4. Nisa Suresi

(176 ayettir ve Medine’de nazil olmuştur. «Nisa» kadınlar demektir. Bu sûrede daha çok kadından, cemiyet içinde kadın­ların hukukî ve içtimaî yer ve değerlerinden bahsedildiği için adına «Nisa» denmiştir.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla

1- Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden ve ikisinden pek çok erkek ve kadın meydana getiren Rabbinizden sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabanın haklarına riayetsizlikten de sakının. Allah şüphesiz hepinizi görüp gözet­mektedir.

2- Yetimlere mallarını verin. Temizi pis olanla değişmeyin, onların mallarıyla kendi mallarınızı karıştırarak yemeyin, çünkü bu büyük bir günahtır.

3- Eğer, yetimlere adaletli davranamamaktan korkarsanız (onlarla değil), hoşunuza giden kadınlardan ikişer, üçer ve dörder evlenebilirsiniz. Şayet, adaletli davranamayacağınızdan korkarsanız bir tane alın veya sahip olduğunuz (cariye) ile yetinin. Doğru yoldan sapmamanız için en uygunu budur.

4- Kadınlara mehirlerini bir hediye olarak veriniz. Eğer ondan gönül hoşlu­ğu ile size bir şey bağışlarlarsa onu afi­yetle yiyin.

5- Allah’ın geçiminize dayanak kıl­mış olduğu mallarınızı, beyinsizlere vermeyin, kendilerini o mallarla rızık­landırın, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.

6- Yetimleri, nikâh çağına kadar de­neyin; onlarda olgunlaşma görürseniz mallarını kendilerine verin ve büyüye­cekler (de geri alacaklar) diye onları israf ederek ve tez elden yemeyin. Zengin olan (zahmet hakkını almaktan) sakınsın, yoksul olan (zahmetine) uygun bir şekilde yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman, yanlarında şahit bulundurun. Hesap sormak için Allah yeter.

7- Ana babanın ve yakınların bırak­tıklarından erkeklere hisse vardır. Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından kadınlara da hisse vardır. Bunlar, az ve­ya çok, farz kılınmış belirli bir hissedir.

8- Paylaşma sırasında, yakınlar, ye­timler ve düşkünler bulunursa, ondan onları da rızıklandırın ve onlara güzel sözler söyleyin.

9- Arkalarında bıraktıkları zayıf ço­cuklardan dolayı korku duyanlar, (öyleyse yetimlere haksızlık etmek hususunda) Allah’tan korksunlar ve doğru söz söylesinler.

10- Gerçekten yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, ancak karınlarında bir ateş yemiş olur­lar, zaten onlar alevlenmiş ateşe gireceklerdir.

11- Allah çocuklarınız hakkında, erkeğe iki di­şinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer kadınlar iki­nin üstünde ise, bırakılanın üçte ikisi onlarındır. Eğer bir ise yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa ana babadan her birine altıda biri; çocuğu yoksa ve anası babası ona varis olursa, anasına üçte bir düşer. Ölenin kardeşleri varsa, altıda biri annesinindir. (Bütün bunlar ölenin) yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan menfaatçe hangisinin size daha yakın olduğunu siz bilmezsiniz. Bunlar Allah tarafından (bir görev olarak) belirlenmiştir. Doğrusu Allah bilendir, hikmet sahibi olandır.

12- Kadınlarınızın çocukları yoksa bıraktıkla­rının yarısı sizindir. Eğer çocuğu varsa, o zaman dörtte biri sizindir. Bunlar, ettikleri vasiyetten ve­ya borçları ödendikten sonradır. Sizin çocuğunuz yoksa ettiğiniz vasiyet veya borç çıktıktan sonra bıraktıklarınızın dörtte biri eşlerinizindir. Çocu­ğunuz varsa, bıraktıklarınızın sekizde biri onla­rındır. Eğer bir erkek veya kadının, ana babası ve çocukları bulunmadığı halde kelâle cihetinden (er­kek veya kız kardeş tarafından) mirasına konuluyor ve bir erkek yahut bir kız kardeşi varsa, her birine al­tıda bir düşer. Bundan fazla iseler yapılacak vasi­yetten ve borçtan sonra, kimse zarara uğramaksızın üçte bire ortaktırlar. Bunlar Allah’tan size va­siyettir. Allah bilendir, hilim sahibidir.

13- Bunlar Allah’ın hudutlarıdır. Kim Allah’a ve elçisine itaat ederse, onu altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır, on­da temelli kalacaklardır, büyük kurtuluş işte budur.

14- Kim Allah’a ve elçisine baş kal­dırır ve hudutlarını aşarsa, onu temelli kalacağı ateşe sokar. Alçaltıcı azap da onadır.

15- Kadınlarınızdan fuhuş (lezbiyenlik) edenlere, bunu ispat edecek aranızdan dört şahit getirin. Şahadet ederler (ama hâkim yine de yakin etmez ve ailesi ifşa edilmesinden korkar) ise ölünceye veya Allah onlara bir yol (evlenme veya tövbe imkânı) kılıncaya kadar evlerde tutun.

16- İçinizden fuhuş eden (birbiriyle oynaşıp kırıştıran) iki erkeğe eziyet edin, tövbe edip düzeltirlerse onları bırakın. Doğrusu Allah tövbeleri daima kabul eden ve merhametli olandır.

17- Allah kötülüğü bilmeyerek yapıp da hemen tövbe edenlerin tövbesini kabul etmeyi üzerine al­mıştır. Allah işte onların tövbesini kabul eder. Al­lah bilendir, hikmet sahibidir.

18- Kötülükleri işleyip dururken ölüm kendisi­ne geldiği zaman, «Şimdi tövbe ettim» diyenler ile kâfir olarak ölenlerin tövbesi geçerli değildir. İşte onlara elem verici azap hazırlamışızdır.

19- Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkmanız size helal değildir. Apaçık bir fuhuş yapmadıkça onlara verdiğinizin bir kısmı alıp götürmeniz (size bağışlamaları) için onları sıkıştırmayın. Onlarla iyilikle geçinin. Eğer onlara hoşlanmıyorsanız, (biliniz ki) hoşlanmadığınız şeyi Allah çok hayırlı kılmış olabilir.

20- Bir eşin yerine (boşayarak) başka bir eşi al­mak isterseniz, birincisine bir yük altın vermiş ol­sanız bile ondan bir şey almayın. İftira ederek ve apaçık günaha girerek ona verdiğinizi geri alır mısınız?

21- Siz birbirinize karışmış (birlikte yaşamış) ve onlar sizden sağlam bir güvence almışken onu na­sıl geri alırsınız!

22- Kadınlardan babalarınızın nikâhladıklarını nikâhlamayın. Ancak (cahiliye döneminde) geçen geçmiştir. Çünkü bu, çirkin bir hayâsızlık ve öfke duyulan bir iğrençlikti. Pek de kötü bir yoldu o!

23- Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, hâlâlarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren sütanneleriniz, sütkardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle (gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızdan olan koruyu­culuğunuz altındaki üvey kızlarınız size haram kılındı. Eğer onlarla (anneleriyle) gerdeğe girmemişseniz, (kızlarıyla evlenme­nizde) size bir engel yoktur. Kendi sulbü­nüzden olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi birden almak da size haram kılındı. Ancak geçen geçmiştir. Doğrusu Allah bağışlayıcı ve merhamet edicidir.

24- Sağ ellerinizin malik olduğu (cari­yeler) dışında kadınlardan evli ve özgür olanlarla da (evlenmeniz haramdır). Bunlar, Allah’ın üzerinize yazdığıdır. Bunların dışında kalanı iffetli olarak zina etmek­sizin istemeniz size helal kılındı. Öyley­se onlardan (belli bir süre) faydalanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan ücretlerini verin. Kararlaştırdıktan sonra, karşılıklı hoşnut olduğunuz bir şey konusunda (miktarını arttırıp eksiltmenizde) üstünüze bir sorumluluk yoktur. Şüphesiz Allah, bilendir ve hikmet sahibi olandır.

(Sahih-i Buhari’de ve Ahmed bin Hanbel’in Müsned’inde Ebu Reca’dan, o da İmran bin Ha­şin’den naklen şöyle yer almıştır: «Mut’a ayeti (mezkûr ayet) Allah ‘ın kitabında nazil oldu. Biz de Resulullah (s.a.a) vefat edinceye kadar bununla amel ettik. Resulullah (s.a.a) bunu nehy etmedi ve Kur’ân’da haram kılmadı. Adamın biri kendi gö­rüşünce istediğini söyledi.»

Sahih-i Müslim c.l, s.535’te mut’a nikâhı ba­bında şöyle yer almıştır: «Hasan Halvai, Abdurrezzak’tan, o da İbn-i Cureyh’ten, o da Ata’dan şöyle rivayet ediyor: «Abdullah Ensari umre için Mekke’ye geldi. Onun evine gittim. İnsanlar on­dan bazı mesele ve olayları soruyorlardı. Söz mut’a’ya gelince şöyle dedi: «Evet biz de hem Re­sulullah (s.a.a), hem Ebu Bekir ve hem de Ömer zamanında mut’a yapıyorduk.»

Hakeza aynı kitap (Mısır H.1306 baskısı) c.l, s.467’de mut’a babında Ebi Nazra’dan şöyle riva­yet edilmektedir: «Ben Cabir bin Abdullah’ın ya­nındaydım, adamın biri geldi şöyle dedi: «Abdul­lah bin Zubeyr ve İbn-i Abbas iki mut’a (hac ve kadın mut’ası) hakkında ihtilafa düşmüşler.» Ca­bir şöyle dedi: «Resulullah (s.a.a) zamanında biz de onları yapıyorduk. Ama Ömer yasaklayınca ar­tık yapmadık»

Ahmed bin Hanbel, Müsned c.l, s.25’te Ebi Nazra’nın rivayetini başka bir yolla rivayet et­mektedir. Her ikisi de bir başka yerde Cabir’in şöyle dediğini rivayet ediyorlar: «Biz de Peygam­ber (s.a.a) zamanında bir avuç hurma, öğütülmüş buğday ve un karşılığında, Ömer, Amr bin Haris’i yasaklayıncaya kadar mut’a yapıyorduk»

Hamidi ise Cem’un Beyn ‘es Sahihayn ‘de Ab­dullah bin Abbas’tan şöyle nakletmektedir: «Biz Peygamber (s.a.a) zamanında mut’a yapıyorduk. Ama Ömer, hilafeti zamanında kalkıp şöyle dedi: «Allah-u Teâlâ, Resulüne istediğini helal kılıyor­du. Ama o şimdi gitmiş durumda. Yerine de Kur’ân’ı bıraktı. Hac veya umreye başlayınca Al­lah’ın buyurduğu gibi sona erdirin. Kadınlarla mut’a etmekten tövbe edin. Kim mut’a ederse onu recm ederim.»

Bu tür rivayetler muteber kitaplarda oldukça çoktur. Bunlar mut’anın Peygamber (s.a.a) zama­nında meşru ve yaygın olduğunu, ashabın amel et­tiğini ve sadece Ömer’in yasakladığını ispat etmektedir.)

25- Sizden, hür mü’min kadınlarla evlenmeye maddi açıdan güç yetiremeyen kimse, ellerinizin altında olan (başkalarına ait) mü’min cariyelerinizden alsın. Allah sizin imanınızı çok iyi bilir. Bazı­nız bazınızdansınız (hepiniz birsiniz). Onlarla, zinadan kaçınmaları, iffetli olmaları ve gizli dost tutmamış olmaları halinde velilerinin izniyle evlenin ve örfe uygun bir şekilde mehirlerini verin. Evlendiklerinde zina edecek olurlarsa, onlara, hür kadınlara edilen azabın yarısı edilir. (Başkasına cariye ile evlenme hususundaki) Bu (izin) içinizden günaha girme korkusu olanlaradır. Sabretmeniz (başkasına ait cariyelerle evlenmemeniz) sizin için daha hayırlıdır. Allah bağışlayıcı ve merhamet edicicidir.

26- Allah size (dinini) açıklamak, sizden öncekilerin (iyi) yollarına hidayet etmek ve tövbenizi kabul buyurmak ister. Allah bilendir, hikmet sahibidir.

27- Allah sizin tövbenizi kabul etmek ister, şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapıklığa girmenizi isterler.

28- Allah sizin yükünüzü hafifletmek ister. (Zi­ra hiç şüphesiz) İnsan zayıf yaratılmıştır.

29- Ey iman edenler! Mallarınızı karşılıklı rıza ile yapılan ticaret dışında batıl ile (haram ve haksız­lıkla) aranızda yemeyin ve birbirinizi öldürmeyin. Allah şüphesiz size merhamet edicidir.

30- Kim düşmanlık ve haksızlıkla bunu yapar­sa (ve insanların can ve malına el uzatırsa), yakında onu ateşe sokacağız. Bu, Allah’a kolaydır.

31- Size yasak edilen büyük günahlardan kaçı­nırsanız, kötülüklerinizi örter ve sizi yüce bir ma­kama yerleştiririz.

32- Allah’ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri (kıskançlığa kapılarak) temenni etmeyin. Erkeklere, kazandıklarından bir pay, kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. (Arzuladıklarınızı) Allah’ın bol ihsanından isteyin. Doğrusu Allah her şeyi bilendir.

33- (İnsanlardan) Her biri için ana ba­banın, yakınların ve yeminlerinizin bağ­ladığı kimselerin (eşlerinizin) bıraktıkla­rından (hisselerini alacak olan) varisler kıl­dık. O halde onlara nasiplerini veriniz.

34- Allah’ın bazısını bazısına üstün kılması nedeniyle ve mallarından harca­malarından ötürü erkekler, kadınlar üze­rinde hüküm sahibidirler. (Ama öte yandan da) Saliha kadınlar; gönülden boyun eğenler ve Allah’ın korunmasını emret­tiği şeyleri (hakları), kocasının bulunma­dığı zamanda koruyanlardır. Baş kaldır­malarından endişelendiğiniz kadınlara (önce) öğüt verin, (etkili olmazsa) onları yataklarında yalnız bırakın, (o da olmazsa, son çare olarak sınırları aşmamak şartıyla) onları (iz bırakmayacak şekilde, suçlu oldukları ha­sebiyle) dövün. Size itaat ederlerse sakın aleyhlerine yol aramayın. (Unutmayın ki) Allah (hepinizden daha) yücedir, büyüktür.

(Eğer kadın isyankârsa, kocasına itaat etmi­yor veya onun haklarını korumuyorsa, hemen dö­vülmesi gerektiği anlamına gelmez. Bunların üçü­ne de izin verilmiş olmasına rağmen, işin mahiyet ve niteliğine göre belli bir oranda uygulanması gerekir. Ufak bir uyarı yeterli ise, daha ileri bir adım atmaya gerek yoktur. Dövmeye gelince, Pey­gamber (s.a.a) buna diğer suçlulara uygulanan şiddet gibi isteksizce izin vermiştir, izin verdiği halde bile bundan asla istifade etmemiş ve kimse­ye de tavsiyede bulunmamıştır. Fakat şüphesiz ba­zı kadınlar tıpkı diğer suçlular gibi şiddet uygula­maksızın hatalarını düzeltme yoluna gitmezler. Böyle bir durumda bile, Hz. Peygamber (s.a.a) kadınının yüzüne vahşice vurmayı ve vücutta yara izi bırakacak bir şeyle dövmeyi kesinlikle yasakla­mıştır. Bu ruhsata rağmen Peygamber ve Ehl-i Beyt imamlarının eşlerini itaatsizliklerine rağmen dövmemiş olması da bu konuda bizlere önemli me­sajlar vermektedir.)

35- Karı kocanın arasının açılmasından endişe­lenirseniz, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadı­nın ailesinden bir hakem gönderin; bunlar düzelt­mek isterlerse, Allah onların aralarını buldurur. Doğrusu Allah her şeyi bilen ve haberdar olandır.

36- Allah’a ibadet edin, O’na bir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, yakınlara, yetimlere, düş­künlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınız­daki arkadaşa, yolda kalmışa ve elinizin altında bulunan kimselere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenip böbürlenen kimseyi sevmez.

37- Onlar (kibirlenip böbürlenenler) cimrilik ederler, insanlara cimrilik tavsiyesinde bulunurlar ve Allah’ın lütfünden kendilerine verdiğini gizlerler. Küfre sapanlara ne alçaltıcı bir azap hazırlamışız.

38- (Kibirlenip böbürlenenler) Mallarını insanlara gösteriş için infak ederler, Allah’a ve ahiret günü­ne inanmazlar. Arkadaşı şeytan olan kimse, pek de kötü bir arkadaş edinmiştir!

39- Bunlar Allah’a, ahiret gününe iman etmiş, Allah’ın verdiği rızıklardan infak etmiş olsalardı ne olurdu sanki? Elbette Allah onları iyi bilendir.

40- Allah şüphesiz zerre kadar haksızlık yap­maz, zerre kadar iyilik olsa onu kat kat artırır ve katından büyük ecir verir.

41- Her ümmete bir şahit getirdiğimiz ve seni de bunlara şahit kıldığımız zaman durumları nasıl olacak?

42- O gün, küfre sapanlar ve peygambere baş kaldırmış olanlar, yerle bir olmayı ne kadar ister­ler ve Allah’tan hiç bir olayı (günahlarını) gizleyemezler.

43- Ey iman edenler! Sarhoşken, ne dediğinizi bilene kadar ve cünüpken, yolcu olan müstesna, gusledene kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz yahut hacet yerinden gelmişseniz veya kadınlara yaklaşmışsanız ve bu durumlarda su bulamamışsanız, tertemiz bir toprağa teyemmüm edin, yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirge­yendir.

44- Kendilerine kitaptan bir pay veri­lenlerin sapıklığı satın aldıklarını ve si­zin yolu sapıtmanızı istediklerini gör­müyor musun?

45- Allah, düşmanlarınızı çok iyi bi­lir. Bir veli olarak Allah yeter, bir yar­dımcı olarak da Allah yeter.

46- Yahudilerden bir kısmı, (Allah’ın kitabındaki) kelimeleri esas manasından kaydırıp; dillerini eğip bükerek ve dine saldırarak, sözünü işittik, emirlerine isyan ettik, dinle, dinlemez olası ve bizi gözet» diyorlar. Hâlbuki onlar, «İşittik ve itaat ettik; dinle ve bize fırsat ver» deselerdi, bu, kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat Allah, kü­fürleri yüzünden kendilerini lanetlemiştir. Artık onlar, pek azı müstesna, iman etmezler.

47- Ey kitap verilenler! Bir takım yüzleri silip dümdüz ederek arkalarına çevirmeden yahut cumartesi ashabını (Yahudileri) lanetlediğimiz gibi lanetleme­den önce, elinizdeki kitabı tasdik ederek indirdiğimize iman edin. Allah’ın emri (eninde so­nunda mutlaka) yerine getirilmiştir.

48- Allah kendisine ortak koşmayı elbette ba­ğışlamaz, bundan aşağısını dilediğine bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işlemiş olur.

49- Kendilerini temize çıkaranları görmedin mi? Allah dilediğini temize çıkarır ve bir hurma çekirdeğindeki ip ince iplik kadar (en küçük bir) zulmedilmezler.

50- Allah’a nasıl yalan uydurduklarına bir bak. Bu, apaçık bir günah olarak yeter.

51- Kendilerine kitaptan bir nasip verilmiş olanları görmüyor musun; puta ve tağuta iman ediyor ve küfre sapanlar için, Bunlar, iman edenlerden daha doğru yoldadırlar diyorlar!

52- İşte, Allah’ın lanetledikleri onlardır. Al­lah’ın lanetlediği kişiye asla yardımcı bulamayacaksın.

53- Yoksa onların mülkten bir nasibi mi var? O zaman insanlara bir hurma çekirdeği üzerindeki küçücük bir tomurcuğu (en değersiz şeyi) bile vermezlerdi.

54- Yoksa Allah’ın bol nimetinden verdiği kimseleri mi çekemiyorlar? Oysa İbrahim ailesine kitap ve hikmet verdik, onlara büyük hükümranlık bahşettik.

(Gayet’ul Meram s.325’te yer aldığına göre İbn-i Abbas bu ayetin tefsirinde şöyle buyurmuştur: «Bu ayet-i kerime Hz. Muhammed ve Hz. Ali hakkında inmiştir.» Yani Allah’ın bol nimetinden verdiği kimseler Hz. Muhammed ve Hz. Ali’dir. Muhalifler, Allah’ın bol ihsanından nübüvveti Hz. Muhammed’e ve imamet makamını ise Hz. Ali’ye verme­sini çekemiyorlar.)

55- Onlardan kimi ona (İbrahim ailesine) inandı, kimi de yüz çevirdi. Cehennemin alevlenmiş ateşi (yüz çevirenlere) yeter.

56- Doğrusu, ayetlerimizi inkâr edenleri yakında ateşe sokacağız; derileri her yanıp piştiğinde, azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.

57- İman edip salih amelde bulunan­ları içinde temelli ve ebedi kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlere ko­yacağız. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları gölge salan bir gölgeliğe (lezzet ve mutluluk dolu bir hayata) koyacağız.

58- Hiç şüphesiz Allah size, emanet­leri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size pek de güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla gören­dir.

59- Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de (itaat edin). Allah’a ve ahiret gününe iman etmişseniz, bir şey hakkında çekiştiğiniz takdirde onu Allah’a ve peygambere döndürün. Bu, hayırlı ve netice itibarıyla en güzeldir.

(Bu ayet-i kerime Hz. Resulullah’ın İmam Ali’yi Medine’de kendi yerine halife tayin ettiğin­de nazil olmuştur. Allah-u Teâlâ Müslümanlara Peygamber’e ve Peygamber’in kendi yerine bı­raktığı emir sahibi ve halifesine itaat etmelerini ve ona karşı gelmemelerini emretmiştir. Meşhur müfessir Hâkim Haskani, bu ayetin tefsirinde naklet­tiği beş hadiste de ayette geçen «buyruk sahi­bimden maksadın Ali b. Ebi Talib (a.s) olduğunu beyan etmektedir. Tefsir-i Burhan, c.1, s.381-387 ‘de olduğu gibi bazı Ehl-i Sünnet rivayetlerin­de ise Ehl-i Beyt’in (a.s) on iki imamının isimleri tek tek yer almıştır.)

60- Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını zannedenleri görmüyor musun; (bu iddialarına rağmen) tağutun önünde muhakeme edilmelerini istiyorlar. Oysa tağutu inkâr etmekle emr olunmuşlardır. Şüphesiz şeytan on­ları derin bir sapıklıkla saptırmak ister.

61- Onlara, «Allah’ın indirdiğine ve peygambere gelin,» dendiği zaman, münafıkların senden büsbütün yüz çevir­diklerini görürsün.

62- Başlarına kendi işlediklerinden ötürü bir felaket geldiğinde sana gele­rek, biz (muhakeme için tağuta başvurmakla) iyilik etmek ve uzlaştırmaktan başka bir şey dilemedik diye Allah’a yemin ettiklerinde durumları nasıl olur?

63- İşte bunların kalplerinde olanı Allah bilir. Onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver, kendilerine tesirli sözler söyle.

64- Biz her peygamberi ancak, Allah’ın izniy­le, itaat olunması için gönderdik. Onlar (münafık­lar), kendilerine zulüm ettiklerinde, sana gelip Al­lah’tan mağfiret dileseler ve Peygamber de onla­ra mağfiret dileseydi, mutlaka Allah’ı tövbeleri kabul edici ve merhametli bulurlardı.

65- Hayır! Rabbine andolsun aralarında çekiş­tikleri şeylerde seni hakem tayin edip sonra sen verdiğin hükmü içlerinde bir sıkıntı duymadan tamamen teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.

66- Eğer onlara, «Nefislerinizi öldürün» yahut «Memleketinizden çıkın» diye emretmiş olsaydık, pek azından başkaları bunu yapmazlardı. Kendi­lerine verilen öğüdü yerine getirmiş olsalardı, on­lar için hem daha hayırlı hem de (imanlarını) daha pekiştirici olurdu.

67- O zaman onlara kendi katımızdan büyük bir ecir verirdik.

68- Ve onları dosdoğru yola eriştirirdik.

69- Kim Allah’a ve Peygamber’e itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimetine eriştirdiği peygam­berler, dosdoğru olanlar, şahitler ve salihlerle be­raberdirler. Onlar iyi arkadaştırlar!

(Şevahid’ut Tenzil c.l s.153-154, Erceh’ul Metalib s.22, Mizan’ul İ’tidal-i Zehebi s.212 ‘de yer aldığına göre ibn-i Abbas: bu ayetin tefsirinde şöyle demiştir. İşte onlar Allah’ın nimetine eriştirdiği peygamberler, dosdoğru olan­lar, şahitler ve iyilerle beraberdirler ayetinden kasıt, «Ali bin Ebi Talib, Cafer Tayyar, Hamza bin Abdulmuttalib, Hasan ve Hüseyin’dir»)

70- Bu (sevap) Allah’tan bir lütuftur. Bilen olarak Allah yeter.

71- Ey iman edenler! Tedbirinizi (si­lahlarınızı) alın ve bölük bölük veya hep birden savaşa gidin.

72- Şüphesiz sizden bazıları pek ağır davranırlar. Size bir musibet gelirse, «Allah gerçekten bana lütfetti, çünkü onlarla beraber bulunmadım» der.

73- Allah’tan size bir lütuf (ganimet) erişse, sizinle kendi arasında bir dostluk yokmuş gibi, «Keşke onlarla beraber ol­saydım da ben de büyük bir kazanca erişseydim» der.

74- O halde, dünya hayatı yerine ahireti alanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır, öldürülür veya galip gelirse, biz ona büyük bir ecir vereceğiz.

75- Size ne oluyor da «Rabbimiz! Bi­zi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bi­ze tarafından bir veli (koruyucu sahip) gön­der ve bize katından bir yardımcı yolla» diyen zayıf bırakılmış erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda ve Allah yolunda savaşmıyorsunuz?

76- İman edenler Allah yolunda sa­vaşırlar, kâfir olanlar ise tağut yolunda savaşırlar. Şeytanın dostlarıyla savaşın, şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.

77- Kendilerine, «Elinizi savaştan çe­kin, namaz kılın, zekât verin» denenleri görmedin mi? Onlara savaş farz kılındı­ğında, içlerinden bir takımı, Allah’tan korkar gibi, hatta daha çok, insanlardan korkarlar ve «Rabbimiz! Bize savaşı niçin farz kıldın, neden bizi yakın bir zamana kadar ertele­medin?» derler. De ki: «Dünya metası azdır; ahiret, takva sahibi kimse için daha hayırlıdır. Size bir hurma çekirdeğindeki ip ince bir iplik (zerre) kadar bile zulmedilmez.»

78- Nerede olursanız olun, sağlamlaştırılmış yüksek şatolar içinde olsanız bile, ölüm size yetişecektir. Onlara bir iyilik gelirse, «Bu Allah’tan­dır» derler. Bir kötülüğe uğrarlarsa, «Bu, senin tarafındandır» derler. De ki: «Hepsi Allah’tandır.» Bunlara ne oluyor da hiçbir sözü anlamaya yanaş­mıyorlar?

79- Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir. Seni insanlara peygamber gönderdik, şahit olarak Allah yeter.

80- Peygambere itaat eden, şüphesiz Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse (bilsin ki), biz se­ni onlara koruyucu olarak göndermedik.

81- (Yüzüne karşı) İtaat derler, fakat senin ya­nından çıktıklarında, içlerinden bir takımı, gece­leyin senin dediklerinden başka bir şey kurarlar. Allah gece tasarladıklarını yazmaktadır. Onlardan yüz çevir, Allah’a güven, vekil olarak Allah yeter.

82- Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Eğer o Al­lah’tan başkasından gelseydi, onda çok aykırılık­lar bulurlardı.

83- Onlara güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu yayarlar; hâlbuki o haberi peygambere veya kendilerinden emir sahibi olan­lara götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya kadir olanlar onu (doğru mu yalan mı olduğunu) bilirdi. Allah’ın size lütuf ve rahmeti olmasaydı, pek azınız müstesna, şeytana uyardınız.

84- Allah yolunda savaş. Sen ancak kendinden sorumlusun. İman edenleri (de cihada) teşvik et. (Böylece) Allah’ın, kâ­firlerin şerrini önlemesi umulur. Al­lah’ın gücü de ibret alınacak cezası da pek şiddetlidir.

85- Her kim güzel bir şefaatte bulu­nursa ona ondan bir nasip olur, her kim de kötü bir şefaatte bulunursa ona da ondan bir nasip olur Allah her şeyin üzerinde koruyucudur.

86- Bir selam ile selamlandığınız za­man, ondan daha iyisiyle selam verin veya aynısı ile karşılık verin. Allah şüp­hesiz her şeyin hesabını gereği gibi ya­pandır.

87- Allah, O’ndan başka ilah yoktur, geleceğinde şüphe olmayan kıyamet gü­nü, sizi mutlaka toplayacaktır. Allah’tan daha doğru sözlü kimdir?

88- Size ne oldu da münafıklar hak­kında iki gruba ayrıldınız? Oysa Allah, onları kazandıkları dolayısıyla alaşağı etmiştir. Allah’ın saptırdığını hidayete eriştirmek mi istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa, artık sen ona kesin olarak bir yol bulamazsın.

89- Onlar, kendileri küfre saptıkları gibi, keşke siz de küfre sapsanız da eşit olsanız isterler. Allah yolunda hicret etmedikçe onlardan dost edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse onları tutun, bul­duğunuz yerde öldürün. Onlardan dost ve yardımcı edinmeyin.

90- Ancak sizinle aralarında anlaşma bulunan bir kavme sığınanlar veya ne sizinle ne de kendi kavimleriyle savaşmak iste­mediklerinden göğüsleri daralarak size gelenler bundan müstesnadır. Eğer Allah dileseydi, bunla­rı size Musallat eder ve bunlar da sizinle savaşır­lardı. O halde, onlar sizden uzak durur, sizinle savaşmazlar ve size barış teklif ederlerse, artık Al­lah onlara saldırmak için size yol vermez.

91- Diğer bir takımını da (Aftan veya Esed oğulları gibi) hem sizden emin kalmak hem de kendi kav­minden güven içinde olmayı ister halde bulacak­sınız. Fitneye (inkâra) her döndürüldüklerinde ise hemen baş aşağı ona daldırılırlar. Eğer size uzak durmazlar, barış teklif etmezler ve sizden çekmezlerse onları yakalayın, bulduğunuz yerde öldürün. İşte onların aleyhine size apaçık bir delil verdik.

92- Bir mü’minin diğer mü’mini yanlışlık dışın­da öldürmesi asla caiz değildir. Bir mü’mini yan­lışlıkla öldürenin, bir mü’min köleyi azat etmesi ve öldürülenin ailesi bağışlamadığı takdirde, ona diyet ödemesi gerekir. Eğer o mü’min, size düş­man bir topluluktan ise mü’min bir köleyi azat et­mek gerekir. Şayet aranızda anlaşma olan bir millettense, ailesine diyet ödemek ve mü’min bir kö­leyi azat etmek gerekir. Bulamayana, Allah tara­fından tövbesinin kabulü için, ardı ardına iki ay oruç tutmak gerekir. Allah bilendir, hikmet sahibi­dir.

93- Kim bir mü’mini kasten öldürürse cezası, içinde temelli kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, lanetlemiş ve ona büyük azap hazır­lamıştır.

94- Ey iman edenler! Allah yolunda harekete geçtiğiniz zaman, her şeyi iyi­ce araştırın. Size Müslüman olduğunu bildirene, dünya hayatının geçici men­faatini dileyerek, «Sen iman etmiş değil­sin» demeyin. Asıl çok ganimet, Allah katındadır. Bundan önce siz gerçekten böyle idiniz. Allah size iyilikte bulundu, (o halde) iyice araştırıp anlayın, Allah yaptıklarınızdan gerçekten haberdardır.

95- Mü’minlerden özür sahibi olanlar dışında oturanlarla, malları ve canlarıy­la Allah yolunda cihat edenler eşit ol­maz. Allah, malları ve canlarıyla cihat edenleri derece bakımından oturanlar­dan üstün kıldı. Gerçi Allah hepsine de güzellik (cennet) vaat etmiştir; ama mü­cahitleri oturanlardan çok büyük bir ecirle üstün kılmıştır.

96- (Bu ecir) Kendinden (onlara) dere­celer bağışlama ve rahmettir. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.

97- Melekler kendilerine zulüm edenlerin canlarını aldıkları zaman onlara, «Ne işte idiniz?» deyince, «Biz yeryüzünde zayıf bırakılmış kimselerdik» derler. Melekler de «Allah’ın arzı geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!» cevabını verecekler. İşte onların varacakları yer cehennemdir. Orası pek de kötü dönülecek yerdir!

98- Ancak erkeklerden ve kadınlardan ve ço­cuklardan zayıf bırakılıp da hiçbir çareye güçleri yetmeyenler ve (hicret için) bir yol bulamayanlar müstesnadır.

99- İşte Allah’ın bunları affetmesi umulur. Al­lah affedendir, bağışlayandır.

100- Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryü­zünde gidecek çok yer ve genişlik bulur. Her kim Allah’a ve peygambere hicret etmek maksadıyla evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse, onun ecrini vermek Allah’a düşer. Allah bağışlayıcı ve merhamet edicidir.

101- Yeryüzünde yolculuk ettiğinizde kâfirlerin size bir kötülük yapmasından korkarsanız, namazı kısaltmanızda size bir günah yoktur. Zira kâfirler, size apaçık düşmandırlar.

102- Sen içlerinde olup da onlara namaz kıldırdığın zaman, bir kısmı seninle beraber namaza dursun ve silahlarını da yanlarına alsınlar; secdeyi yaptıktan sonra onlar arkanıza (düşmanın karşısına) geçsinler; kılmayan öbür grup gelsin, seninle beraber kılsınlar, tedbirli olsunlar, silahlarını alsınlar. Küfre sapanlar, size ansızın bir baskın düzenlemek için, silah ve eşyanızdan gaflet etmenizi dilerler. Yağmurdan zarar görecekseniz veya hasta olursanız, silahlarınızı bırakmanıza engel yoktur, fakat tedbirli olun. Şüphesiz Allah küfre sapanlar için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.

103- Namazı bitirdiğinizde; Allah’ı ayakta iken, otururken, yan yatarken de anın. Emniyete kavuştuğunuzda, namazı (dosdoğru) kılın. Namaz şüphesiz, iman edenlere belirli vakitlerde farz kılınmıştır.

104- Düşman birliklerini takip et­mekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı çekiyorsanız, şüphesiz onlar da tıpkı sizin gibi acı çekiyorlar. Oysa siz Al­lah’tan, onların ümit etmedikleri birçok şeyleri umuyorsunuz. Allah, her şeyi bi­lendir, hikmet sahibidir.

105- Doğrusu, insanlar arasında Al­lah’ın sana gösterdiği gibi hükmedesin diye kitabı sana hak olarak indirdik; (o halde sakın) hainlerden taraf olma.

106- Allah’tan mağfiret dile. Allah bağışlayıcı ve merhamet edicidir.

107- Kendilerine hainlik edenleri sa­vunma. Şüphesiz Allah, hainlik eden günahkârları sevmez.

108- İnsanlardan gizlerler de Allah’tan gizlemezler. Hâlbuki Allah’ın razı olmayacağı sözü, geceleyin uydurup düzdükleri zaman da Allah onlarla beraberdir. Allah yapacakları her şeyi kuşatandır.

109- Haydi, siz dünya hayatında onları savunuverdiniz (diyelim). Ama kıyamet günü onları Allah’a karşı kim savunacak ve onların üzerine kim vekil olacaktır?

110- Kim kötülük işler veya kendine zulüm eder de sonra Allah’tan bağışlanma dilerse, Al­lah’ı mağfiret ve merhamet sahibi olarak bulur.

111- Kim günah işlerse, bunu ancak kendi aleyhine yapmış olur. Allah bilendir, hikmet sahi­bidir.

112- Kim yanılır veya suç işler de sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, büyük bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.

113- Eğer sana Allah’ın lütfü ve rahmeti olma­saydı, onlardan bir takımı seni sapıtmaya çalışırdı. Hâlbuki onlar kendilerinden başkasını saptır­mazlar, sana da bir zarar veremezler. Allah sana kitap ve hikmet indirmiş, sana bilmediğini öğret­miştir. Allah’ın sana olan lütfü pek büyüktür.

114- Ancak bir sadaka vermeyi veya iyilikte bulunmayı ya da insanların arasını düzeltmeyi emredenler dışında, onların gizli toplantılarının çoğunda hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, yakında ona bü­yük bir mükâfat vereceğiz.

115- Doğru yol kendisine apaçık belli olduktan sonra kim peygambere muhalefet eder ve iman edenlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu sevdiği şeye doğru döndürür ve cehenneme soka­rız. Orası pek de kötü bir dönüş yeridir!

116- Şüphesiz Allah, kendisine şirk koşulması­nı asla bağışlamaz, bundan düşüğünü dilediğine bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse derin bir sapık­lığa sapmış olur.

117- Onlar Allah’ı bırakıp sadece bir takım zayıf varlıklara yalvarır ve hiç bir faydası olmayan şeytana yakarırlar.

118- Allah onu (şeytanı) lanetlemiş, o da «Elbette senin kullarından belli bir pay edineceğim» demiştir.

119- «Onları mutlaka saptıracağım, muhakkak onlara boş kuruntular kurdu­racağım, mutlaka onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar ve yine mutlaka onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler» (de­di). Kim Allah’ı bırakıp şeytanı veli edi­nirse şüphesiz açıktan açığa hüsrana uğramıştır.

120- Şeytan onlara (bir takım hayali şey­ler) söz veriyor ve onları kuruntulara düşürüyor. Hâlbuki şeytanın onlara söz vermesi aldatmacadan başka bir şey değildir.

121- İşte onların varacağı yer cehen­nemdir. Oradan, kaçacak yer de bulama­yacaklardır.

122- İman edip salih amellerde bulu­nanları, Allah’ın gerçek bir sözü olarak, içinde temelli ve ebedi kalacakları, alt­larından ırmaklar akan cennetlere koya­cağız. Allah’tan daha doğru sözlü kim vardır?

123- Bu (ilahi vaat), sizin kuruntuları­nıza ve kitab ehlinin kuruntularına göre değildir. Kim kötülük yaparsa cezasını görür, kendisine Allah’tan başka ne bir veli ve ne de bir yardımcı bulur.

124- Erkek veya kadın, mümin olarak kim salih ameller işlerse, işte onlar cennete girerler ve kendilerine bir hurma çekirdeğinin sırtındaki tomurcuk (zerre) kadar zulmedilmez.

125- İyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden ve hanif (tevhidi) olan İbrahim’in dinine uyandan, din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah İbra­him’i dost edinmişti.

126- Göklerde olanlar da yerde olanlar da Al­lah’ındır. Allah her şeyi kuşatıcı olandır.

127- Kadınlar hakkında senden fetva isterler. De ki: Onlar hakkındaki fetvayı size Allah veri­yor. (Aynı şekilde) kitapta size okunan ayetlerde ken­dileri için yazılmış olanı (mirası) kendilerine vermediğiniz ve nikâhlamayı istemediğiniz kızlar, zayıf bırakılmış çocuklar ve bir de yetimlere adaletle davranmanız hakkında (fetvayı da size Allah veriyor). Sizin her yaptığınız iyiliği muhakkak Allah bilir.

128- Eğer kadın, kocasının dik kafalılığından veya yüz çevirmesinden endişe ederse, aralarında anlaşmaya çalışmalarında kendilerine bir günah yoktur. Anlaşmak daha hayırlıdır. Nefisler cimri­liğe eğilimlidirler. Eğer iyi davranır ve (eşlerinizden yüz çevirmekten) sakınırsanız bilin ki, Allah yaptıkla­rınızdan şüphesiz haberdardır.

129- Kadınlar arasında adaleti sağlamaya ne kadar tutkulu olsanız da buna güç yetiremezsiniz; bari bir tarafa kalben tamamen meyledip de diğe­rini askıya alınmış (kocasız kalmış) gibi bırakmayın. Uzlaşır ve (askıya almaktan) sakınırsanız (bilin ki) Al­lah şüphesiz bağışlayıcı ve merhamet edicidir.

130- Ayrılırlarsa, Allah her birini (rahmetinin) genişliğiyle (daha iyi bir eşle) ihtiyaçsız kılar. Allah (her şeyi) kuşatandır, hikmet sahibidir.

131- Göklerde olanlar da yerde olan­lar da Allah’ındır. Hiç şüphesiz sizden önce kitap verilenlere ve size, Allah’tan sakınmanızı tavsiye ettik. Eğer küfre saparsanız (bilin ki), göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Allah hiç bir şe­ye ihtiyacı olmayan, övgüye layık olan­dır.

132- Göklerde olanlar da yerde olan­lar da Allah’ındır. Vekil (bütün bunları yö­netici) olarak Allah yeter.

133- Ey insanlar! Allah dilerse sizi giderir, başkalarını getirir. Allah, buna gücü yetendir.

134- Dünya sevabını kim isterse, (bil­sin ki), işte dünya ve ahiretin sevabı Al­lah’ın katındadır. Allah işiten ve gören­dir

135- Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutan ve kendiniz, ana babanız ve yakın akrabanız aleyhine de olsa, yalnız Allah için şahitlik eden kimseler olunuz. İster­se onlar zengin veya fakir bulunsun, Al­lah ikisine (sizden) daha önceliklidir. Nef­sinizin arzusuna uyarak adaletten sap­mayın. Eğer (şahitlik ederken) dilinizi eğip bükerseniz (yalan söylerseniz) veya (şahitlik­ten) çekinirseniz, şüphesiz Allah yaptık­larınızdan haberdardır.

136- Ey iman edenler! Allah’a, elçisi­ne, elçisine indirdiği kitaba ve daha ön­ce indirdiği kitaba iman edin. Kim Al­lah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygam­berlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, şüphesiz derin bir sapıklığa sapmış olur.

137- Doğrusu iman edip sonra küfre sapanları, sonra iman edip tekrar küfre sapanları, sonra da küfürleri artmış olanları Allah ne bağışlayacak, ne de doğru yola hidayet edecektir.

138- Münafıklara, kendilerine elem verici bir azap olduğunu müjdele.

139- Onlar, iman edenleri bırakıp da kâfirleri dost edinirler. İzzeti onların yanında mı arıyorlar. Şüphesiz izzet bütünüyle Allah’ındır.

140- O (Allah), şüphesiz size kitapta, «Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, onlar bir başka söze geçmedikleri sürece onlarla oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz» diye indirdi. Doğrusu Allah münafıkları ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.

141- Onlar ki sizi gözetleyip dururlar (fırsat kol­larlar), size Allah’tan bir fetih (zafer ve ganimet) gelir­se, «Sizinle birlikte değil miydik?» derler. Ama kâfirlere bir pay düşerse, «Biz (akıl vererek) size üs­tün gelmedik mi ve sizi mü’minlerden (dinlerine gir­mekten) engellemedik mi?» derler. Allah, kıyamet günü aranızda hükmedecektir. Allah, mü’minlerin aleyhine, kâfirlere asla bir yol vermez.

142- Doğrusu münafıklar (sözde), Allah’ı aldat­mak isterler. Oysa O, onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman, üşenerek kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı pek az anarlar.

(Allah’ın münafıkları aldatması demek, onlara süre tanı­ması, sapıklıklarıyla baş başa bırakmasıdır. Yani Allah kendi­lerine gelmelerini sağlayacak bir musibetle onları uyarmaz. Gözlerini açacak bir felaketle onları uyandırmaz. Uçurumdan aşağı düşene kadar kendi hallerinde bırakır.)

143- Ne onlarla, ne de bunlarla, ikisi (imanla küfür) arasında bocalayıp durmak-talar. Allah’ın saptırdığı kimseye yol bulamazsın.

144- Ey iman edenler! Müminleri bı­rakıp kâfirleri veliler edinmeyin. Kendi aleyhinize Allah’a apaçık bir delil ver­mek mi istiyorsunuz?

145- Doğrusu münafıklar ateşin en alt tabakasındadırlar. Onlara yardımcı bulamazsın.

(Tarih-i ibni Esakir c.2 s.253’te Ahmed b. Hanbel’in rivayetine göre Hz. Muhammed (s.a.a) şöyle buyurmuştur: «Ey Ali, seni ancak mümin se­ver ve ancak münafık buğz eder» Menakib-u ibn-i Meğazili s.66’da yer aldığına göre ise Hz. Mu­hammed (s.a.a) mezkûr ayeti okuduktan sonra şöyle buyurmuştur: «Vay Ehl-i Beyt’ime haksızlık eden kişiye! Böyle kimseler, münafıklarla beraber cehennemin en alt tabakasında cezalandırılacak­tır»)

146- Ancak tövbe edenler, nefislerini ıslah edenler, Allah’a sarılanlar ve din­lerini Allah için hâlis kılan kimseler müstesna. İşte onlar iman edenlerle be­raberdirler ve Allah yakında mü’minlere büyük bir ecir verecektir.

147- Eğer şükreder ve iman ederse­niz, Allah ne diye sizi cezalandırsın ki? Allah şükrün karşılığını veren ve bilen­dir.

148- Allah, zulme uğrayan kimse dı­şında, kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez. Allah şüphesiz işiten ve bilen­dir.

149- Bir iyiliği açığa vurur veya giz­ler ya da bir kötülüğü affederseniz, (bilin ki) Allah da mutlaka affedendir, güç yetirendir.

150- Şüphesiz Allah’ı ve peygamber­lerini inkâr eden, Allah’la peygamberle­ri arasını ayırmak isteyen, «Bir kısmına iman eder bir kısmını inkâr ederiz» di­yen ve ikisi arasında bir yol tutmak iste­yenler (yokmu)

151- İşte onlar gerçek kâfirlerdir. Biz kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.

152- Allah’a ve peygamberlerine iman edip onlardan hiç birini diğerlerinden ayırmayanlar (var ya), işte onlara Allah ecirlerini vere­cektir. O, bağışlayıcı ve merhamet edicidir.

153- Kitap ehli, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler. Şüphesiz Musa’dan bun­dan daha büyüğünü istemişlerdi ve «Bize Allah’ı apaçık göster» demişlerdi. (Bu) Zulümlerinden ötürü onları yıldırım çarpmıştı. Apaçık belgeler kendilerine geldikten sonra da buzağıyı ilah ola­rak benimsediler, fakat (tövbe edince) biz bunu affettik ve Musa’ya apaçık bir üstünlük verdik.

154- (Muhalefet ettikleri) Sözleşmelerine karşı Tur dağını üzerlerine yükselttik de onlara, Kapıdan secde ederek girin dedik ve Cumartesi günü aşırı gitmeyin uyarısında bulunduk da ondan (bu hususta) sağlam bir söz aldık.

155- Onların kendi sözlerini bozmaları, Allah’ın ayetlerine karşı küfre sapmaları, peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve «Kalplerimiz örtülüdür» demeleri nedeniyle (onlara çeşitli belalar verdik). Evet, Allah, küfürleri dolayısıyla kalplerini mühürlemiştir de pek azı dışında iman etmezler.

156- Ve (bir de) küfre sapmalarından, Meryem’e büyük bir iftirada bulunmalarından ötürü.

157- Ve (birde), «Allah’ın elçisi Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük» demelerinden ötürü. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar, fakat (öldürdükleri kişi) kendileri için (İsa’ya) benzetildi. Onun hakkın­da ihtilafa düşerler. Ondan yana şüphe içindedir­ler. Bu husustaki bilgileri ancak zanna uymaktan ibarettir ve kesin olarak onu öldürmediler.

158- Bilakis Allah onu kendi katına yükseltti. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.

159- Ehl-i kitaptan her biri, ölümünden önce ona (İsa’ya) muhakkak iman edecektir. O (İsa), kıyamet günü onların aleyhine şahitlik edecektir.

(Kitap ehlinden herkes ölmeden önce son ne­fesinde, hakikatleri gözleriyle keşfettiği son anla­rında, Hz. İsa’nın Allah, Allah’ın oğlu, üçün üçün­cüsü veya hâşâ gayr-i meşru olmadığını anlaya­cak, onun Allah’ın kulu ve peygamberlerinden bi­ri olduğuna yakin edecektir.)

160- Yahudi olanların zulümleri ve birçok kimseleri Allah yolundan alıkoymalarından dolayı, (önceleri) kendilerine helal kılınmış temiz şeyleri onlara haram kıldık.

161- Ondan nehyedildikleri halde fa­iz almaları ve insanların mallarını hak­sız yere yemeleri sebebiyle (kendilerine he­lal kılınan temiz şeyleri haram kıldık). Onlar­dan küfre sapanlara, elem verici azap hazırlamışızdır.

162- Fakat onlardan ilimde derinleş­miş olanlara, sana indirilene ve senden önce indirilene iman eden müminlere, namaz kılanlara, zekât verenlere ve Al­lah’a ve ahiret gününe iman edenlere, elbette büyük ecir vereceğiz.

163- Nuh’a ve ondan sonraki pey­gamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyub’a, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a da vahyettik. Davud’a da Zebur verdik.

164- Peygamberlerden bir kısmını daha önce sana anlatmış, bir kısmını da anlatmamıştık ve Allah, Musa ile açık bir şekilde (aracısız) konuştu.

165- Peygamberler müjdeciler ve uyarıcılar olarak (gönderilmiştir) ki insan­ların peygamberlerden sonra Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah izzet ve hikmet sahibidir.

166- Fakat Allah sana indirdiğine şahitlik eder; onu kendi ilmi ile indirdi. Melekler de (buna) şa­hitlik ederler ve şahit olarak Allah kâfidir.

167- Küfre sapanlar ve Allah yolundan alıko­yanlar, şüphesiz derin bir sapıklığa sapmışlardır.

168- Küfre sapanlara ve zulmedenlere gelince, Allah şüphesiz onları bağışlamaz ve onları bir yo­la iletecek de değildir.

169- Ancak onda temelli kalmak üzere cehen­nem yoluna (iletecektir). Bu, Allah’a kolaydır.

170- Ey insanlar! Peygamber Rabbinizden size gerçekle geldi, iman edin, bu sizin hayrınıza Küfre saparsanız (bilin ki), şüphesiz göklerde yerde olanlar Allah’ındır. Allah bilendir, hikmet sahibidir.

171- Ey kitap ehli! Dininizde taşkınlık etme­yin. Allah hakkında ancak gerçeği söyleyin. Mer­yem oğlu İsa Mesih, Allah’ın peygamberi, Mer­yem’e ilka ettiği kelimesi ve kendinden bir ruhtur. Allah’a ve peygamberlerine iman edin, «(Allah) Üçtür» demeyin, (bu sözden) vazgeçin, bu hayrınızadır. Allah ancak bir tek ilahtır, çocuğu olmaktan münezzehtir, göklerde olanlar da yerde olanlar da O’nundur. Vekil olarak Allah yeter.

172- Mesih de, yakınlaştırılmış melekler de Al­lah’a kul olmaktan asla çekinmez. Kim O’na kul­luktan çekinir ve büyüklük taslarsa (bilsin ki), O, hepsini huzuruna toplayacaktır.

173- Ama iman edenlere ve salih amellerde bu­lunanlara gelince, (Allah mutlaka onların) ecirlerini ödeyerek onlara olan bol nimetini daha da artıracaktır. Ama ibadet etmekten çekinenleri ve büyüklük taslayanları elem verici bir azaba uğratacaktır. Onlar kendilerine Allah’tan başka bir veli ve yardımcı bu­lamazlar.

174- Ey insanlar! Rabbinizden size açık bir delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik.

175- Allah kendisine iman edenleri ve kitabına sarılanları ise rahmetine ve bol nimetine kavuşturacak, onları ken­disine doğru (giden) dosdoğru yola erişti­recektir.

176- Senden (babası ve çocuğu bulunma­yanların mirası hakkında) fetva isterler. De ki: «Allah size babası ve çocuğu bulun­mayanlar hakkında şöyle fetva veriyor: Şayet çocuğu olmayıp bir kız kardeşi bulunan kimse ölürse, bıraktığının yarı­sı kız kardeşe kalır. Fakat kız kardeşinin çocuğu yoksa kendisi ona tümüyle varis olur. Eğer iki kız kardeş kalmışsa, bırak­tığının üçte ikisi onlaradır. Eğer miras­çılar erkek ve kadın kardeşlerse, erkeğe, iki dişinin hissesi kadar düşer. Doğru yoldan saparsınız diye Allah size (hüküm­lerini iste böyle) açıklıyor.» Allah her şeyi bilendir.

Bana whatsapptan ulaş mı diyorsun? Numaranı bırak