1. Ahzab Suresi

(Medine’de nazil olmuştur ve 73 ayettir. «Ahzâb», «hizb»in çoğuludur. Topluluk, gurup, bölük, parti gibi manalara gelir. Her gün alışıldık olarak devam edilen dua demetine, Kur’an cüzünün dört­te birine de hizip denir. Bu surede, Müslümanlara karşı savaşmak üzere birleşen Arap kabilelerin­den bahsedildiği için, bu isim verilmiştir. Rivayete göre, bir takım ileri gelen müşrikler «Uhud» sava­şından sonra Medine’ye gelmişler, münafıkların lideri Abdullah b.Übeyy’in evine misafir olmuşlardı. Hz. Peygamber bunlara, kendisiyle görüş­mek üzere emân vermişti. Bu görüşme esnasında Resûlullah’a, «Sen bizim taptıklarımızı diline do­lamaktan vazgeç, «onlar menfaat sağlayabilir, şe­faat edebilir» de, biz de seni Rabbinle baş başa bı­rakalım» dediler. Orada bulunan Müslümanların canları sıkıldı, onları öldürmek istediler. Bunun üzerine, verilmiş olan amânın bozulması konusun­da Allah’tan korkmalarını ve küfre sapanlar ile münafıkların sözlerine boyun eğmemelerini Resûlullah’ın şahsında mü’minlerden isteyen 1. Ayet nazil oldu.) 

Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla

1- Ey Peygamber! Allah’tan sakın, kâfirlere ve münafıklara itaat etme. Şüphesiz Allah bilendir, hikmet sahibi­dir.

2- Ve sana Rabbinden vahyedilene uy. Şüphesiz Allah, yapmakta oldukları­nızdan en iyi biçimde haberdardır.

3- Allah’a tevekkül et; vekil olarak Allah yeter.

4- Allah, bir adamın kendi (göğüs) boşluğu içinde iki kalp kılmadı ve ken­dilerini annelerinize benzeterek yemin konusu yaptığınız (ziharda bulunduğunuz) eşlerinizi de sizin anneleriniz yapmadı,evlatlıklarınızı da sizin (öz) çocuklarınız saymadı. Bu, sizin (yalnızca) ağzınızla söylemenizdir. Allah ise, hakkı söyler ve (doğru olan) yola yöneltip iletir.

5- Onları (evlat edindiklerinizi) babalarına nispet ederek çağırın; bu, Allah katında adalete daha uy­gundur. Eğer babalarını bilmiyorsanız, artık onlar, dinde sizin kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Hata olarak yaptıklarınızda ise, sizin için bir sakınca (bir vebal) yoktur. Ancak kalplerinizin kasıt gözete­rek (taammüden) yaptıklarında (bir vebal) vardır. Al­lah, bağışlayandır, esirgeyendir.

6-  Peygamber, mü’minler için kendi nefislerin­den daha evladır ve onun zevceleri de onların an­neleridir. Rahim sahipleri (akrabalar) ise, Allah’ın kitabında birbirlerine (miras bakımından) öteki mü’­minlerden ve muhacirlerden daha yakındır. Anca dostlarınıza bir maruf (uygun bir vasiyet) yapmanı müstesnadır. İşte bu, kitapta yazılıdır.

7- Hani biz peygamberlerden kesin sözlerini almıştık; senden, Nuh’tan, İbrahim’den, Mu­sa’dan ve Meryem oğlu İsa’dan. Biz onlardan sa­pasağlam bir söz almıştık.

8- Allah (bu sözü), doğrulardan doğruluklarını sormak ve kâfirlere elim bir azap hazırlamak için almıştır.

9- Ey iman edenler! Allah’ın sizin üzerinizde­ki nimetini hatırlayın. Hani size ordular gelmişti; böylece biz de onların üzerine, bir rüzgâr ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik. Allah, yap­makta olduklarınızı görendir.

10- Hani onlar, size hem üstünüzden, hem alt tarafınızdan gelmişlerdi; gözler de kaymış, yürekler gırtlağa gelip dayanmıştı ve siz Allah hakkında da (bir takım) zanlarda bulunuyordunuz.

11- İşte orada, iman edenler deneme­den geçirilmiş ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsıntıya uğratılmışlardı.

12- Hani münafık olanlar ve kalple­rinde hastalık bulunanlar, «-Allah ve Re­sulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vaat etmedi» diyorlardı.

13- Onlardan bir grup da hani şöyle demişti: «Ey Yesrib (Medine) halkı! Artık sizin için (burada) kalacak yer yok, o hal­de dönün.» Onlardan bir topluluk da, «Gerçekten evlerimiz açıktır» diye pey­gamberden izin istiyordu; oysa evleri açık değildi. Onlar yalnızca kaçmak is­tiyorlardı.

14-Eğer onlara (şehrin her) tarafından (düşmanlarca) girilseydi sonra da kendile­rinden fitne (dinden dönmeleri) istenmiş olsaydı, hemen bunu yapar ve bunda pek az (uzak) dururlardı.

15-Oysa şüphesiz onlar, daha önce arkalarını dönüp kaçmayacaklarına dair Allah’a söz vermişlerdi; Allah’a verilen söz ise, mutlaka sorulacaktır.

16-De ki: «Eğer ölümden veya öldü­rülmekten kaçıyorsanız, kaçış size kesin olarak bir yarar sağlamaz; (eceliniz gelme­diğinden yaşadığınız) o zaman bile, pek az (bir zaman) dışında faydalandırılmazsı­nız.»

17- De ki: «Size bir kötülük isteyecek olsa, sizi Allah’tan koruyacak veya size bir rahmet isteyecek olsa (buna engel ola­cak) kimdir?» Onlar, kendileri için Al­lah’ın dışında ne bir veli, ne de bir yar­dımcı bulamazlar.

18- Gerçekten Allah, içinizden (cihat­tan) alıkoyanları ve kardeşlerine, «Bize gelin» diyenleri bilmektedir. Bunlar, pek azı dışında zorlu savaşlara gelmezler.

19- (Geldiklerinde de) Size karşı cimri ve bencildirler. Şayet korku gelecek ol­sa, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş kimseler gibi gözleri dönerek onların sana bakmakta olduklarını görürsün. Korku gidince de hayra (ganimetlere) kar­şı oldukça düşkünlük göstererek sizi keskin dilleriyle karşılarlar. İşte onlar iman etmemişlerdir; böylece Allah onların yap­makta olduklarını boşa çıkarmıştır. Bu iseAllah’a göre pek kolaydır.

20- Onlar (korkudan hala düşman) birliklerin git­mediklerini sanıyorlardı. Eğer (düşman) birlikler gelecek olsa, çölde bedevi Araplar arasında olup sizin haberlerinizi (oradan) sormayı arzularlar. Za­ten içinizde olsalar, ancak pek azı savaşırlar.

21- Şüphesiz, sizin için, Allah’ı ve ahiret günü­nü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Al­lah Resulü’nde güzel bir örnek vardır.

22-Mü’minler (düşman) birliklerini gördükleri zaman ise (korkuya kapılmadan) dediler ki: «-Bu, Al­lah’ın ve Resulü’nün bize vaat ettiği şeydir; Allah ve Resulü doğru söylemiştir.» Ve (bu), yalnız onların imanlarını ve teslimiyetlerini arttırdı.

23- Mü’minlerden Allah’a verdikleri ahde sada­kat gösteren erler vardır; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirmiş (şehit düşmüş), kimi de bek­lemektedir. Onlar hiçbir şekilde (verdikleri sözlerini)değiştirmemişlerdir.

24- Sonunda Allah, doğruları doğrulukları ile mükâfatlandıracak, münafıklara da dilerse azap edecek yahut da (tövbe ederlerse) tövbelerini kabul edecektir. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirge­yendir.

25-Allah, küfre sapanları kin ve öfkeleriyle geri çevirdi, onlar hiç bir iyiliğe erişemediler. Savaşta Allah, (yardımcı olarak) mü’minlere yetti. Allah kuvvetlidir, güçlü olandır.

26- Kitap ehlinden onlara arka çıkanları da ka­lelerinden indirdi ve onların kalplerine korku düşürdü. Siz (onlardan) bir kısmını öldürü­yordunuz, bir kısmını ise esir alıyordu­nuz.

27- Ve sizi onların topraklarına, yurt­larına, mallarına ve daha ayak basmadı­ğınız (Beni Nadir Yahudilerine ait) bir yere mirasçı kıldı. Allah, her şeye güç yetirendir.

28- Ey Peygamber! Eşlerine de ki: «Eğer siz dünya hayatını ve onun süslü çekiciliğini istiyorsanız, gelin sizi fay­dalandırayım ve sizi güzel bir salıverişle salıvereyim.»

29- «Eğer siz (Peygamber’in eşleri) Al­lah’ı, Resulü’nü ve ahiret yurdunu isti­yorsanız, artık hiç şüphe yok Allah, içi­nizden ihsan sahipleri için büyük bir ecir hazırlamıştır.»

30- Ey Peygamber’in eşleri! Sizden kim açık bir çirkin hayâsızlıkta bulunur­sa, onun azabı iki kat olarak arttırılır. Bu da Allah’a göre pek kolaydır.

31- Ama sizden kim de Allah’a ve Resulü’ne gönülden itaat eder ve salih bir amelde bulunursa, ona da ecrini iki kat veririz ve biz ona yüce bir rızık da hazırlamışızdır.

32- Ey peygamberin eşleri! Siz ka­dınlardan herhangi biri (gibi) değilsiniz; eğer sakınıyorsanız, artık sözü çekici­likle söylemeyin de kalbinde bir hasta­lık bulunan kimse hevese kapılmasın. Sözü ölçülü söyleyin.

33- Evlerinizde oturun, cahiliyet dev­rinde olduğu gibi süslenip çıkmayın. Dosdoğru namazı kılın, zekâtı verin, Al­lah’a ve Resulü’ne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Şüphesiz Allah, (tekvini iradeyle) sa­dece sizden her türlü pisliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.

(Ümmü Seleme anlatıyor: «Ben, Resûlullah’ın (s.a.a) evinin kapısında iken şu ayet nazil oldu: «. Ey Ehl-i Beyt! Şüphesiz Allah, (tekvini iradeyle) sadece sizden her türlü pisliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.» (Ahzab/33). Evde «Resûlullah (s.a.a), Ali, Fatıma, Hasan ve Hüse­yin vardı. Onlara bir örtü bürüdü ve «Allahım! İşte bunlar benim Ehl-i Beyt’imdir, bunlardan gü­nahı gider ve bunları kirlerden tertemiz kıl!» bu­yurdu. Ben atılıp: «Ey Allah’ın Resulü! Ben Ehl-i Beyt’ten değil miyim?» dedim. Bana: «Sen hayır üzeresin, sen Resûlullah’in zevcesisin (ama Ehl-i Beyt’ten değilsin)!» diye cevap verdi.» (Tirmizi, Menakıb, (3870)

Enes anlatıyor: «Ey Ehl-i Beyt! Şüphesiz Al­lah, (tekvini iradeyle) sadece sizden her türlü pis­liği gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.» (Ah­zab/33) ayeti indiğinde Resûlullah (a.s) sabah na­mazına giderken, altı aya yakın bir müddette, Hz. Fatıma’nın kapısına uğrayıp: «Namaza (kalkın) ey Ehl-i Beyt «Allah günahlarınızı giderip sizi ter­temiz yapmak istiyor! » buyurdu.» (Tirmizi, Tefsir, Ahzab, (3204)

Aişe anlatıyor: ««Resûlullah (s.a.a), üzerinde siyah (yünden) nakışlı bir kumaş olduğu halde sa­bahleyin (evden) çıktı. O sırada Hasan geldi, onu örtünün altına aldı. Sonra Hüseyin geldi, onu da örtünün altına aldı. Sonra Fatımageldi, onu da örtünün altına aldı. Sonra Ali geldi onu da örtü­nün altına aldı. Sonra da, «Ey Ehl-i Beyt! Şüphe­siz Allah, (tekvini iradeyle) sadece sizden her tür­lü pisliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister «(Ahzab/33) buyurdu.» (Müslim, Fezailu’s-Saha-be 61, 2424)

Yezid Ibnu Hayyan, Zeyd İbn-i Erkam’dan naklen Resûlullah’in (s.a.a) şöyle buyurduğunu bildiriyor: «Haberiniz olsun! Ben size iki ağırlık (değerli şey) bırakıyorum. Bunlardan biri Allah Teâlâ’nın Kitabı’dır. O, Allah’ın (yerle gök arası­na uzanmış) ipi olup, kim ona tutunursa hidayet üzere olur, kim de onu terk ederse dalâlete düşer. İkincisi itretim, Ehl-i Beyt’imdir.» Biz, Zeyd İbn-i Erkam’a sorduk: «Kadınları da Ehl-i Beyt’inden midir?» O, «Hayır! Dedi, Allah’a yemin olsun, kadın bir müddet erkekle beraber olur. Sonra (ko­cası) onu boşar, o da babasına ve kavmine döner. «Resûlullah’in Ehl-i Beyt’i aslı ve kendinden sonra sadaka haram olan akrabasıdır.» (Müslim, Fezailu’s-Saha-be 37, 2408)

34- Evlerinizde okunmakta olan Allah’ın ayet­lerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah, en in­ce işlerin içini bilen, haberdar olandır.

35- Hiç şüphesiz, Müslüman erkekler ve Müs­lüman kadınlar, mü’min olan erkekler ve mü’min olan kadınlar, gönülden (Allah’a) itaat eden erkek­ler ve gönülden (Allah’a) itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar, sabreden er­kekler ve sabreden kadınlar, saygıyla (Allah’tan) korkan erkekler ve saygıyla (Allah’tan) korkan ka­dınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınla ve ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah’ı çokça zikreden erkekler ve (Allah’ı çokça) zikreden kadınlar (var ya işte), bunlar için Allah, bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır.

36- Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, mü’min olan bir erkek ve mü’min olan bir kadın için o işte (kendi isteklerine göre) seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resulü’ne isyan ederse, artık ger­çekten o, apaçık bir sapıklıkla sapıtmıştır.

(Bu ayet esasınca hiçbir Müslüman fert veya millet, kurum, mahkeme veya parlamento, ya da devletin, Allah ve Re­sulünün hüküm verdiği bir konuda kendi isteğine göre seçme hakkı yoktur. Müslüman olmak, kendi düşünce, davranış ve seçme özgürlüğünü Allah ve Resulüne teslim etmek demektir. Hiçbir makul insan iki karşıt davranışı birleştirmeye kalkmaz. Müslüman kalmak isteyen kimse mutlaka Allah ve Resulünün emrine boyun eğmek zorundadır; boyun eğmeyi istemeyen kimse ise Müslüman olmadığını kabul etmelidir. Eğer bunu da kabul etmezse, ne kadar Müslüman olduğunu haykırsa da, hem Allah hem de insanlar tarafından münafık olarak kabul edilecektir.)

37- Hani sen, Allah’ın kendisine ni­met verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kişiye, «Eşini yanında tut ve Allah’tan sakın» diyordun da insanlar­dan çekinerek Allah’ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun. Oysa Allah, kendisinden çekinmene çok daha layıktı. Artık Zeyd ondan ilişiğini bitirince, evlatlıkları kendileriyle ilişiği­ni bitirdiği (boşadığı) zaman, onlarla evlenme konusunda mü’minler üzerine bir güçlük olmasın diye biz onu seninle ev­lendirdik. Böylelikle Allah’ın emri yeri­ne getirilmiştir.

38- Allah’ın Peygamber’e farz kıldı­ğı şeylerde ona bir güçlük yoktur. Bu, Allah’ın önceden geçmişler hakkındaki sünnetidir. Allah’ın emri belli bir ölçü üzeredir.

39- Onlar (peygamberler)‘, Allah’ın risaletini tebliğ edenler, O’ndan içleri titre­yerek korkanlar ve Allah’ın dışında hiç kimseden korkmayanlardır. Hesap görü­cü olarak Allah yeter.

40- Muhammed şahıslarınızdan hiç birinin babası değildir; ancak o, Al­lah’ın Resulü ve peygamberlerin sonun­cusudur. Allah, her şeyi bilendir.

41- Ey iman edenler! Çokça zikir ile Allah’ı zikredin.

42- Ve O’nu sabah ve akşam tesbih edin.

43- Sizi karanlıklardan aydınlığa çı­karmak için üzerinize rahmetini gönde­ren O’dur. Melekleri de (size istiğfar eder). Allah, müminlere karşı çok merhametli­dir.

(Usd’ul Gabe c.4 s.18, Taberi, Zehair’ul Ukba s.64 ve Menakıb Harezmi s.31-32’de yer aldı­ğına göre Hz. Resûlullah şöyle buyurmuştur: «Melekler bana ve Aliye yedi sene salavat gönder­diler» Ashab, «Neden dolayı eyResûlullah?» diye sorduğunda ise Peygamber şöyle buyurmuştur: «Çünkü Allah-u Teala’nın vahdaniyetini ilk kabul eden ben ve Ali idik.»)

44- O’na kavuşacakları gün, onların dirlik temennileri, «selam dır (esenliktir). Ve O, onlara yüce bir ecir hazırlamıştır.

45- Ey Peygamber! Gerçekten biz se­ni bir şahit, bir müjde verici ve bir uya­rıcı olarak gönderdik.

46- Ve kendi izniyle Allah’a çağıran ve nur saçan bir kandil olarak (gönderdik).

47- Mü’minlere müjde ver; gerçekten onlar için Allah’tan büyük bir lütuf var­dır.

48-  Küfre sapanlara ve münafıklara itaat etme, eziyetlerine de aldırma ve Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.

49- Ey iman edenler! Mü’min kadın­ları nikahlayıp sonra onlara dokunma­dan boşarsanız, bu durumda sizin için üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur. Artık on­ları (yetecek miktarda) yararlandırın ve onları güzel bir salıverişle salıverin.

50- Ey Peygamber! Gerçekten biz senin için hiçbir darlık olmasın diye, ücretlerini (mehirlerini) verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan cariyeleri; amcanın, halalarının ve teyzelerinin seninle bera­ber hicret eden kızlarını, bir de Peygamber’e ken­disini hibe eden ve Peygamberin de kendisini al­mak istediği inanmış kadınları sana helâl kıldık. Bu diğermü’minlere değil, sadece sana mahsus bir ayrıcalıktır. Biz eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri hakkında mü’minlere ne farz kıldığımızı biliyoruz. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

51- Onlardan dilediğini geriye bırakır, diledi­ğini de yanına alırsın. Bıraktığın hanımlarından arzu ettiğini tekrar yanına almanda, senin üzerine bir zorluk (sakınca) yoktur. Böyle yapman; onların mesut olmalarına, üzülmemelerine ve hepsinin senin verdiklerine razı olmalarına daha uygundur. Allah, kalplerinizde olanı bilir. Allah her şeyi bi­len ve yumuşak davranandır.

52- Bundan sonra artık başka kadınlarla evlen­men, elinin altında bulunan cariyeler hariç, güzel­likleri hoşuna gitse bile bunların yerine başka ka­dınlar alman sana helâl değildir. Allah her şeyi gözetler.

53- Ey iman edenler! Siz, yemeğe çağırılma­dıkça Peygamber’in evlerine girmeyin ve (uzun süre oturarak) yemeğin pişmesini gözetlemeyin. Ancak davet edildiğiniz vakit girin. Yeme­ği yediğinizde hemen dağılın, sohbete dalmayın. Gerçekten bu, peygambere eziyet vermekte, fakat O (size bunu söyle­mekten) utanmaktadır. Lakin Allah, hakkı söylemekten çekinmez. Peygamber’in hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır. Sizin Allah Resulünü üzmeniz ve kendisinden sonra onun hanımlarını nikâhlamanız size ebedî olarak (helal) olmaz. Çünkü bu, Al­lah katında büyük (bir günah) sayılır.

(Menakıb-u Harezmi s.31-32 ve Şevahid’ut Tenzil c.2 s.98’de yer aldığına göre Hz. Resûlullah Ali’ye şöyle buyurmuştur: «Kim de sana eziyet ederse, bana eziyet etmiştir.»)

54- Bir şeyi açığa vursanız da saklı tutsanız da; hiç şüphesiz Allah, her şeyi bilendir.

55- Onlar (Peygamber’in eşleri) için babaları, oğulları, kardeşleri, erkek kar­deşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, (mü’mine) kadınları ve sağ elleri­nin malik oldukları (cariyeler ile görüşme) hususunda bir sakınca yoktur. Allah’tan sakının. Hiç şüphesiz Allah, her şeye şa­hit olandır.

56- Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salâvat gönderirler. Ey iman edenler, siz de ona salâvat gönderin ve tam bir teslimiyetle teslim olun.

(Allah’ın Peygamber’ine salât etmesi, «Al­lah, Peygamber’ine karşı çok merhametlidir. Onu över, onun işlerini bereketli kılar, ismini yüceltir ve onun üzerine rahmeti indirir» anlamındadır. Meleklerin salât etmesi ise, «Onlar Peygamber’i (s.a.a) çok severler. Ona en yüce makamları ver­mesi, dininin ve şeriatının gelişmesi ve onu yüksek derecelere ulaştırması için Allah’a dua ederler» anlamındadır. Konunun akışından bu hususa ne­den değinildiği kolayca anlaşılabilir. Bu dönem, bütün İslâm düşmanlarının İslâm’ın başarısını kıskandıkları bir dönemdi. Onu lekeleyerek, onun İslâm ve Müslümanların her gün daha da güçlen­mesine sebep teşkil eden ahlakî mükemmelliğine gölge düşürmeyi planlıyorlardı. Allah bu ayeti gönderdiğinde şartlar böyleydi. Bu ayetle şöyle denilmek isteniyor: «Küfre sapanlar, münafıklar ve müşrikler, Hz. Peygamber’in görevinin başarı­sızlığa uğraması için ona ne kadar iftira atsalar ve gözden düşürmeye çalışsalar da, sonuçta başa­rısızlık ve rezaletle karşılaşacaklardır. Çünkü Ben, Peygamberime karşı merhametliyim ve bütün kâ­inatı idare eden melekler de onun destekleyicileri­dirler. Onun düşmanları onu suçlayıp aşağılaya­rak hiçbir şey elde edemezler, çünkü Ben onun is­mini yüceltiyorum ve melekler de sürekli ona say­gı ve sevgi göstermektedirler. Benim rahmet ve be­reketim onunla birlikte iken ve meleklerim «Ey Âlemlerin Rabbi, Muhammed’i daha yüce ma­kamlara çıkar, onun dinini yay ve geliştir,» diye gece gündüz sürekli dua ederken, onlar, fitne ve tuzaklarıyla Peygamberime hiçbir zarar veremez­ler»)

57- Şüphesiz Allah’a ve Resulü’ne eziyet edenler var ya; Allah onlara dün­yada da ahirette de lanet etmiş ve onlar için aşağılatıcı bir azap hazırlanmıştır.

58- Mü’min erkeklere ve mü’min ka­dınlara işlemedikleri (bir suç) sebebiyle eziyet edenler ise, gerçekten bir iftira ve açık bir günah yüklenmişlerdir.

59- Ey Peygamber! Eşlerine, kızları­na ve mü’minlerin kadınlarına geniş elbiseleriyle üzerlerini tümüyle örtmelerini söyle; onların (özgür ve iffetli) tanınmaları ve eziyet görme­meleri için en uygun olan budur. Allah çok bağış­layandır, çok esirgeyendir.

60- Şüphesiz eğer münafıklar, kalplerinde has­talık bulunanlar ve Medine’de toplumu sarsıcı söylentiler çıkaranlar eğer bundan vazgeçmezler­se, gerçekten seni onlara saldırtırız, sonra orada seninle pek az (bir süre) komşu kalabilirler.

61- Lanete uğratılmışlar olarak nerede ele geçirilirlerse tutulurlar ve kökleri kurutasıya öldürülürler!

62- (Bu,) Daha önceden gelip geçenler hakkın da (uygulanan) Allah’ın sünnetidir. Allah’ın sünnetinde kesin olarak bir değişiklik bulamazsın.

63- İnsanlar sana kıyameti sorarlar, de ki: «Onun bilgisi yalnızca Allah’ın katındadır.» Ne bilirsin; belki kıyamet pek yakın da olabilir!

64- Şüphesiz Allah, kâfirleri lanetlemiş ve on­lar için çılgın bir ateş hazırlamıştır.

65- Orada temelli olarak kalıcıdırlar. Onlar ne bir veli, ne de bir yardımcı bulamayacaklardır.

66-Onların yüzlerinin ateşte evirilip çevrilece­ği gün derler ki: «Eyvahlar bize, keşke Allah’a ita­at etseydik ve peygambere itaat etseydik.»

67-  Derler ki: «Rabbimiz! Gerçekten biz, efen­dilerimize ve büyüklerimize itaat ettik, böylece onlar bizi yoldan saptırmış oldular.»

68- «Rabbimiz! Onlara azaptan iki katını ver ve onlara büyük bir lanet ile lanet et.»

69- Ey iman edenler! Sizler Musa’ya eziyet edenler gibi olmayın! (Onlar eziyet ettiler de) Allah onu onların dediklerinden te­mize çıkardı. O, Allah katında pek itibarlı bir kişi idi.

70- Ey iman edenler! Allah’tan kor­kup sakının ve sağlam söz söyleyin.

71- (Böylece Allah da) Amellerinizi ıslah etsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Resulü’ne itaat ederse, artık o en büyük kurtuluşla kurtulmuştur.

72- Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar. Onu insan yüklendi. Şüphesiz o çok zalim, çok cahildir.

73- (Emaneti sunduğu için de sonunda) Allah, münafık erkeklere ve münafık kadınlara, müşrik erkeklere ve müşrik ka­dınlara azap edecek, iman eden erkeklerin ve iman eden kadınların da tövbesinikabullenecektir. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.

Bana whatsapptan ulaş mı diyorsun? Numaranı bırak