1. Al-i İmran Suresi

     (Medine’de nazil olmuştur ve 200 ayettir. 34-37. ayetlerde Hz. Meryem’in babasının mensup olduğu İmrân ailesinden söz edildiği için sure bu adı almıştır.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla

1-  Elif, Lam, Mim.

2- Allah, O’ndan başka ilah olma­yan, diri ve her an yaratıklarını gözetip durandır.

3- Kendisinden öncekileri onaylayan kitabı, hak olarak sana indirdi. (Nitekim önceden de insanlara yol gösterici olarak) Tev­rat ve İncil’i de indirmişti.

4- Önceden insanlara hidayet olarak (Tevrat ve İncil’i indirmişken, şimdi de), Furkan’ı (hakkı batıldan ayıran Kur’an’ı) İndirdi. Doğrusu Allah’ın ayetlerini inkâr eden­ler için şiddetli bir azap vardır. Allahgüçlüdür, intikam alıcıdır.

5- Şüphesiz gökte ve yerde hiç bir şey Allah’tan gizli değildir.

6- Ana rahminde sizi dilediği gibi şe­killendiren O’dur. O’ndan başka güçlü ve hikmet sahibi bir ilah yoktur

7- Sana kitabı indiren O’dur. Ondan bazısı kitabın temeli olan muhkem ayetlerdir, diğerleri de müteşabihlerdir. Kalplerinde eğrilik olan kimseler, fitne çıkarmak ve tevil et­mek için müteşabih olanlarına uyarlar. Oysa onla­rın tevilini ancak Allah bilir. İlimde derince kök­leşmiş olanlar ise, O’na inandık, (muhkem ve müteşa­bih) hepsi Rabbimizin katındandır derler. Bunu ancak akıl sahipleri düşünebilirler.

(İbn-i Hacer Askalani’nin rivayetine göre Hz. Resulullah şöyle buyurmuştur: «Ben Kur’an’ın inişi hakkında nasıl savaştıysam, Ali’de Kur’an’ın tevili hakkında savaşacaktır.» )

8- Rabbimiz! Bizi doğru yola erdirdikten son­ra kalplerimizi eğriltme ve katından bize rahme bağışla. Şüphesiz çok bağışlayan sensin.

9- Rabbimiz! Doğrusu geleceği şüphe götür­meyen günde, insanları toplayacak olan sensin. Şüphesiz Allah verdiği sözden caymaz.

10-  Şüphesiz küfre sapanlar (var ya), onların malları da, çocukları da kendilerini Allah’tan (ge­lecek azaba karsı) hiçbir şeyden müstağni kılmaz ve onlar ateşin yakıtıdırlar.

11-  (Bunların durumu,) Ayetlerimizi yalanlayan ve Allah’ın da kendilerini günahları yüzünden yakalayıverdiği Firavun ailesinin ve onlardan önceki­lerin durumu gibidir. Allah, cezası çetin olandır.

12- Küfre sapanlara, «Yenileceksiniz, toplanıp cehenneme sürüleceksiniz, orası pek de kötü bir döşektir!» de.

13- (Bedir savaşında) Karşı karşıya gelen iki top­luluğun halinde sizin için ibret vardır; biri Allah yolunda savaşıyordu, diğeri ise kâfirdi. (Bu kâfirler) Karşı tarafı gözleriyle kendilerinin iki misli görüyorlardı.Allah dilediğini yardımıyla destekler. Şüphesiz bunda basiret sahipleri için ib­ret vardır.

14- İnsanlara kadınlardan, oğullar­dan, kantarlarca altın ve gümüşten, alâmetli atlardan, dört ayaklı hayvanlar­dan, ekinlerden (kaynaklanan) şehvetler sevgisi süslü ve çekici kılınmıştır. Bun­lar dünya hayatının nimetleridir, oysa gidilecek yerin güzeli Allah kalındadır.

15- De ki: «Bundan (sevdiklerinizden) daha iyisini size haber vereyim mi? Tak­va sahiplerine Rablerinin katında, altla­rından ırmaklar akan ve onda temelli kalacakları cennetler, tertemiz eşler veAllah’tan bir hoşnutluk vardır.» Allah kullarını hakkıyla görücüdür.

16- Onlar (takva sahipleri), «Rabbimiz! Biz şüphesiz inandık, o halde günahları­mızı bize bağışla ve bizi ateşin azabın­dan koru» derler.

17- (Takva sahipleri) Sabreden, doğru olan, gönülden itaat eden, infakta bulu­nan ve seher vakitlerinde bağışlanma di­leyenlerdir.

18- Allah’tan başka ilâh olmadığına ve işlerinin adalet üzere olduğuna Al­lah’ın kendisi, melekler ve ilim sahiple­ri şahitlik etmişlerdir.  (Evet gerçekten de) O’ndan başka ilâh yoktur. O mutlak güç ve hikmet sahibidir.

19- Allah katında din, şüphesiz İslam’dır. Ancak kitab verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki haset yüzünden ayrılığa düştüler. Allah’ın ayetle­rini kim inkâr ederse (bilsin ki), Allahhesabı çabuk görendir.

20- Eğer seninle tartışmaya girişirlerse, «Ben, bana uyanlarla birlikte kendimi Allah’a teslim et­tim» de. Kendilerine kitab verilenlere ve ümmilere (şirk koşanlara), «Siz de teslim (Müslüman) oldunuzmu?» de. Şayet teslim (Müslüman) olurlarsa hidaye­te ermiş olurlar. Yüz çevirirlerse, sana yalnız teb­liğ etmek düşer. Allah kullarını hakkıyla görendir.

21- Allah’ın ayetlerini inkâr edenlere, haksız yere peygamberleri öldürenlere ve insanlarda adaleti emredenleri katledenlere elem verici azabı müjdele.

22- Onlar dünya ve ahirette işleri boşa çıkacak kimselerdir. Onların hiç yardımcıları da yoktur.

23-  Görmüyor musun o kendilerine kitaptan bir nasip verilmiş olanları? Aralarında hükmetme­si için Allah’ın kitabına davet olunuyorlar da içle­rinden bir kısmı, yüz çevirerek dönüp gidiyor.

24- Bu (amelleri), onların, «Bize ateş sadece sa­yılı bir kaç gün değecektir» demelerindendir. Uy­durup durdukları şeyler, onları dinlerinde yanılt­mıştır.

25- Geleceğinden şüphe olmayan bir günde onları topladığımız ve kendilerine haksızlık yapıl­mayarak herkese kazandığının eksiksiz verildiği zaman, (halleri) nasıl olacak?

26- De ki: «Mülkün sahibi olan Allah’ım! Mül­kü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden çe­kip alırsın; dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın. Bütün iyilikler senin elindedir. Doğrusu sen, her şeye kadirsin.»

27- «Geceyi gündüze, gündüzü gece­ye geçirirsin; ölüden diri, diriden ölü çıkarırsın ve dilediğine hesapsız rızık ve­rirsin.»

28- Müminler, müminleri bırakıp kâ­firleri veliler (yönetici ve önderler) edinme­sinler. Kim böyle yaparsa Allah ile ilişi­ğini kesmiş olur; ancak onlardan sakın­manız hali müstesnadır. Allah sizi ken­disiyle korkutur, dönüş Allah’adır.

29- De ki: «İçinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da Allah onu bilir. Gök­lerde olanları da yerde olanları da bilir. Allah her şeye kadirdir.»

30- Herkes hayırdan her ne yapmış ise onu o gün hazır bulur ve yaptığı kö­tülükle kendi arasında uzun bir mesafe olmasını diler. Allah sizi kendinden sa­kındırır ve Allah kullara karşı şefkatli olandır.

31- De ki: «Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günah­larınızı bağışlasın. Allah affedici ve merhamet edicidir.»

32- De ki: «Allah’a ve Peygamber’e itaat edin.» Yüz çevirirlerse (bilsinler ki), Allah kâfirleri sevmez.

33- Allah, Âdem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini seçip (kendi zamanlarında) âlemlere üstün kıldı.

34- (Onlar fazilet ve takva açısından) Birbi­rinden gelme bir nesildi. Allah işitendir, bilendir.

35- Hani İmran’ın karısı, «Ya Rabbi! Karnımda olanı, her şeyden bağımsız sadece sana ibadet etmek üzere adadım, benden kabul buyur. Doğrusu işiten ve bilen an­cak sensin» demişti.

36-    Onu doğurduğunda, Allah onun ne doğur­duğunu ve (her şeyden bağımsız sadece Allah’a ibadet et­mek hususunda) erkeğin kız gibi (üstün) olmadığını daha iyi bildiği halde, «Ya Rabbi! Kız doğurdum, ben ona Meryem adını verdim, ben onu da soyu­nu da taşa tutulmuş şeytandan sana sığındırırım» dedi.

37-    Rabbi onu güzel bir kabulle karşıladı, onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi ve Zekeriya’yı ondan sorumlu kıldı. Zekeriya mihrapta onun yanına her girişinde yanında bir yiyecek bulurdu. «Meryem! Bu sana nereden geldi?» deyince, o da, «Bu, Allah katındandır» derdi. Doğrusu Allah dilediğine he­sapsız rızık verir.

38- Orada Zekeriya Rabbine dua etti: «Ya Rabbi! Bana kendi katından temiz bir soy bağışla, doğrusu sen duayı işitensin.»

39-  (Zekeriyya) Mihrapta namaz kılarken melek­ler ona seslendiler: «Allah sana; Allah’tan bir ke­limeyi (İsa’yı) onaylayan, önder, çok takvalı ve sa­lihlerden bir peygamber olarak Yahya’yı müjde­ler.»

40- «Ya Rabbi! Ben artık iyice kocamış, karım da kısırken nasıl oğlum olabilir?» dedi. Allah, «Allah dilediğini işte böyle yapar» dedi.

41- «Ya Rabbi! Bana bir alamet ver» (ki bu ilmim yakin ve itminana dönüşsün) dedi. Allah «Alametin, üç gün boyunca işaretle anlaşma dışında insanlarla (dilin tutulacağı için) konuşamamandır. Rabbini çok an, aksam sabah teşbih et» dedi.

42- Hani Melekler şöyle demişti, «Ey Meryem! Şüphesiz Allah seni seçip temizledi. Âlemlerin (mevcut) kadınların­dan seni üstün kıldı.»

43- «Ey Meryem! Rabbine gönülden boyun eğ, secde et, rükû edenlerle bir­likte rükû et.»

44-  Bu, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem’e hangisi kefil olacak diye (kura çekmek için) kalemlerini atarlarken, sen yanlarında değildin, çekişirlerken de orada bulunmadın.

(Hz. Meryem, annesi tarafından Allah yolun­da mabede adanmış bir kız olduğu için cinsiyeti nedeniyle onun koruyuculuğunu kimin yapacağı konusu, mabetteki görevliler için bir problem ol­du. Bu nedenle görevliler problemi çözmek için kura çektiler.)

45- Hani melekler, «Ey Meryem! Al­lah sana kendisinden bir kelimeyi müjdeliyor. Onun adı Mesih, Meryem oğlu İsa’dır. O, dünyada da ahirette de şanı yüce ve Allah’a yakın kılınanlardandır»demişti.

46-  «İnsanlarla, beşikte iken de yetiş­kin iken de konuşur ve (o) salihlerden­dir.»

47- Meryem, «Rabbim! Bana bir in­san dokunmamışken nasıl çocuğum ola­bilir?» demişti. Melekler, «Allah diledi­ğini böylece yaratır. Bir işin olmasını dilerse ona, «0l» der ve o da olur» dedi­ler.

48- (Allah,) Ona (İsa’ya) kitabı, hikme­ti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretir.

49-  (İsa) İsrail oğullarına bir peygam­ber (olarak onlara şöyle diyecektir:) «Ben size Rabbinizden bir ayet getirdim. Ben size çamurdan kuş gibi bir şey yapıp ona üfleyeceğim de Allah’ın izniyle hemen kuş olacaktır. Anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştireceğim. Allah’ın izniyle ölüleri dirilteceğim. Yediklerinizi ve evleriniz­de stok ettiklerinizi da size haber vereceğim. İman etmişseniz bunda size(peygamberliğim hakkında üstün bir) delil vardır.»

50- «Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak ve (bazı günahlarınız sebebiyle) size haram kılı­nan bazı şeyleri de helâl kılmam için (gönderildim) Size Rabbinizden bir ayet (İncil) getirdim. O halde Allah’tan korkun, bana da itaat edin.»

51- «Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O’na ibadet edin, bu doğru yoldur.»

52- İsa onların (Yahudilerin) küfre saptıklarını hissedince, «Allah yolunda yardımcılarım kimler­dir?» dedi. Havariler şöyle dediler: «Biz Allah’ın yardımcılarıyız, Allah’a inandık, O’na teslim ol­duğumuza şahit ol.»

53- «Rabbimiz! İndirdiğine iman ettik, peygambere uyduk, bizi şahit olanlarla beraber yaz.»

54-  Düzen kurdular, Allah da onlara düzen kur­du. Allah, düzen kuranların en hayırlısıdır.

55-  Hani Allah demişti ki: Ey İsa! Ben seni tü­müyle alacağım, seni kendime yükselteceğim, se­ni küfre sapanlardan arındıracağım, sana uyanları kıyamet gününe kadar kâfirlerin üstünde tutaca­ğım. Sonra dönüşünüz banadır. Ayrılığa düştüğü­nüz hususlarda aranızda hükmedeceğim.

56- «Küfre sapanları ise dünya ve ahirette şid­detli azaba uğratacağım. Onların hiç yardımcıları da yoktur.»

57-  Allah, iman edip salih amelde bulunanların ecirlerini ise eksiksiz verecektir. Allah zalimleri sevmez.

58- Bunları biz sana ayetlerden ve hikmetli zikirden (Kuran’dan) okuyoruz.

59-  Şüphesiz Allah katında İsa’nın örneği; kendisini topraktan yaratıp son­ra da «ol» demesiyle olmuş olan Âdem’in örneği gibidir.

60-  Gerçek, Rabbindendir. O halde şüphelenenlerden olma.

61- Sana ilim geldikten sonra, bu hu­susta seninle kim tartışacak olursa, de ki: «Gelin oğullarımızı, oğullarınızı; ka­dınlarımızı, kadınlarınızı; nefislerimizi ve nefislerinizi çağıralım, sonra lânetleşelim de Allah’ın lanetinin yalancılara olmasını dileyelim.»

(Bütün İslam mezhepleri (hatta Hariciler da­hi) Peygamber’in Necran Hıristiyanları ile mübahale etmeye giderken kadınlardan Hz. Fatıma (a.s), evlatlarından Hasan ve Hüseyin (a.s), kendi nefislerinden ise Hz. Ali (a.s) dışında hiç kimseyi mübahale için götürmediği hususunda ittifak et­mişlerdir. Fahri Râzi’nin Tefsir-i Kebir ‘inde tas­rih ettiği gibi o gün Peygamber, üzerinde siyah ve yünden dokulu bir parçayla, mübahale için şehir­den dışarı çıktı. Hüseyin’i şefkat dolu kucağına al­mış ve Hasan’ın da ellerinden tutmuştu. Hz. Patı­ma (a.s) ardından, Ali’de (a.s) Fatıma’nın (a.s) ardından hareket ediyordu. Necran Hıristiyanları­nın piskoposu bu durumu görünce Hıristiyan ce­maate dönerek şöyle dedi: «Ben öyle çehreler gö­rüyorum ki eğer Allah’tan bir dağın yok olmasını dahi isteseler Allah onların duasına icabet ede­cektir. Sakın bunlarla mübahaleye girişmeyin, zira kesinlikle helak olursunuz. Öyle ki kıyamete kadar yeryüzünde bir tek Hıristiyan bile kalmaz.» Nec­ran heyeti bu manzara karşısında mübahale et­mekten çekinmiş ve cizye vermek üzere anlaşma imzalamak zorunda kalmışlardı.)

62-  Şüphesiz bu anlatılanlar gerçek kıssalardır. Allah’tan başka ilah yoktur. Doğrusu Allah güçlüdür, hikmet sahibi­dir.

63- Eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah bozguncuları bilendir.

64- (Resulüm!) de ki: “Ey Ehl-i Kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz. Şöyle ki Allah’tan baş­kasına tapmayalım, O’na hiçbir şeyi or­tak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp dabirbirimizi rabler edinmeyelim.” Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman, “Şahit olun ki biz Müslümanlarız!” de­yiniz.

65- Ey kitab ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz? Tevrat da İncil de şüphesiz ondan sonra indirilmiştir. Akıl etmiyor musunuz?

66-  Siz hadi bilginiz olan şey üzerinde tartıştı­nız. Ama bilginiz olmayan şey hakkında niçin tar­tışırsınız? Oysa Allah bilir, sizler bilmezsiniz.

67-  İbrahim, ne Yahudi ve ne de Hıristiyan idi; ama Allah’ı bir tanıyan ve (Allah’a) teslim olan bi­riydi ve şirk koşanlardan değildi.

68-  Doğrusu İbrahim’e en yakın olanlar; ona uyanlar, (hakeza) bu Peygamber ve iman edenler­dir. Allah iman edenlerin velisidir.

69-  Kitab ehlinden bir takımı sizi saptırmak is­terler; oysa sadece kendilerini saptırırlar da farkı­na varmazlar.

70- Ey kitab ehli! Sizler göz göre göre Allah’ın ayetlerini niçin inkâr ediyorsunuz?

71-  Ey kitab ehli! Niçin hakkı batıla karıştırıyor ve bile bile hakkı gizliyorsunuz?

72- Kitab ehlinden bir takımı şöyle dedi: «İman edenlere indirilene günün başında iman edin, sonunda ise inkâr edin; umulur ki onlar (şekke düşüp gerisin geriye) dönerler.»

73- «Sizin dininize uyanlardan başka hiç kimseye inanmayın» (dediler). De ki: «Şüphesiz hidayet, ancak Allah’ın hidayetidir. (Hakeza onlar, kendi aralarında şöyle dediler:) «Size verilenin benzerinin başka herhangi bir kimseye verildiğine yahut Rabbinizin huzurunda onların size karşı deliller getireceklerine de (inanmayın)De ki: «Lütuf ve ih­san Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir. Allah her şeyi kuşatan ve bilendir.»

74-  Dilediğini rahmetine özgü kılar, Allah büyük lütuf ve ihsan sahibidir.

75- Kitab ehlinden kantarla emanet bıraksan onu sana ödeyen ve bir dinar emanet etsen tepesine dikilmedikçe onu sana ödemeyen vardır. Bu (davranışları), onların, «Ümmiler (Yahudi olmayanlar)hakkında üzerimize bir yol (sorumluluk) yoktur» demelerindendir. Onlar bile bile Allah’a karşı yalan söylemektedirler.

76-  Evet, ahdini yerine getiren ve gü­nahtan sakınan (kimseler bilsin ki), Allah şüphesiz sakınanları sever.

77-  Şüphesiz Allah’ın ahdini ve ye­minlerini az bir değere satanlar var ya, işte onların, ahirette bir payları yoktur. Allah onlarla kıyamet günü konuşmaya­cak, onlara bakmayacak ve onları temi­ze çıkarmayacaktır. Elem verici azap da onlar içindir.

78-  Onlardan bir takımı (söyledikleri şeyler), kitapta olmadığı halde kitaptan zannedesiniz diye dillerini eğip büker­ler. O, Allah katından olmadığı halde, «Allah katındandır» derler ve bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.

79- Allah’ın, kendisine kitabı, hük­mü, peygamberliği verdiği bir insana (peygambere), «Allah’ı bırakıp bana ibadet edin» deme yetkisi yoktur. Lakin (her peygamber), «Öğrettiğiniz ve okuduğunuz kitap gereğince rabbani insanlar olu­nuz» (der).

80-  Allah size melekleri ve peygam­berleri rabler olarak benimsemenizi emretmez. Siz Müslüman olduktan sonra, size küfre sapmayı mı emredecek?

81-  Hani Allah peygamberler hakkında (ümmet­lerinden), «Size kitab ve hikmet verdikten sonra sizde olanı onaylayan bir peygamber geldiğinde ona mutlaka iman edip yardım edeceksiniz» diye söz almış ve «İkrar edip bu yükümü (ahdimi) yük­lendiniz mi?» demişti. «İkrar ettik» demişlerdi de Allah, «Şahit olun, ben de sizinle beraber şahitler­denim» demişti.

82- Artık bundan sonra kimler yüz çevirirse iş­te fâsık kimseler onlardır.

83-  Allah’ın dininden başka bir din mi arzu ediyorlar? Oysa göklerde ve yerde kim varsa, ister istemez O’na teslim olmuştur ve O’na döneceklerdir.

84-  De ki: «Allah’a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve torunlarına indirile­ne, Rableri tarafından Musa, İsa ve peygamberle­re verilene iman ettik, onları birbirinden ayırt et­meyiz, biz O’na teslim olanlarız.»

85- Kim İslam’dan başka bir din isterse, ondan kabul edilmeyecektir. O ahirette de hüsrana uğra­yanlardandır.

86- İnandıktan, peygamberin hak olduğuna şa­hadet ettikten ve kendilerine belgeler geldikten sonra küfre sapan bir kavmi, Allah nasıl hidayete eriştirir? Allah zalimleri hidayete eriştirmez.

87-  İşte bunların cezası; Allah’ın, meleklerin ve insanların hepsinin lanetine uğramalarıdır.

88-  Onlar onda ebedî kalacaklardır. Onlardan azap hafifletilmez ve onlara mühlet de verilmez.

89- Ancak bunun ardından tövbe edip düzelenler müstesnadır. Doğrusu Allah bağışlayıcı ve merhamet edicidir.

90- İnandıktan sonra küfre sapıp kü­fürlerini arttıranlar (var ya), onların tövbeleri kabul edilmeyecektir. İşte sapık­lar onlardır.

91-  Doğrusu küfre sapıp kâfir olarak ölenlerin hiç birinden, yeryüzünü dolduracak kadar altını fidye vermiş olsa bile, kabul edilmeyecektir. İşte elem verici azap onlaradır, onların hiç yardımcı­ları da yoktur.

92-  Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe erişemezsiniz. Her ne infak ederseniz, işte şüphesiz Allah onu bilir.

93-  Tevrat’ın indirilmesinden önce İsrail’in (Yakub’un) kendilerine haram ettiğinden başka, bütün yiyecekler İsrail oğullarına helal idi. De ki: (Deve eti ve sütünün haram olduğu hususunda) «Doğru sözlü iseniz Tevrat’ı getirip okuyun.»

94-  İşte bundan sonra her kim Al­lah’a karşı yalan isnat ederse, işte onlar zalimlerdir.

95-   De ki: «Allah doğru söyledi (bun­lar İbrahim dininde yoktu, o halde), Allah’ı bir tanıyan İbrahim’in dinine uyun. O, şirk koşanlardan değildi.»

96-  Doğrusu insanlar için ilk kurulan ev, âlemler için bereketli ve bir hidayet kaynağı olan Mekke’deki evdir (Kâbe’dir).

97-  Onda (Kâbe’de) apaçık deliller, İbrahim’in makamı vardır. Kim oraya girerse güvenlik içinde olur. Oraya yol bulabilen insana Allah için Kâbe’yi haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim küfre saparsa (ve haccı terk ederse bilsin ki), doğrusu Allah âlemlerden müstağnidir.

98-  De ki: «Ey kitab ehli! Niçin Allah’ın ayet­lerini inkâr ediyorsunuz? Hâlbuki Allah, bütün yaptıklarınıza şahittir.»

99-  De ki: «Ey kitab ehli! Siz (doğru olduğuna) şa­hitken, niçin Allah’ın yolunu eğri göstermeğe yeltenerek iman edenleri ondan çevirmeye kalkışıyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.

100- Ey iman edenler! Kitab verilenlerin bir ta­kımına uyarsanız, imanınızdan sonra sizi kâfir olmaya sevk ederler.

101- Allah’ın ayetleri size okunur, aranızda da peygamberi bulunurken nasıl küfre saparsınız? Kim Allah’a sarılırsa şüphesiz doğru yola iletil­miş olur.

102- Ey iman edenler! Allah’tan, sakınılması gerektiği gibi sakının ve sizler ancak Müslüman olarak can verin.

103- Toptan Allah’ın ipine sanlın da ayrılma­yın. Allah’ın size olan nimetini anın. Hani düş­mandınız, kalplerinizin arasını uzlaştırdı da onun nimeti sayesinde kardeşler oldunuz. Bir ateş çu­kurunun kenarında idiniz, sizi oradan kurtardı. Allah, hidayete erişesiniz diye size ayetlerini böy­lece açıklar.

104- Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk olsun. İşte kurtuluşa erişenler yalnız onlardır.

105- Kendilerine belgeler geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar içindir büyük bir azap.

106- Bir takım yüzlerin ağaracağı ve bir takım yüzlerin kararacağı gün (gelin­ce), yüzleri kararanlara, «İmanınızdan sonra küfre mi saptınız? Küfre sapma­nızdan dolayı tadın azabı» denecektir.

107- Yüzleri ağaranlar ise Allah’ın rahmetindedirler. Onlar onda temelli kalacaklardır.

108- İşte bunlar, sana hak olarak oku­duğumuz Allah’ın ayetleridir. Allah âlemlere zulmetmek istemez.

109- Göklerde olanlar da yerde olan­lar da sadece Allah’ındır. İşler Allah’a varacaktır.

110- Siz, insanlar için ortaya çıkarı­lan, iyiliği emreden, kötülükten alıko­yan, Allah’a iman eden hayırlı bir üm­metsiniz. Kitab ehli iman etmiş olsalar­dı kendileri için daha hayırlı olurdu. İç­lerinde iman edenler olmakla beraber, çoğu fasıklardır.

111- Onlar incitmekten başka size bir zarar veremezler. Sizinle savaşa koyu-lurlarsa, geri dönüp kaçarlar. Sonra ken­dilerine yardım da edilmez.

112- Nerede bulunsalar, Allah’ın ipine (İslam zimmetine) ve insanların ipine (emanına) sığınanlar müstesna, onlara alçaklık damgası vurulmuştur. Allah’tan bir gazaba uğramışlardır ve onlara mis­kinlik damgası vurulmuştur. Bu, Allah’ın ayetlerini inkâr etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmelerindendir. Bu, karşı gelmeleri ve taşkınlık yapmalarındandır.

113- Hepsi bir değildir. Kitap ehlinden secdeye vararak geceleri Allah’ın ayetlerini okuyup duran bir topluluk da vardır.

114- Onlar Allah’a ve ahiret gününe iman eder, iyiliği emreder, kötülükten men eder, hayırlarda yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir.

115- Onlar hayırdan her ne yaparlarsa, inkâr edilmezler. Allah takva sahiplerini bilir.

116-  Şüphesiz küfre sapan kimselerin ne mal­ları ve ne de çocukları, Allah’tan yana, onlara bir şey sağlayamaz. İşte onlar ateş ehlidir, onlar onda temelli kalacaklardır.

117- Onların, bu dünya hayatında yapmakta ol­dukları harcamaların durumu, kendilerine zulmet­miş olan bir kavmin ekinlerini vurup da mahve­den kavurucu bir rüzgârın durumu gibidir. Allah onlara zulmetmiş değildir, aksine onlar kendi kendilerine zulmetmişlerdir.

118- Ey iman edenler! Sizden olmayanı sırdaş edinmeyin. Onlar hakkınızda bozgunculuk et­mekten geri kalmazlar, sıkıntıya düşmenizi ister­ler. Onların öfkesi ağızlarından taşmaktadır, kalp­lerinin gizlediği ise daha büyüktür. Eğer akıl edi­yorsanız, şüphesiz size ayetleri açıkladık.

119- İşte siz, onlar sizi sevmezken onları seven ve kitapların bütününe iman eden kimselersiniz. Size rastladık­ları zaman, iman ettik» derler, yalnız kaldıklarında da size öfkelerinden par­maklarını ısırırlar. De ki: Kininizle ölü­nüz! Allah kalplerde olanı bilir.

120- Size bir iyilik gelse, onların fe­nalarına gider; başınıza bir kötülük gel­se buna sevinirler. Sabreder ve takva sa­hibi olursanız, onların hilesi size hiç bir zarar vermez. Allah işlediklerinin hepsi­ni(ilmiyle) kuşatmıştır.

121- Hani sen iman edenleri savaş için duracakları yerlere yerleştirmek üzere sabah erkenden ailenden ayrılmış­tın. Allah şüphesiz işiten ve bilendir.

122- Hani sizden iki takım çözülüp dağılmaya yüz tutmuş idi; oysa Allah onların velisi idi. İman edenler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.

(Bu iki grup, münafıkların lideri Abdullah İbn-i Ubeyy 300 adamıyla ayrıldığında tereddüde düşen Beni Seleme ve Beni Harise kabileleriydi.)

123- Hiç şüphesiz siz güçsüz bir du­rumda iken Bedir’de, Allah size yardım etmişti. Allah’tan sakının ki şükredebilesiniz.

124-  Hani iman edenlere, Rabbinizin size indirilmiş üç bin melekle yar­dım etmesi size yetmeyecek mi? diyor­dun.

125-  Evet, eğer sabrederseniz, sakı­nırsanız ve (bu durumda) onlar hemen üze­rinize gelirlerse, Rabbiniz size nişanlı beş bin melekle yardım edecektir.

126- Allah bunu, ancak size müjde olsun ve böylece kalpleriniz itminana ersin diye yapmıştır. Yardım, ancak güçlü ve hik­met sahibi olan Allah katındandır.

127- (Bu ilahi yardım) Küfre sapanların kökünü kesmek veya ümitsiz olarak geri dönecek şekilde hor kılmak içindi.

128- Allah’ın, onların tövbelerini kabul etmesi veya azap vermesi hususunda senin yapabileceğin bir şey yoktur; şüphesiz onlar zalimlerdir.

129- Göklerde olanlar da yerde olanlar da Al­lah’ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.

130- Ey iman edenler! Faizi kat kat alarak ye­meyin. Allah’tan sakının ki kurtuluşa erişesiniz.

131- Kâfirler için hazırlanmış ateşten sakının.

132- Allah’a ve peygambere itaat edin ki size merhamet edilsin.

133- Rabbinizin mağfiretine ve takva sahipleri için hazırlanmış ve eni gökler ve yer kadar olan cennete koşuşun.

134- Onlar bollukta ve darlıkta infak ederler, öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını affeder­ler. Allah ihsan sahiplerini sever.

135- Onlar fena bir şey yaptıklarında veya ken­dilerine zulmettiklerinde Allah’ı anarlar, günahla­rının bağışlanmasını dilerler. Günahları Allah’tan başka bağışlayan kim vardır? Onlar yaptıklarında, bile bile ısrar etmezler.

136- İşte onların mükâfatı; Rablerinden bağış­lanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde temel­li kalacakları cennetlerdir. Böyle amel edenlerin mükâfatı pek de güzeldir!

137- Sizden önce nice sünnetler (olaylar) gelip geçti. Yeryüzünde gezin de yalancıların sonunun ne olduğuna bir bakın!

138- Bu (Kur’an), insanlara bir açıkla­ma, takva sahipleri için de hidayet ve bir öğüttür.

139- Gevşemeyin ve üzülmeyin; eğer gerçekten müminler iseniz mutlaka en üstün olan sizlersiniz.

140-  Eğer siz bir yara almışsanız, (si­ze düşman olan) o topluluk da benzeri bir yara almıştı. Böylece biz, Allah’ın ger­çek müminleri ortaya çıkarması ve içi­nizden şahitler edinmesi için, o günleri insanlar arasında döndürür dururuz. Al­lah zulmedenleri sevmez.

141-  Ve inananları günahlardan arıtmak, kâfirleri de yok etmek için (günleri insanlar arasında böyle çevirmektedir).

142-  Yoksa Allah, içinizden cihat edenleri ve sabredenleri belirtmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?

143-  Şüphesiz ölümle (cihatla) karşı­laşmadan önce onu temenni ediyordu­nuz; (ama şimdi) ölümü görünce (tedirgin gözlerle) bakıyorsunuz.

144-  Muhammed ancak bir peygam­berdir. Ondan önce de peygamberler geçmişti. Ölür veya öldürülürse, topuk­larınız üzerinde gerisin geriye mi döneceksiniz? İki topuğu üzerinde gerisin geri dönen kimse, Allah’a hiç bir zarar vermez. Allah şükredenlerin mükâfatını verecektir.

(Şevahid’ut Tenzil c.l s.136’da yer aldığına göre Huzeyfet’ul Yemani şöyle demiştir: «Uhud savaşında ashap bozguna uğradıklarında İmam Ali ve Ebu Dücane Resulullah’ın yanında savaşa­rak müşrikleri Hz. Resulullah’tan uzaklaştırdılar ve bunun akabinde Allah-u Teâlâ mezkûr ayeti Ali ve Ebu Dücane hakkında nazil buyurdu.»)

145- Hiç bir kimse Allah’ın izni ol­madan ölmez. O, süresi belirtilmiş bir yazgıdır. Kim dünya sevabını isterse ona ondan veririz ve kim ahiret sevabını isterse ona da ondan veririz. Biz şükredenleri pek yakında mutlaka ödüllendireceğiz.

146- Nice peygamberlerin yanında pek çok Rabbani kimse savaşmıştır. Allah yolunda başla­rına gelenlerden ötürü gevşememişler, yılmamış­lar ve boyun eğmemişlerdi. Allah, sabredenleri sever.

147- Dedikleri ancak şu idi: «Rabbimiz! Gü­nahlarımızı, işimizdeki aşırılıklarımızı bize bağış­la, ayaklarımızı sabit kıl ve kâfirlere karşı bize yardım et.»

148- Bu yüzden Allah onlara dünya sevabını ve ahiret sevabının güzelliğini verdi. Allah ihsan sahiplerini sever.

149- Ey iman edenler! Küfre sapanlara itaat ederseniz, sizi topuklarınız üzerinde gerisin geri döndürürler de hüsrana uğrarsınız.

150- Hayır, mevlanız Allah’tır. O, yardım edenlerin en iyisidir.

151- Hakkında hiç bir delil indirmediği şeyi Allah’a ortak koşmalarından ötürü, küfre sapanla­rın kalbine korku salacağız. Onların varacağı yer ateştir. Zalimlerin konaklama yeri pek de kötü­dür!

152-  Hiç şüphesiz Allah, size verdiği sözünü doğruladı. Hani O’nun izniyle onları kırıp geçi­yordunuz, ama Allah size arzuladığınız zaferi gösterdikten sonra gevşeyip bu hususta çekiştiniz ve isyan ettiniz. Sizden kimi dünyayı, kimi ahire-ti istiyordu; derken denemek için Allah sizi onlardan savdı (geri çevirip bozguna uğrattı) ve O, (sonunda) sizi bağışladı. Allah iman eden­lere bol lütuf sahibidir.

153-  Hani Peygamber sizden geriye kalan topluluk İçinde sizi (arkanızdan dire­nişe) çağırırken, kimseye bakmadan hız­la uzaklaşıyordunuz; kaybettiğinize ve başınıza gelene üzülmeyesiniz diye Al­lahsizi kederden kedere uğrattı. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

154-  Kederden sonra bir takımınızı (kaçtıklarına pişman olanları) saracak şekilde size güven veren hafif bir uyku indirdi; kendi canlarının kaygısına düşmüş bir gurup da haksız yere Allah hakkında cahiliye zanlarına kapıldılar. «Bu işten (Allah’ın yardımından) bir payımız var mı?» diyorlardı. De ki: «İşlerin tümü Allah’ındır.» Sana açmadıklarını içlerinde gizliyorlar. Bu İşten (Allah’ın yardımından) bir nasibimiz olsaydı, burada öldürülmezdik» diyorlardı. De ki: «Evlerinizde olsaydınız, haklarında ölüm yazılı olan kimseler, yine de devrilecekleri yere ge­lirlerdi.» Bu, Allah’ın içinizde olanı de­nemesi, kalplerinizde olanı arıtması içindir. Allah gönüllerde olanı bilir.

155-  İki topluluğun karşılaştığı gün şeytan, ba­zı yaptıklarından ötürü içinizden yüz çevirenlerin ayaklarını kaydırmıştı. Allah, şüphesiz onları af­fetti. Gerçekten Allah bağışlayandır, hilim sahibi­dir.

156-  Ey iman edenler! Yolculuğa çıkan veya savaşa giden kardeşleri hakkında, Onlar yanı­mızda olsalardı ölmezler ve öldürülmezlerdi» di­yen küfre sapanlar gibi olmayın. Allah bunu (batıl arzuları)kalplerine bir hasret olarak bırakır. Diril­ten de öldüren de Allah’tır. Allah yaptıklarınızı görür.

157-  Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, size Allah’tan, onların topladıklarından daha ha­yırlı bir mağfiret ve rahmet vardır.

158-  Hiç şüphesiz ölseniz de öldürülseniz de Allah katında toplanacaksınız.

159-  Allah’ın rahmetinden dolayı sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalp­li olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onlara mağfiret dile, iş hakkında on­lara danış, fakat karar verdin mi artık Allah’a te­vekkül et, doğrusu Allah tevekkül edenleri sever.

160- Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur; eğer sizi yardımsız bırakırsa, O’ndan baş­ka size yardım edecek kimdir? İman edenler yal­nızca Allah’a tevekkül etsinler.

161- Bir peygamberin emanete hıyanet etmesi olur şey değildir. Kim emanete hıyanet ederse, kı­yamet günü hıyanet ettiği şeyle gelir, sonra hak­sızlık yapılmaksızın herkese kazanmış olduğu ödenir.

162- Allah’ın rızasına uyan kimse, Allah’tan bir gazaba uğrayan, barınma yeri cehennem olan ve dönülecek yeri pek de kötü olan kimse gibi midir?

163- Allah katında onlar derece dere­cedir. Allah, işlediklerini görmektedir.

164- Allah, müminlere, aralarından kendilerine Allah’ın ayetlerini okuyan, onları arındıran ve onlara kitap ve hik­meti öğreten bir peygamber göndermek­le büyük bir minnette (taşınması, hazmedilmesi dayanılmaz ve ağır olan bir iyilikte) bulun­du. Şüphesiz bundan önce açık bir sa­pıklık içinde idiler.

165- (Onları) iki misline uğrattığınız bir musibete kendiniz uğrayınca mı, «Bu nereden?» dersiniz? De ki: «O, ken­di tarafınızdandır.» Doğrusu Allah her şeye kadirdir.

166- İki topluluğun karşılaştığı günde başınıza gelen, Allah’ın izniyledir. Bu (Uhud yenilgisi), iman edenleri belirtmesi içindir.

167- (Uhud yenilgisi) Hem de Münafık­lık edenleri belirtmek içindi. Münafıklık edenlere, «Gelin, Allah yolunda savaşın veya hiç olmazsa savunmada bulunun» dendiği zaman, Eğer savaşmayı bilsey­dik, ardınızdan gelirdik dediler. O gün, onlar imandan çok küfre yakın idiler. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylü­yorlardı. Allah gizlediklerini onlardan iyi bilir.

168- Onlar oturup kardeşleri için, «Bize itaat etselerdi öldürülmezlerdi» dediler. De ki: «Eğer doğru sözlü iseniz, ölümü kendinizden savın.»

169- Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın, Hayır! Onlar diridirler. Rableri katında rızıklandırılırlar.

170- Allah’ın kendilerine lütfünden verdiği şeylere sevinirler ve arkalarından kendilerine ka­tılmayan kimselere, kendilerine korku olmadığını ve kendilerinin üzülmeyeceklerini müjdelemek isterler.

171- Onlar Allah’tan olan nimet ve bol bağışa sevinirler ve şüphesiz Allah iman edenlerin ecrini asla zayi etmez.

172- Onlar ki kendilerine yara isabet ettikten sonra, Allah ve Resulünün çağrısına icabet ettiler. İçlerinden iyilik yapanlar ve sakınanlar için yük bir ecir vardır.

173- İnsanlar onlara, «Düşmanınız olan insanlar size karşı bir ordu topladılar, onlardan korkun dediler. Bu, onların imanını artırdı da, Allah bize yeter. O pek de güzel bir vekildir dediler

174- Bu yüzden kendilerine bir kötülük dokun­madan, Allah’tan nimet ve bollukla geri döndüler ve Allah’ın rızasına uydular. Allah büyük bir bol­luk sahibidir.

175- İşte o şeytan ancak kendi dostlarını kor­kutur, iman etmişseniz onlardan korkmayın, ben­den korkun.

176- Küfürde yarışanlar seni üzmesin; şüphe­siz onlar Allah’a bir zarar veremezler. Allah ahirette onlara bir pay vermemeyi diliyor ve onlara büyük azap vardır.

177- Şüphesiz iman karşılığında küfrü satın alanlar, Allah’a hiç bir zarar veremezler. Onlar için elim bir azap vardır.

178- Küfre sapanlar, kendilerine vermiş oldu­ğumuz mühletin sakın kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz onlara ancak, gü­nahları çoğalsın diye mühlet veriyoruz. Küçültücü azap onlaradır.

179- Allah iman edenleri sizin duru­munuzda bırakacak değildir, sonunda temizi pisten ayıracaktır. Allah size gaybı bildirecek değildir; fakat Allah peygamberlerinden dilediğini seçip, ona gaybı bildirir. Artık Allah’a ve peygam­berlerine iman edin; iman eder ve takva­lı olursanız size büyük ecir vardır.

180-Allah’ın bol nimetinden verdik­lerinde cimrilik edenler, sakın bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanma­sınlar, belki bu onların kötülüğünedir. Cimrilik yaptıkları şey, kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah yaptıkla­rınızdan haberdardır.

181-Allah gerçekten de, «Allah fakir; biz zenginiz» diyenlerin sözünü işitmiş-tir. Dediklerini ve haksız yere peygam­berleri öldürdüklerini elbette yazacağız da, «Yakıcı azabı tadın» diyeceğiz.

182-İşte bu, sizin ellerinizle işlediği­niz günahların karşılığıdır. Şüphesiz Al­lah kullara asla zulmetmez.

183-«O kimseler ki (insanlar yerine) ateşin yediği (yaktığı) bir kurban (hükmünü) getirmedikçe hiç bir peygambere inanmamak üzere Allah bizden ahit aldı» derler. (Onlara) De ki: «Benden önce pey­gamberler size apaçık belgeler ve dediğiniz şeyi getirdi. Doğru sözlü iseniz niçin onları öldürdünüz?»

(el-Menar tefsiri esasınca Yahudiler bazı kur­banlarını yemiyor, yakıyorlardı. Peygamber onla­ra kurbanlıkların yakılmamasını, yenilmesini em­redince bu defa Yahudiler, Allah’ın kendilerinden kurbanların yakılması hükmünü getirmeyen bir peygambere iman etmemek üzere ahit aldığını ileri sürerek akıllarınca teslim olmaktan kaçındılar.)

184- Seni yalancı saydılarsa, senden önce açık deliller, hikmetli sayfalar ve aydınlatıcı kitap ge­tiren peygamberler de yalanlanmıştı.

185- Her insan ölümü tadacaktır. Kıyamet gü­nü, ecirleriniz size mutlaka ödenecektir. Ateşten uzaklaştırılıp cennete sokulan kimse artık kurtul­muştur. Dünya hayatı, sadece aldatıcı bir metadan ibarettir.

186- Hiç şüphesiz mallarınız ve canlarınızla sı­nanacaksınız ve sizden önce kitab verilenlerden ve şirk koşanlardan, çok üzücü sözler işiteceksi­niz. Sabreder ve takvalı olursanız, bilin ki bu (sa­bır ve takva, insanı) İşlerde azim (ve irade sahibi kılan) şeylerdendir.

187-  Hani Allah, kitab verilenlerden, «Onu insanlara açıklayacaksınız ve gizlemeyeceksiniz» diye ahit almıştı. Onlar ise, onu arkalarına atıp az bir değere sattılar. O satın aldıkları, pek de kötü bir şeydir!

188-  Ettiklerine sevinen ve yapmadıklarıyla övülmeyi sevenlerin, sakın azaptan kurtulacakla­rını sanma; (aksine) elem verici azap onlaradır.

189-  Göklerin ve yerin egemenliği Allah’ındır. Allah her şeye kadirdir.

190- Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde akıl sahiple­rine şüphesiz deliller vardır.

191- Onlar ayakta iken, otururken ve yan yatar­ken Allah’ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler de, «Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın, sen münezzehsin. Bizi ateşin azabından koru» derler.

192- «Rabbimiz! Sen ateşe kimi so­karsan, onu şüphesiz rüsva etmiş olur­sun, zulmedenlerin hiç yardımcıları yoktur.»

193- «Rabbimiz! Doğrusu biz «Rabbinize iman edin» diye imana çağıran bir çağırıcıyı işittik de iman ettik. Rab­bimiz! Günahlarımızı bize bağışla, kötülüklerimizi ört, canımızı iyilerle bera­ber al.»

194- «Rabbimiz! Peygamberlerinle vaat ettiklerini bize ver, kıyamet günü bizi rezil etme. Sen şüphesiz sözünden caymazsın.»

195- Rableri onlara (dualarını kabul ede­rek şöyle) cevap verdi: «Birbirinizden meydana gelen sizlerden erkek olsun, kadın olsun, iş yapanın işini boşa çıkar­mam. Hicret edenlerin, memleketlerin­den çıkarılanların, yolumda ezaya uğra­tılanların, savaşan ve öldürülenlerin gü­nahlarını elbette örteceğim. Hiç şüphe­siz onları, Allah katından bir ödül olarak altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Ödüllerin en güzeli şüphesiz Allah kalındadır.»

196- Küfre sapanların diyar diyar ge­zip (refah içinde) dolaşması sakın seni aldatmasın.

197- (Bu) Az bir faydalanmadır, sonra onların varacakları yer cehennemdir. O pek de kötü bir yataktır!

198- Fakat Rablerinden sakınanlara, Allah ka­tından ilk ikram olarak altlarından ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetler vardır. Allah katındaki şeyler ise, iyiler için daha hayırlıdır.

199- Gerçekten kitap ehlinden de Allah’a, size ve kendilerine indirilene, Allah’a boyun eğerek iman edenler ve Allah’ın ayetlerini az bir değere satmayanlar vardır. İşte onlar için Rableri katında ecirleri vardır. Şüphesiz Allah hesabı çabuk görendir.

200-Ey iman edenler! Sabredin, hep birlikte dayanın, dayanışma içinde olun ve Allah’tan sakının ki kurtuluşa erişebilesiniz.

Bana whatsapptan ulaş mı diyorsun? Numaranı bırak