennem bekçileri,) «Size kendi peygamber­leriniz apaçık belgelerle gelmemiş miydi?» derler. Onlar, «Evet» derler. (Cehennem bekçileri,) «O halde kendiniz yakarın, kâfirlerin yakarışı çıkmazda ol­maktan (boşuna yalvarmaktan) başka bir şey değildir» derler.

51- Hiç şüphesiz dünya hayatında da şahitlerin (tanıklık için) duracakları günde de peygamberleri­mize ve iman edenlere mutlaka yardım edeceğiz.

52- O gün zalimlere kendi mazeretleri hiç bir yarar sağlamaz ve lanet de onlarındır, yurdun en kötüsü de.

53- Şüphesiz biz Musa’ya hidayeti verdik ve İsrail oğullarına da kitabı miras bıraktık.

54- (O kitap) Temiz akıl sahipleri için bir hidayet ve hatırlatıcıdır.

55- O halde sen sabret. Gerçekten Al­lah’ın vaadi haktır. (Dininin geleceği hakkın­daki yersiz endişelerinden ibaret olan) Günahın için mağfiret dile; akşam ve sabah Rabbini hamd ile tesbih et.

56- Şüphesiz, kendilerine gelmiş bu­lunan hiç bir delil olmaksızın, Allah’ın ayetleri konusunda mücadele edenler (var ya), onların göğüslerinde kendisine ulaşamayacakları bir büyüklenmeden başkası yoktur. Artık sen Allah’a sığın. Şüphesiz O hakkıyla işiten, hakkıyla görendir.

57- Elbette göklerin ve yerin yaratıl­ması, insanların yaratılmasından daha büyüktür. Ancak insanların çoğu bil­mezler.

58- (Basireti) Kör olan ile gören kimse eşit olmaz; iman edip salih amellerde bulunanlar ile kötülük yapan da. Pek de az hatırlayıp kendinize geliyorsunuz!

59- Şüphesiz kıyamet, mutlaka gele­cektir; bunda hiç bir kuşku yoktur. An­cak insanların çoğu iman etmezler.

60- Rabbiniz dedi ki: «Bana dua edin de size icabet edeyim. Doğrusu bana ibadet etmekten büyüklenenler, cehen­neme alçalmış kimseler olarak girecek­lerdir.

61- Allah size; kendisinde sükûnete ermeniz için geceyi, aydınlık olarak da gündüzü var etti. Şüphesiz Allah, insan­lara karşı (sınırsız) bir lütuf sahibidir. An­cak insanların çoğu şükretmezler.

62- İşte bu, sizin Rabbiniz olan Al­lah’tır; her şeyin yaratıcısıdır ve O’ndan başka ilah yoktur. Öyleyse nereye çevri­liyorsunuz?

63- İşte, Allah’ın ayetlerini inkâr edenler de böyle çevriliyorlar.

64- Sizin için yeri durak, göğü bina kılan, size şekil verip de şeklinizi güzel yapan, sizi temiz şeylerle rızıklandıran Allah’tır. İşte Rabbiniz olan Allah budur. Âlemlerin Rabbi Allah pek de yüce­dir!

65- O, diri olandır, O’ndan başka ilah yoktur. Öyleyse dini yalnızca kendisine halis kılanlar ola­rak O’na dua edin. Bütün güzel övgüler âlemlerin Rabbi olan Allah’a özgüdür.

66- De ki: «Bana apaçık belgeler gelince, sizin Allah’tan başka taptıklarınıza kulluk etmekten kesin olarak men edildim ve âlemlerin Rabbine teslim olmakla emrolundum.

67- Sizi topraktan, sonra meniden, sonra kan pıhtısından yaratan; sonra sizi analarınızın kar­nından bebek olarak çıkaran, sonra sizi güçlü kuvvetli bir çağa eriştiren, derken ihtiyarlığa va­racak kadar yaşatan O’dur. Kiminiz daha önce ve­fat ettirilir, kiminiz de belirtilmiş bir süreye ula­şırsınız. Belki artık düşünürsünüz!

68- Dirilten ve öldüren O’dur. Bir işin olması­na hükmetti mi, ona yalnızca: Ol der, o da he­men oluverir.

69- Allah’ın ayetleri hakkında mücadele et­mekte olanların nasıl da döndürüldüklerini gör­müyor musun?

70- Kitabı ve peygamberlerimizi kendisiyle gönderdiğimiz şeyleri yalanlayanlar, artık yakında bileceklerdir.

71- Boyunlarında demir halkalar ve (ayaklarında) zincirler olduğu halde sürüklenecekler.

72- (Önce) Kaynar suyun içinde, sonra ateşte yakılırlar.

73- Sonra onlara, «Sizin şirk koştuk­larınız nerede?» denilir.

74- «O Allah’tan başkaları (nerede?) Onlar, Bizi bırakıp kayboluverdiler. Hayır, biz önceleri de (meğer) hiç bir şe­ye yakarır değilmişiz derler. İşte Allah, kâfirleri böyle şaşırtıp saptırır.

75- İşte bu, sizin yeryüzünde haksız yere sevinip şımarmanız ve azgınca öl­çüyü taşırmanız sebebiyledir.

76- İçlerinde ebedî olarak kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. O kibirlenenlerin konaklama yeri pek de kötüdür!

77- O halde sabret! Çünkü Allah’ın vaadi gerçektir. Biz onlara (azap olarak) vaat ettiğimizin bir kısmını sana göster­sek de yahut seni vefat ettirsek de onlar mutlaka sonunda dönüp bize gelecekler­dir.

78- Şüphesiz biz senden önce pey­gamberler gönderdik; onlardan kimini sana aktarıp anlattık ve onlardan kimini de sana aktarıp anlatmadık. Herhangi bir peygambere, Allah’ın izni olmaksı­zın bir ayeti getirmek yaraşmaz. Al­lah’ın emri geldiği zaman hak ile hü­küm verilir ve o zaman batıl ehli olanlar hüsrana uğrar.

79- Kimine binesiniz, kimini de yiyesiniz diye sizin için o yumuşak başlı hayvanları yaratan şüphesiz Allah’tır.

80- Onlarda sizin için daha nice fay­dalar vardır! Gönüllerinizdeki bir hace­te (hedefe), onlara binerek erişirsiniz. On­ların ve gemilerin üstünde taşınırsınız.

81- Size kendi ayetlerini göstermek­tedir; artık Allah’ın ayetlerinden hangi­sini inkâr ediyorsunuz?

82- Yeryüzünde gezip kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görmüyorlar mı? Oysa onlar, kendile­rinden (sayıca) daha çok idiler ve yeryü­zünde kuvvet ve eserler bakımından da kendilerinden daha üstündüler. Fakat kazanmakta oldukları şeyler, (azaba karşı) onları hiç bir şeyden müstağni kılmadı.

83- Peygamberleri kendilerine apaçık belgeler getirdiği zaman, onlar, yanlarında olan ilimden dolayı sevinip şımardılar da alay konusu edindik­leri şey, sonunda kendilerini sarıp kuşatıverdi.

84- Onlar bizim dayanılmaz azabımızı gördük­leri zaman derler ki: Bir olan Allah’a iman ettik ve O’na şirk koşmakta olduğumuz şeyleri de in­kâr ettik.

85- Ama bizim dayanılmaz azabımızı gördükle­ri zaman, imanları kendilerine hiç bir yarar sağla­mamıştır. (Bu,) Allah’ın kullan arasında sürüp git­mekte olan sünnetidir. İşte küfre sapanlar orada hüsrana uğramışlardır.

Bana whatsapptan ulaş mı diyorsun? Numaranı bırak